işte tuvaletin üstüne tünemiş kara kara bunları düşünürken...
***
ya istiklalde burcunun falına inanmış bir salak gibi sırf arkadan görünüşü güzel diye birinin arkasından kitapçıya girmediğine yan sen. "paçalarına çamur sıçratmak" diye biri bir yerde söylemiş ama bana göre bu ipin ucunu bir uçurumdan aşağı bırakmaktır. sıradan yaşam küçük mutluluklarla ve sıkıntıyla doludur. ipin ucunu kaçırdığında ise işte orda başına her şey gelebilir. korku, ama sonunda müthiş bir mutluluk da olabilir. işte bilmediğin şeyleri öğrenip çok şaşırdığının akşamı insan böyle garip duygular içinde olabilir. benim çizdiğim çılgın korkunç ürkütücü soğuk yapış yapış bir seri resim vardı. onları ipin ucunu kaçırabilmek için çizdiysem de sonradan bu beni o kadar korkuttu ve tiksindirdi ki belki de kötülüğün sınırlarına doğru uzanmamam gerek diye düşündüm. yalnız bu projeden şıvgına biraz bahsettiğimde çok heyecanlandı. değer yargılarının aslında ne kadar göreceli olduğu konusuna girince ise neredeyse çıldıracaktı. ama sonra ona baktım ve dedim ki: "hayır, hayır. ben bunlara inanmıyorum. nereye kadar? içimde duygular var ve kabul etmiyor."
***
son zamanlarda kendimi yalnızlığa götürecek bir plan yaptım. bir iki aydır zaten bu planımı ne zaman bozsam sonra içimi bir ihanet, bir suçluluk kaplıyor. şöyle ki yeni arkadaşlar hiç istemiyorum. ne sinema delisi üniversiteli arkadaş isterim, ne de evinden işine gelip giden mütevazi bir hayat yaşayan arkadaş isterim. arkadaş istemem. çünkü birinci grup içimi bayıyor. ikinci gruba ise kendini sevdirmek için binbir türlü zorluğa katlanıyorsun. üçüncü grup, yani sinemayla ilgili olmayan üniversiteli arkadaşların ise kıkırdaşma konuları belli. o dönemi de atlattık çok şükür. her neyse ya tanıdıklarım? elime bir makas aldım. ilişkilerimi böylece kırt kırt kesmek isterdim. ama bu sabah içimden o kadar çok biriyle çift halinde dolaşmak geldi ki... bir arkadaşla. yalnız dolaşmaktan pörsüdüm. yaprak dökümündeki fikret'e benzer halim. birinci sezonun sonunda nasıl da takdir etmiştim onu. elinde makası ne güzel kesmişti bağlarını. sonra kendini daha kötü bir yalnızlığın içinde buldu. ve özlem... insan ne yaparsa yapsın, eskiden içinde var olduğundan habersiz olduğu duygular o zaman peşini bırakmaz. gösteriş için kendini yakmak denir buna, o zaman da yumuşarsın bencil davranıp. oysa beraberken bencilce, aksi davranışlarıyla gününüzün içine ederler. sadece ilk görüşte içinizi bir umut ve ferahlık kaplar. gün ilerledikçe sıradan olan her şeyin üstüne örtülmüş o gıcık sıkıntı örtüsü sizi de örter. ve o anlar artık bittiğinde yine onları ararsınız. iki ucu boklu değnek. aşk şarkılarında "ne seninle ne de sensiz" lafı, her şeye uyarlanabiliyor.
***
annem de yukardaki lafları benim için düşünüyor olmalı. çünkü benimle yapılamıyor. 2 saat boyunca beni arayıp bulamayınca kızmış. ben de "ne yani hep telefonuma bakmam mı lazım??" dedim. bu kadar çocukça çıkışlar yapmasam annem de rahat ederdi. ama onun ne yazık ki benim gibi bir evladı var. sevgisini alamaadıklarıyla iyi geçinir. kendi emrindekileri haşlar....
3 yorum:
beni hayatında istemesen de l'etranger gibi her şey.
nasıl? seni mi istemiyorum ben hayatımda?:) yok canım o kadar da demedik:) okuyorum bile yani.
nedense bir tek bu yazıdan hoşlanmadım.
Yorum Gönder