Salı, Eylül 22, 2009

yürürken özgür olduğumu bir daha ve bir daha hissediyorum. bir amaca doğru, işine doğru, bir kaçınılmaz sona doğru yürürken özgür olmazsın elbet. benimkisi amaçsız yürümek. bacakların makas gibi açılıp kapanması. evden çıkar, öncelikle beşiktaş iskelesine yürürüm, ki bu bir 15 dakikayı alır. sonra iş, karaköy istikametine mi, arnavutköy istikametine mi yürüneceğine karar vermektir. ilkini seçersem bazen ta sirkeci'ye kadar yürürüm. ikincisini seçip bebek'e kadar yürümüşlüğüm vardır. yalnız yürürken bazen sıkılırım. kafamın içi bir hapishaneye dönüşmeye başlayınca, örneğin tophane'de isem bir bank molası veririm. bazen buna bir çay eşlik eder. en güzeli bir kitabın eşlik etmesidir. böylece kafamın içindeki radyo susar, yolun geri kalanında da düşünecek yeni konu çıkar. çünkü konu bulmak en zorudur. kimi zaman kulağımda müzikçalar olur. şarkıları kendimin yazıp söylediğini hayal etmem alışkanlığımdır. ilerde böyle bir şarkı yazayım, diye düşünürüm. ah ama daha çok fırın ekmek yemem lazım der hayıflanırım.

derim ki,bir gün, müzik kanallarının birinde, bir klip çıkacak. izleyenler bu ne ya diye düşünecekler çünkü böyle bir şeyle ilk kez karşılaşmış olacaklar. o ben olacağım. hukuk okumasına rağmen gönlünü müziğe vermiş genç bir kadın. işte böyle düşünürüm. sonra turistin biri yol sorar. istediğim gibi cevap veremem ve tüm fiyakam uçar gider...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

ezgi gel birakalim bu isleri ya. sahne için yaratilmak baska olsa gerek. ne guzel dunya, hukuk'un h sini istemez insan. gel gerçekten, ancak sevdigi isle ugrasan insan mutlu olurmus, pisman yaslilar hep pisman, geç olamadan kaçalim.