SU KAPLUMBAĞAM
Onun adı yok, olmasına gerek yok aslında çünkü herkes onun bizim su kaplumbağamız olduğunu biliyor, yani bizim hapsettiğimiz su kaplumbağası demek istedim. Yarı mutlu yuvamızda, yeşil bitkilerin yanına, güneşe koyduğumuz bu hayvana bazen ben öylesine “Katip” diyorum, ama bu ismi pek sevmiyorum aslında, bu yüzden ona hiçbir şey demiyorum. Onunla pek ilgilenmemeye başladım, ama biliyorum ki ilgilenmedikçe ölür ve bu yüzden iki günde bir suyunu değiştiriyor ve bazen elime alıp kabuğunu ilaçlı pamukla siliyorum. Bu anları seviyorum, sanırım o da seviyor çünkü biraz sinerek küçük gözleriyle suratıma bakıyor ve ben o an onun saklı, derin bir ruhu olduğunu anlıyorum, ürkek ve sakin. Onu elime aldığımda bu bir sükunet anı oluyor ve benden korkuyor, benden bu nazikçe korkuşunu seviyorum. Onun duyguları ya da düşünceleri var demek istemdim, bizim gibi Ayşe’yle evlenmek istiyorum, Mahmut’a olan sevgim geçti diye düşündüğünü sanmıyorum, sıkıntıyı ruhunda hissedip hissetmediği bir muamma, ama onda akıldan veya duygudan başka ne var biliyor musunuz? Ruh. Canlılığın elimin ayasından küçük bu bedene hapsolmuş olması şaşırtıcı.
Bu yüzden artık kaplumbağamı seveceğim, arkadaşlarım yerine, eğer arkadaşlarımı değerli kılan duyguları ve düşünceleriyse ben bunlara zerre kadar değer vermiyorum çünkü hepimizin duygu ve düşünceleri sürekli değişen, gerçek olmayan şeyler. Melodi değiştiren tatlı şarkılar gibi. Hannah Montana gibi. Disney filmleri gibi. Kate Nash gibi. Kaplumbağamın suratına bakmadığım gibi onun hakkında yazılar yazıyorum onun haberi olmadan. Düz mantık.
Kaplumbağa’nın kokusu kimsenin hoşuna gitmiyor ama ben seviyorum, su gibi kokuyor işte, yosun gibi, pis bir dere gibi kokuyor. Suların içinde yaşayıp giden bir canlı.
Buradan Metallica’nın One’ına geçerim. Bu şarkı kaplumbağanın canlılığının tek gerçek olan şey olması gibi, tek gerçek şarkı (one, J) olarak çıkıyor karşıma. Yani şu an.
DAHA SAÇMA BİR ŞEY
Ben küçükken sık sık duyduğum garip bir şaka vardı:
Kertenkelenin dişisine ne denir?
Kertilen kele.
Küçük hayvanların, doğalarının gerektirdiği işi yapmalarını bile, bu sıradan sürüngenleri bile kendi yapay, beyinsiz, pornografik bakış açımızla yorumluyorduk. Burada önemli olan açık saçık kelime kullanmak değil, ki açık saçık kelimeler bazen güzel, bazen kötü olur, ne yapmak için söylenildiğine bağlı olarak, burada önemli olan, dişi kertenkelenin acı çektiğine dair yapılan gizli göndermedir. Dişi bir kabul edici, ağırlayıcı, baştan çıkarılan olarak değil de zalimce kertilen, hükmedilen (belki de bu doğada da böyle, kaplanların nasıl eşlerini zorla yakalayıp tuttuklarını düşünürsek) İngilizlerin “hate fuck” dediği şekilde kullanılıp bitkinken kenara atılan, dövülen, evde ve işte kullanılan, sokakta pişkin pişkin ellenilen…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder