dün gece 5 kişiden ibaret sosyal çevremdeki (ailem dahil) iki arkadaşımdan biri olan sevil'le bu konuda konuştuk ve insan olmadığımıza karar verdik. bu ciddi konu için bayağı ön hazırlık gerekti. öncelikle deniz avcı yatmalıydı. sonra çay yaptık, zihnimizi açmak için kaşar ve salam yedik. son olarak işin ciddiyetini vurgulamak için sigara içmemiz gerekti. uzun tartışmalardan sonra şuna karar verdik ki tam olarak, insan gibi insan değiliz. bu konuyu sistematik bir biçimde ele alacağım.
öncelikle insan olmak için 2 kriter koyduk:
- yaşadığı toplumun değişik kesimleriyle bütünleşebilmek
- karar verme ve risk alma yeteneği
ilk önkoşulu pek beceremiyorduk. bu yüzden yaşamımız çok sıkıcıydı. değişik bir manzarayla karşılaşınca büyüleniyor, fakat o insanların yanında ne diyeceğimiz bilemiyor, birbirimizden ölesiye sıkılıyor fakat birimiz balık, diğerimiz suymuşçasına birbirimizin yanında rahatlıyorduk. konuşma konularımız "şunun cildi güzel, şu fena giyinmiyor, ben şunla çıksam nasıl olur"dan ibaretti. fakat sözle ifade etmediklerimiz alttan akan su gibi bizi yabancılıktan, dış dünyadan temizliyordu.
ikinci önkoşulda ise birer hiçtik. örneğin ikimiz de okuduğumuz bölüme tesadüfen girmiştik. ben beynimin köşesiyle grafiker olmayı düşünmüş fakat kendimi böyle bir meslekte hayal edememiştim. ankara'ya gitmekten günlerce bahsetmiştim ama gitmeyeceğimi bilerek. bir "olmalı", beni girmeyi hiç düşünmediğim okula girdirmişti. iyi kötü karar alıp uygulamış insanların arasında bunlardan hangisi daha tırt acaba diye düşünüyorduk.
sevil'le bunları tartıştıktan sonra şu yan konulara da değindik:
-insanların bunlar da dert mi diye bizi küçümsemesi: bu olgu yüzünden kimseye dertten saydığımız şeyleri anlatmamaya karar verdik.
-bunların dert olup olmadığından kendimizin de pek emin olmaması: emin olamamamızın sorun teşkil etmediğine karar verdik.
-kim gibi yaşamak istediğimiz: yaşıtlarımız arasından kimseyi beğenemedik. bir önceki kuşağın erkekleri gibi yaşamayı çekici bulduk.
-bunları istemenin şımarıkça olup olmadığı: hayır efendim hiç de şımarıkça değildi. biz bir çift ugg çizme, louis vitton çanta istemiyorduk. latin amerika'da planlanmış bohem tatiller de istemiyorduk. biz kendimizi hem yollarımız çizilmiş gibi, hem de belirsizlik içinde hissetmek istemiyorduk. insanın doğal faaliyetini, eyleme geçmeyi arzuluyorduk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder