İnsan özgürlüğe mahkummuş. Biliyor musunuz, ben bunu hep dini bir sorumluluk gibi düşündüm. Hep dini vecibeleri yerine getirip getirmeme seçimi ve ne çok isterdim birilerinin insiyatifi eline alıp şöyle en doğru, en düzgün seçimi yapmasını, benim adıma...
Fakat şimdi konumuz benim özgürlükten çıkardığım kısır anlamlar mı? Değil. Zira çok düzenli bir yaşamım var, ders çalışmak, perhiz yapmak, evden okula- okuldan eve yürümek, onunla bununla ayaküstü konuşmak. Hissettiğim, sezdiğim o "doğru yolun yokluğu"na, yaşam tarzlarının karışıklığına ve çeşitliliğine rağmen, kendi görüşlerimin bile hiçbir şekilde oturmadığını, tanıdığım kimseyle ortak bir paydada buluşmadığımızı anlamama, sezmeme rağmen, içimdeki heyecan verici boşluk duygusunu geçiştirmek ve o dar, düzenli yaşamı yaşayıp durmak: işte aldatıcı görünüş.
Gördüğüm rüyalar aracılığıyla, yüzeyde açılan minik deliklerden sızar gibi onlarla, geceleri bu düzenli yaşamdan kaçıyorum. Ve her resme, manzaraya iştahla bakıyorum. Aklımda tek şey var: gitmek. Ama sıkıcı, dayanılmaz bir hayattan kaçmak manasında değil. Bir zevk düşkününün zevk arayışı manasında.
1 yorum:
Sen çok güzel yazıyorsun.
Yorum Gönder