Pazar, Şubat 14, 2010
bugün zeki ile yürürken hıncal uluç'u gördük. "aaa, bak hıncal uluç" dedim. o da "dur, bir şey soracağım" dedi. ben utancımdan koşup bir arabanın arkasına saklandım. uzun bir süre konuştular. sonra zeki elini kolunu sallayarak geldi. gidip beşiktaş'ın durumunu sormuş. günün geri kalanı ise durgun ve ılık havanın, denizin, tepelere vuran ışığın etkisiyle güzeldi. ayıptır söylemesi, isviçre'nin soğuğundan sonra insana "niçin gittim boşuna?" dedirten, insana iyi gelen bir havaydı. sonra eve gittim. yuvama girince kendimi gereksiz bir insan gibi hissetmeye başlıyorum. akşamları insan kendi kendine sormadan edemiyor: "işte bir gün daha bitti. yine olduğum yerdeyim. her güzel gün bitiyor. üstümdeki bu yük nedir?" o zaman, sanki gündüz geçen güzel saatler hiç olmamış, ben sanki sabahtan beri sıkıcı odama hapismişim gibi geliyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 yorum:
Dış kapının mandalı olarak bir yorum yapacağım ama söylediğin şeyi kendi halime çok benzettim."sanki gündüz geçen güzel saatler hiç olmamış, ben sanki sabahtan beri sıkıcı odama hapismişim gibi geliyor." demişsin ya.bence bu bi şeyleri arayıp bulamamış olmaktan kaynaklanıyor.yani bende öyle oluyor.eve dönerken aradığım şeyi(ne olduğunu da bilmiyorum) bulamamış olmanın sıkıntısı basıyor.o gün güzel geçmiş olsa da içimde bi tatminsizlik oluyor gene de...
yok canım niçin dış kapının mandalı olsun? ya herhalde öyle, ya da belki gece de bir yere gitmek istedim, gidemedim, bazen evde olmayı sevmiyorum, böyle basit bir sebebi de olabilir:)
aynen.. belki de evimden nefret ediyorum o yüzden odam beni sıkıyor :S
olabilir tabi neden olmasın:)
Yorum Gönder