her neyse. dişi şeytan kitabının arkasında yazanlardan şunu çıkarmıştım: kitapta kesin lezbiyen bir ilişki vardı. sonra biraz çıldırma ve sınırları deneme ile alakalıydı. benim edindiğim izlenim buydu. ne alaka diye soracaksınız ama tıpkı biraz duras'nın sevgili ya da tim bilmemkimin parfümün dansı kitabında olduğu gibi. fakat kitap çok ölçülü ve iyi anlatılmıştı. çok iyi anlatılmıştı ama konusunda bir ilginçlik yoktu aslında. yine de kitabı sevdim diyebilirim. bıraktığım anda tekrar okumak istedim, gerçekten zevkliydi. yalız ekşi sözlükte kitabı ezmiş iki kişi. neden oraya baktım onu ben de bilmiyorum. aptal mılar neler. beğenmezsen bile, git köşende piponu iç, di mi? belçika'yı tanımış biri için kitap iyi bence. bunun nedenini de az sonra açıklayacağım.
kitabın belçika'da geçmesi iyi olmuş. az sonra tartinlerden de bahset de havamızı bulalım, diyecek kıvama gelmiştim. neden belçika? çünkü bu yerin bir türlü güzel bir resmini çizemiyorum kafamda. anılarım küçük, bulanık resimlerden ibaret.
her neyse ben bugün olduça karanlık ve depresif bir gün geçirdim. çünkü aslında hiç hatıram yokmuş gibi geliyordu. aslında sıkıcı bir gün geçirmenin nedeni yoktur. sıkıcılık, nedensiz mutluluklar gibidir. bir bakış açısına bazen günün başlangıcında sahip oluyorsun. o bakışından daha öteye gitmen olanaksız. örneğin ben size blogumda ilginç şeylerden bahsedebiliyor muyum, hayır. fakat kendimi buna zorunlu görmeseydim, ben de mi o aptal yazıları yazanlardan olacağım diye düşünmeseydim, sadece yaşamaya baksaydım, sadece yaşamaya... evet, yaşamaya ve görmeye anları hatırlamaya, çünkü aslında yabana atılmayacak bir anı hazinem var. yaşamak bana çok güzel geliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder