bugün çok tatlı başladı, çok sıkıntılı bitti. annem nöbetçiydi, kardeşimin sınavları vardı, babam da yeminli mali müşavirlik sınavına hazırlanıyor. (şimdilik yeminsiz) benim de ayın 22sine kadar finallerim var, 25ine kadar ise 2 ödev teslimi. kardeşimle kapımızı kapattık, su ısıtıcısını, çayları, kahveleri, çay keyfi bisküvimizi de yanımıza aldık. o koltukta, ben masada tatlı tatlı çalışmaya başladık. sıkı giyinmemize rağmen üşüyorduk, bu yüzden elektrikli radyatörü de yaktık. dışarda yağmur yağar, hayvanlar, insanlar sırılsıklam üşürken doğrusu şanslı kullardandık. bir şansımız da tek çocuk olmayışımızdı. kardeş kardeş oturmak çok hoşumuza gitti. çalışmaktan çok konuşuyorduk neredeyse.
-elif, burayı klüp odası yapalım canım.
-klüp odası ne abla?
-canım sizin lisede yok mu tiyatro klübü odası?
-var ama öyle yuva gibi değil.
-benim kastım yuva gibi olan. afacan beşlerdeki gibi. bir de pano asalım buraya.
-çok süper olur abla. annemleri de almayız.
akşamüstü mutfağa gidip pilav, salata yaptım. babam da biftek yaptı. dünden kalan domates çorbası ve zeytinyağlı fasülye ile güzelce bir yemek yedik. sonrasında kendimi saatlerce çalışan kişileri gözümün önüne getirerek tekrar motive etmeye çalıştım: "kalemler, defterler, saatler süren zihinsel faaliyet, çalışma, çalışma!" diyerek. ama kardeşimi lafa tuttum. "ee, sonra ne olmuş? o ne yapmış? neden?" diyerek. elif de buna sinir olur. biri bir şey anlatmaya başlayınca beni eğlendirsin isterim, masal anlatır gibi de ondan. "ya, yeter senle muhabbet etmekten çok sıkıldım" dedi. ve ben saatlerce burcuoğlu'nun aslında ne dediğini çözmeye çalıştım. doktrin şunu demiş. ama hoca şunu diyor. doktirin şunu demiş. ama hoca şunu diyor. ve ümitsizlik içinde bıraktım şimdi. nefret ediyorum, yalvarıyorum ki şu iş bitsin. deniz tren bileti aldı. bana hediye ediyormuş bileti. 3 günlüğüne yunanistan'a götürecek beni. inanılmaz bir şey.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder