Çarşamba, Kasım 01, 2006

günlük yaşamımı anlatıyorum

dün öss çalışma kütüphanemizde yukarda çalışmaya çalışıyordum ama alt katta babalama team tüm hayvanlıklarını yapıyordu ve bu çok ses çıkarıyordu. ben de dayanamayıp "eeeeh, sıçıcam ha!" diye kavgaya gittim, çalışmaya niyetim olduğundan değil tabi sadece canım uzun zamandır şöyle yumruğumu masaya dayayıp çatır çatır kavgaya tutuşmak istiyordu ve bunun için alt kattaki frpçi erkeklerden uygunu olamazdı. neyse sonra kavgamız bitti ve ben yukarı çıktım, bir de baktım, orta kurdan sesler geliyor, pencereden baktım galatasaray maçını dev projektörlerle yansıtmışlar izliyorlar. vay anasını dedim, oturup pencereye maçı seyrettim bir süre, sonra yatakhaneye çıktım. nihan'ın yanına gittim, ona "hadi gel abazan muhabbeti yapalım" dedim, kıkır kıkır gülerek, o da beni çekip öptü uzun uzun, "canımsın" dedi, sonra yatağını toplattı bana.

bu günüm ise daha güzel geçti. özel ders almaya giderken hocadan dersin iptal olduğunu öğrendim, sonra döndüm geriye, şıvgın ve mesut'la karşılaştım. "ben de tam size geliyordum" dedim, beşiktaş'a gittik beraber. mesut'la ben mesut'un özel parkına gittik. oraya yalnız başıma gitmemi istemiyor çünkü orası onun keşfettiği bir parkmış. mesut'la pek konuşmamıştım daha önceleri. akıllı sözleriyle büyüledi beni. tarihe girmiş insanlardan söz etti, tarihe girmek için neler yapmak gerektiğini anlattı. benim için çok yararlı oldu denilebilir çünkü ben dinleyici pozisyonundaydım. ben mütevazı bir kişi gibi gülüyor ve kendimi bu tür şeyler için fazla yetersiz bulduğumu söylüyordum. "sen ne olmak istiyorsun?" diye sordu bana, ben de "bazı kişilerin sevdiği ve beğendiği, işini iyi yapmaya çalışan, çok ses getirmeyen ama hoşa gidebilen bir şarkıcı olmak isterim." dedim. "normali de bu zaten." dedi. kalktık ben okula gittim sonra. hava kararıyordu yavaş yavaş. istiklal caddesi fıkır fıkırdı. botaniğe gidip oturdum, çantalarım ağır olduğu için. karşı apartmanda oturan ve röntgenciliğni yaptığım adama baktım bir süre.

içimde bir huzur vardı. daha önceki yaşamımı sıkıntı, yani ıstırap verici buldum. bu doğru gerçekten. niçin yanımda bir platon, bir sokrates yok? diye düşündüm. çok akıllı biri bana yön verebilir, bana benim için neyin yararlı neyin yararsız olduğunu söyleyebilir, beni çekip çevirebilir diye düşündüm. mesut onların senden benden daha akıllı olmadığını söylüyor. ancak ben erkeklere, çıkma mıkma işlerine, alkışlanmaya, günlük yaşama meyilli biriyim bir bakıma, üstelik kendimi çok çok özel hissetmiyorum. iyi ki hissetmiyorum, diye düşündüm. daha çok okumalı, bu adamların düşüncelerini öğrenmeli ve kendim için elimden gelenin en iyisini yapmalıyım diye düşündüm. çıkarıp bir kitabın önsözünü okudum. tam yazarın sevmediği birinin yapıt hakkındaki kötü düşüncelerine (yani işin dedikodulu, en zevkli kısmına) gelmiştim ki bıraktım. eve gittim.

4 yorum:

asdfgh dedi ki...

vay anasını sayın seyirciler! ben maç izlemeyi severim; ama bir süredir vakit bulamamıştım, canım çekti şimdi. bir de röntgencilik ne zaman yapmıştım en son, onu düşündüm.
günlük yaşam olsun, insanlara bir şeyler katıyor ve bazı şeyleri hatırlatıyorsa eğer, en az diğer yazılar kadar değeri vardır onların bence.(cümleye bak, çay demle)

Emir Bey dedi ki...

"sen ne olmak istiyorsun?" diye sordu bana, ben de "bazı kişilerin sevdiği ve beğendiği, işini iyi yapmaya çalışan, çok ses getirmeyen ama hoşa gidebilen bir şarkıcı olmak isterim." dedim. "normali de bu zaten." dedi.

:ayaktaalkışıhakedenistek:

draumur dedi ki...

Ezgi Abla hiç Regina Spektor dinlediniz mi? Şarkıları sizinkilere pek benziyor. Şimdilik tavsiye edeceklerim:

Poor Little Rich Boy
Edit
The Flowers
Your Honor
Ghost of Corporate Future
Apres Moi

Dinledikçe beni hatırlarsınız artık.

sinirkoyu dedi ki...

kesinlikle dinlicem ve tabi ki hatırlarım :))