Pazar, Eylül 06, 2009

ingilizcemi geliştirmek için yaptıklarımdan o kadar memnun olmasam da yine de idare eder. 50lerde çekilmiş komik dizileri izliyorum televizyonda, onlarda baya kelime oluyor yani bugünkü salak şeylerden daha zengin kelime açısından. paul austerdan 2 kitap okudum. onlar baya basitti. the readerı okudum, hani filmi çekildi ya. o da baya basitti. sonra hemingway'den öyküler okumaya çalıştım, yapamadım. şimdi on the roadu okumaya çalışıyorum. ingilizcem hala kötü ama yine de biraz gelişti sayılır. 1 günümüz kaldı!!! ondan sonra bu fucking parktan ayrılıp new yorka gidiyoruz. oh be, yetti amına koyayım. geliyorum new yorkçuğum, az kaldı. sonra evime. sanki kendi evim yokmuş gibi burda gördüğüm evinden çıkan, arabasına binen insanları kıskanıyorum. inşallah bir gün bizim evin önünden geçen bir turist de beni kıskanır. kardeşimi özledim. ben çok evcil bir insanım, evden hiç çıkmam. ama 1 hafta evde kalınca hemen başka bir yerlerde yaşamak isterim. sanki bir şey kaçırıyormuşum gibi gelir.

az sonra zee'yi göreceğim. dün mutfakta zee'nin salaklığından bahsediliyordu. ben de hemen ilgilendim. dedim ki aa o nerde çalışıyor şimdi falan. valerie hemen anladı, ezgi görmek istiyorsan zee'yi alpine'a gel dedi. ve ekledi, gerçi çok aptal bir insan ama yani dedi. şimdi oraya gidiyorum.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

"the smiths" bir blog olsaydı bu senin blogun olurdu. hala blog dünyasından böyle bir cevher nasıl çıkmış anlayamıyorum.

sinirkoyu dedi ki...

çok teşekkür ederim.the smithse benzetilmek gururumu okşadı.