Pazar, Haziran 19, 2005

evdeki kullanılmayan eşyalar ve bunların hayatımızdaki yeri

nasıl ki bütün evler ıvır zıvırla doluysa bizim ev de öyledir. yalnız bizim ev bu konuda biraz daha üstündür. günlük kullandığımız eşyalar bizim için ilginç sayılmaz, tanıdık, bildik eşyalardır işte, oysa çekmecelerimizde az yer kaplıyorlar. benim asıl değinmek istediğim evimizde bizimle yaşayıp giden bir sürü yabancı eşyanın oluşu. geçen seneye kadar varlığını farketmediğim ama sonradan benim için çok önemli bir hazine olmuş 5 ciltlik sosyalist kültür ansiklopedisi, fi tarihinden kalma çocuk eğitimi konulu dandik bir kitap, kimsenin nerden evimize geldiğini bilmediği absürd bir elbise, bilmemkimin düğün davetiyesi, saçma sapan broşürler... araştırıp incelediğinizde hepsinin bir geçmişi vardır ve hepsi bize çekici bir biçimde yabancıdır bu yüzden daha çok incelemek istersiniz ve vay be ben nerde yaşıyormuşum dersiniz. demek istediğim, daha güzel bir dünya. bunu ilk defa ezgi traktan duydum. bazen bir görüntü bile bunu hissettiriyor. manzaralı dere kenarları çoğu kez beni sıkar, doğayla iç içe parklardan da bahsetmiyorum. bazen gri bir apartman bile günlük yaşamdan ayrıksı durabiliyor ve o zaman diyorsun ki ben neden hep böyle hissetmiyorum kendimi, yoksa gözlerimi mi bağladılar? evet, ezgi trakla okul bahçesinde yürüyorduk, kilse kulesi okul duvarından görünüyordu akşamın karanlığında, barlardan gelen canlı müzik sesleriyle sanki beyoğlu'nda, lisenin bahçesinde değil de, başka bir yerdeymişiz gibiydi. bu hissi ezgi trak'a anlattım, o da: evet, sanki daha güzel bir dünya varmış gibi dedi. benim arkadaşlarım işte böyle akıllıdır.

Hiç yorum yok: