Perşembe, Eylül 15, 2011

Erasmusçuluk ilk günümün izlenimleri

Erasmus denen şeye başladım. Salı günü Paris'e gittim, orda arkadaşım Y.T'in yanında kaldım. Ertesi gün trene binip 5 ay okuyacağım şehir olan Rouen'a gittim. Yurda geldiğimde giriş katta kimse yoktu, sadece çok tuhaf bir çocuk vardı. "Anahtarları burdan mı alıyoruz?" dedim. Sonra karşılıklı sustuk. Sonra onun bir arkadaşı geldi, o daha konuşkan olduğu için onlarla tanışmış oldum. Bunlar dündü, yurttaki ilk arkadaşlarım onlar olmuş oldu böylece. Tuhaf çocuk Montrealli imiş. Arkadaşı Kazablanka'dan geliyormuş. Tuhaf çocuk benimle geldi, işlemleri tamamladık. Sonra bana çikolatalı ekmek getirdi. Sonra bana "sıkılırsan gel" dedi. Ben de işleri yaptım, akşama doğru sıkıldım tuhaf çocuğun yanına gittim. Bir baktım ersamusçuluk yaşamına dalmışlar bu ve bunun 19- 23 yaş arası erasmus arkadaşları.

Bu grup hırt zırt veya pırt için bir araya gelmiş enternasyonal ve banal bir genç grubunun bütün klişelerine sahipti:

Habire bağıran iri yarı Meksikalı genç (o kendine "party animal" diyor)
Bir iki tane süslü ve konuşmayan latin amerikalı kız
İki tane çok güzel Polonyalı kız, biri "oo bensiz mi partiye başladınız!!" "of çok akşamdan kalmayım" laflarını ağzından düşürmez
İri yarı Meksikalı genç gibi bir "party animal" olma meraklısı Kanadalı sessiz çocuk (Meksikalı gençle erotik danslar yapıyorlar)
Şilili ve en azından akıllı bir insan
Üç Faslı (özellikleri politika hakkında konuşmaya olan hevesleri): En çok bunlarla anlaştım. Faslılık üzerine konuştuk.
İki Alman (bunlar bulundukları ortama göre daha olgunlar. aralarında almanca konuşuyorlar): Bunları "woher kommst du?" "ich kann nicht deuscth sprechen aber ich mochte lernen" cümleleriyle tekilemeye çalıştım, "wow" filan dediler.
Yabancılardan nemalanmaya gelmiş iki çıkarcı fransız (geçen sene de Erasmuslarla takılıyorlarmış): Bunlardan biri yabancı kızlara "büyytüful görrrrğl" diyip duruyordu. Önce bu iltifatlara çok sevindim, ama sonra baktım ki herkese yapıyor. Herkesi öpmeye çalışıyordu. Zannediyorum ki buna vakıf olamadı.

Bu tiplerle şehre gittik, sonra Faslı çocukla yine faslılık üzerine duygusal konuşmalar yapa yapa odama çıktım. Bir de baktım anahtar girmiyor. Çok korktum, aşağı indim, görevliye söyledim. onun da yardımıyla kapıyı açtık. Daha doğrusu biz açmadık, uykusundan uyanmış kızgın biri açtı. Meğersem yanlış binaya girmişim.

Böylece yaş 18 bir erasmus günü geçirmiş oldum... Ama çok memnunum.

5 yorum:

cledora dedi ki...

rouen madame bovary'nin yaşadığı kasaba değil mi? ya da yanlış hatırlıyorum.

sinirkoyu dedi ki...

oha hatırlamıyordum ama öyleymiş. ama burası artık bir kasaba değil!!:P eski şehir çok güzel.

sinirkoyu dedi ki...

ve hatta musée flauvert ve medecine diye bir müze varmış ama daha gidemedim ne yazık ki...

sinirkoyu dedi ki...

flaubert pardon

Adsız dedi ki...

hırt zırt ve pırt :) ve daha birçok şey. kopuyorum hala.

e.y