<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484</id><updated>2012-02-05T16:08:08.786+02:00</updated><category term='gezi'/><category term='tavsiyeler'/><category term='rüyalar'/><category term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><category term='günlük'/><category term='şarkı'/><category term='aşk hayatı'/><category term='yaz ve gezi günlükleri'/><category term='lise günlüğü'/><category term='video skeç'/><category term='öyküler'/><category term='geçmiş'/><title type='text'>hazar bulut lisesi</title><subtitle type='html'>----BUNALIM KÖŞESİ----</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>536</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-2413175734958606389</id><published>2012-01-31T02:25:00.006+02:00</published><updated>2012-01-31T02:44:27.641+02:00</updated><title type='text'>who the fuck are you? ritm sorunu</title><content type='html'>Haha, evet, yeni bir seks end dı siti konusuyla karşınızdayım. Beğenmiyorsanız çekiniz gidiniz. Özür dilerim biraz hassaslaştım da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Yazıma ilk olarak şöyle bir giriş yapmak istiyorum, eğer burayı okuyorsanız bana yeni şişman halimle ne giyeceğime dair öneride bulunan yorumlar yapabilirsiniz. Çünkü kısa şortunu ve eteğini artık giyme dedi arkadaşlarım. Çok şişmanladım yine. Bir de bence bu bir sorun değil, olmamalı!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi konuma geçiyorum. Konum bazı insanların ne kadar benmerkezci olduğu. Bunun da bir ritm sorununa yol açması. Şöyle düşünün. Bir erkek var. Herkese benzeyen biri. Yani ne yazık ki herkes daha doğrusu erkeklerin çoğu bu kişiyle aynı. Beraber yolda yürüyorsunuz. Onun adımları daha uzun ve hızlı, siz ise 70 kilosunuz ve kısa bacaklısınız. Sizin ondan tek istediğiniz biraz yavaşlaması ama angut yavaşlamıyor. Tüm dünyanın onun ihtiyaçları için, onun doğruları uyarınca yaratıldığını düşünen bu psikotik varlık, size dönüp "of çok sıkıldım" diyor. Çünkü bunlar sıkılgan yaratıklar. Sıkıldığını da belli etmekten sıkılmaz hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizsiniz hep "doğaya" aykırı, boş işler kraliçesi, kendiyle küs. Beyefendi bütün sorunlarını halletmiş. Tek sorunu siz kalmışsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulan salak, "doğa" dediğin ne yani ne? Doğa sen misin? Bensiz bir doğa düşünebiliyor musun? Mal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sevgili kozmopolitan okuru, sevgili kız kardeşim, ne yapacaksın biliyor musun? WHO THE FUCK ARE YOU? Diyeceksin. Çünkü sorun evet, biraz da sensin. İşin zor. Sonra seveceksin, kimseyle arana öfkeyi sokmayacaksın. Ama öfkelendiğinde, bunu da yok saymacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, işte bu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-2413175734958606389?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/2413175734958606389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=2413175734958606389&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2413175734958606389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2413175734958606389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2012/01/who-fuck-are-you-ritm-sorunu.html' title='who the fuck are you? ritm sorunu'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6367145504970655581</id><published>2012-01-17T06:06:00.003+02:00</published><updated>2012-01-17T06:52:41.071+02:00</updated><title type='text'>Alışkanlıklar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Çok uzun süredir yazmadım. Bu süre içinde annemler geldi, Belçika'ya gittim. Bir sürü müze gezdim, "Bienvenue chez les chitis"yi izledim. Annemler giderken çok üzüldüm. Belçika'da Guy ve Kathe diye 2 kişiyle tanıştım. Yılbaşında antikapitalistlerin evine gittim, ancak ateşim vardı, sonra sınavlar başladı. Sınavlar pek iyi geçiyor diyemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özetten sonra (ne işinize yarayacaksa artık) bu gece neden uyumayıp size bunları anlattığıma geleyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Babamı özledim. Hem de çok. İnanılmaz özledim babamı.&lt;br /&gt;-Arkadaşlarımı ve ailemi özledim.&lt;br /&gt;-Rouen'dan ayrılacağım için tahmin edemeyeceğim kadar çok üzülüyorum. Hatta bu satırları yazarken gözlerim doluyor. O kadar insan tanıdım. Hepsini de çok yüzeysel tanıdım. Ama hepsini de sanırım çok sevdim. Yaşama biçimimi, kayıtsızlığı, serseriliği, Normandiya'nın bu güzel yerini çok sevmişim. Mesela Anne Laure. Mesela Meriem. Mesela Cezayirli komşularım. Bunları çok mu tanıdım? Hayır. Ama yarım kaldı ilişkimiz, işte bu üzücü bir şey. Bir yerden ayrılmak, bir alışkanlığı kesmek, birilerini bırakmak, bir daha görmemek. İşte bunlar gerçekten insanı üzüyor. Marcel Proust anneannesine demiş: "Sensiz yaşayamam." İşte ben de şu an bu durumdayım. Ayrılık bana inanılmaz adaletsiz geliyor. Sadece şimdi karşı karşıya kaldığım ayrılık değil. Bütün ayrılıklar. Marcel Proust'un anneannesi de tutup buna diyor ki "Oğlum bu kadar duygusal olma. Ben bugün varım yarın yokum." Marcel P. ne dese beğenirsiniz? "Valla büyükanne, ben alışkanlıkların insanıyım. Önce çok zor gelir, sonra alışırım." İşte sanırım o küçücük yaşında durumu özetlemiş Proust.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılık her zaman adaletsiz, isyan ettirici, başlarda yürek yakıcı. Bu her şey için böyle. Sonra ise insan alışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de acaba gidince sınıfı geçebilecek ve okulu bitirebilecek miyim? Okul bitince ne olacak? Aman Allah'ım ne biçim konular? :) Bütün akşam ders çalışırken Billie Holiday'in solitude adlı şarkısını dinlerken (herhalde 350 kere çalmışımdır) bunları düşündüm. Kendimi çok tuhaf hissediyorum. Ders çalışmayı keseli üç saat oldu, bu saatten beri yatakta dönüp durdum. Yarın kütüphaneye gitmem lazım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Böyle değişim programları bağlanmadan sevmeyi bilen insanlar için. Ben de belki bağlanmadan seviyorumdur, ancak bende sınavlardan 2 saat önceki bilgileri kullanmaya yönelik kısa süreli hafıza ne kadar güçlüyse kısa süreli bağlanma da o kadar güçlü. Harry Potter filminde de ağlamıştım. (&lt;strong&gt;Burasını filmi izlemeyenler okumasın&lt;/strong&gt;: Dumbledore öldüğünde) Şimdi de ağlıyorum. Ağlamamın sebebi tamamen kısa süreli bağlanmalar. Film boyunca Dumbledore'a nasıl bağlanıp alıştıysam Rouen'a da öyle alıştım. Sadece yaşadıklarıma değil, yaşayıp da uzatamadıklarıma da üzülüyorum. Üniversiteye ilk başladığımda aşk anlayışım şuydu: bir insanla zamanının tümünü geçirmek, ondan hiç kopmamak, ondan hiç ayrılmamak, onu bir alışkanlığa çevirmek. Şimdi ise tam tersi, izlenimler ne kadar fluysa o kadar güçlü oluyorlar. Yarım kalan aşklar hiç ölmüyor. Ben Rouen'a aşığım çünkü onun sadece bir bölümünü ele geçirebildim. Ve alıştığım hiçbir şey henüz bana bıkkınlık vermedi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Öte yandan İstanbul'un en iyi yanı ordaki insanlar. Ancak tehlikeli bir yanı da var İstanbul'un: beni yeniden tembel, kararsız bir insana çevirmesi. Yani kendi huylarımın beni yenmesinden korkuyorum. Aslında o tembellik vs dediğim şeyler sadece sınav dönemlerinde ortaya çıkıyor. Burda da ortaya çıktılar. Sınav dönemleri dışında her an Beyonce ile dans etmeye hazırım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Neyse, her şey olacağına varır. Hayat o kadar da korkutucu bir şey değil aslında.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6367145504970655581?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6367145504970655581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6367145504970655581&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6367145504970655581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6367145504970655581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2012/01/cok-uzun-suredir-yazmadm.html' title='Alışkanlıklar'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7141577984028720291</id><published>2011-12-10T05:19:00.003+02:00</published><updated>2011-12-10T05:45:38.553+02:00</updated><title type='text'>bugün öğrendiklerim</title><content type='html'>1. Bir kadın hayır dediğinde, onun adı hayır'dır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun birçok karmaşık sebebi olabilir. Yani insan ille herkesle yatmak mı isteyecek? Hayır. Hayır demenin zevki kadar güzel bir şey yok. Hayır. Ve bunu kibar kibar, yavaş yavaş, hızlı hızlı söylebilirsiniz: hayır. Hayır. Hayır. Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra isterseniz şu sebepleri sıralayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Başka birine aşığım.&lt;br /&gt;-3 gündür duş almadım.&lt;br /&gt;-Kafamda sana söyleyemeyeceğim kadar özel bir şey var, sana söyleyemiyorum.&lt;br /&gt;-Konsantre olamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve asıl sebebi sakın ola söylemeyin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Senden hoşlanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman insanlığın karanlık, öfkeli yanını göreceksiniz. Plastik bardağınıza daha çok votka koyacak, gözünüzün içine ucuz ucuz bakıp daha çok "çok güzelsin" diyecek. Oysa ki biliyorsunuz ki normal bir insansınız. Güzel veya çirkin değilsiniz. Oyunbozansınız. Bu gece yalnız kalmak istiyorsunuz. Ve içinizden bir şey diyor ki, özgürce hayır diyen özgürce evet de der. Kendinden emin bir hayır veya kendinden emin bir evet, dünyanın en müthiş şeyidir. İçiniz kaynarken hayır demek ne kadar yazıksa, içiniz sopsoğukken evet demek de o kadar yazıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir insan hayır dediğinde onun adı hayır'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Radikal solcularla takılma sebeplerim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yine antikapitalistlerleydim, aptal erasmuslların yanına gitmeden önce (Erasmuslar bence çok aptal, birkaç tanesi hariç.) Artık daha iyi hissediyorum kendimi antikapitalistlerin yanında. Bir tanesiyle epey konuştum. Ona radikal solcularla takılma sebeplerimi anlattım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sınıflar arasındaki kesin sınırlar ortadan kalktı ya, ben de kendimi işçi sınıfıyla asla bir tutmazdım. Mezuniyetim yaklaşmadan önce sömürüleceğimi düşünmüyordum bile. Irkçılığa maruz kalmayacağımı düşünüyordum, ben beyazdım, ırkçılık siyahlar içindi. Okuyan bir kızdım, patriyarkanın şanssız kadınlar için olduğunu düşünüyordum. Bana tüketim konusunda verilen azıcık konfor hayal dünyasında yaşatıyordu beni. İlk düşüncemi mezuniyet çürüttü. Avukatlar da gayet sömürülebilirdi. Dünyanın en apolitik insanı doktor annem mitinge katılmıştı. Okul arkadaşım Cihan Kırmızıgül 2 yıldır içerdeydi. Konforum çok kırılgan temeller üzerindeydi. Asıl kapitalist ben değildim. Kendimi bir bok sanmıştım. Ben de Kunta Kinteydim :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok da beyaz olmadığımı anlamam için, 2 hafta Almanya'ya, 3 ay Fransa'ya gitmem yetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patriyarka'nın bana dokunmadığı fikrine ise şimdi kıçımla gülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden işte, radikal solun beni de ilgilendirdiğine karar verdim. Ve onlarla takılmaya başladım."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7141577984028720291?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7141577984028720291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7141577984028720291&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7141577984028720291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7141577984028720291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/12/bugun-ogrendiklerim.html' title='bugün öğrendiklerim'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8101471303356542812</id><published>2011-12-09T03:18:00.002+02:00</published><updated>2011-12-09T03:23:12.933+02:00</updated><title type='text'>Yorumlar</title><content type='html'>Bakın, yorum yapılmı önceki yazılarıma. Cevap verecektim ama hep internetime bir şey oldu ve veremedim ama yorumların hepisnden çok memnunum. Çok tatlı yorumlardı. Blogumu okumasını istediklerimin hepsi okuyor, ve bu bir arkadaşlığın başlangıcı, anlıyor musunuz? Teyzecim, biliyuorum, sen de blogumu okuyorsun. Ve seni de çok ama çok seviyorum. Senin gibi bir teyzem olduğu için çok mutluyum. Ve sen evine arkdasşı gelecek olan insan, inşallah iyi geçmiştir canım. Sen de bedrosyan, çok tatlısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepinize iyi geceler dilerim... :))))))))))))))))))))))))))))))))!!!!!!!!!!!!!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8101471303356542812?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8101471303356542812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8101471303356542812&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8101471303356542812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8101471303356542812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/12/yorumlar.html' title='Yorumlar'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7083704854655057505</id><published>2011-11-29T11:59:00.002+02:00</published><updated>2011-11-29T12:30:21.583+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>sağlıksız, tuhaf yanlarımı bırakmaya çalıştıkça böyle insanlarla karşılaşıyorum. sanki deliler alemi "hayıır, bizi öylece bırakıp gidemezsin!!" der gibi. huzursuzluk kaynağı olan bu insanlar bana muhtaçmış gibi geliyor. herhalde kendimi dev aynasında gördüğümden. veya onlarda eski-öz kendimden bir şeyler bulduğumdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin geçen sene gezi parkında çay bahçesinde otururken yanıma kendini eski bir tiyatrocu olarak tanıtan (yalan da söylemiyordu) çok şirin, çok yaşlı, kibar bir adamcağız geldi. o kadar duygulu ve tatlıydı ki onu gördükçe içim acıyordu. sonuç olarak baş harflerimden oluşan bir akrostiş yazdı, bana her hafta 50 lira karşılığında seks teklif etti ve kabul etmeyince ağladı. eve gidip uzun uzun yıkandım, kendimi bir çocuk tarafından taciz edilmiş gibi hissediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buraya geldiğimde amélie nothomb'un "les catallinaires" diye bir kitabını okumuştum. güzel ve gözden ırak bir kır evinde son yıllarını başbaşa geçirmeye karar vermiş yaşlı bir çiftin hikayesiydi. bir gün gayet soğuk, nemrut, sıkıcı, aşırı derecede de kaba bir adam olan, hiç konuşmayan komşuları doktor palamede bunların kapısını çalar, tam 2 saat oturur, kalkar gider. derler ki herhalde hoşgeldin ziyaretine geldi bizi. ama ertesi gün yine gelir, ertesi gün yine gelir, hastalık filan dinlemez yine gelir, tam 2 saat kalkmak bilmez. bu tuhaf durum yaşlı çiftin çocukları gibi sevdikleri ve inzialarında tek görmek istedikleri kişi olan öğrencileri claire'i de onlardan uzaklaştırır. çünkü claire, böyle iğrenç bir adamın arkadaşlıklarından hoşlandıklarına göre bu çiftin de artık bunamış olduğunu düşünmüştür. gitgide yaşamlarındaki en büyük sorun haline gelir. ancak erkek, sadece kibarlığından ve iyi eğitimden dolayı kapıyı açmamazlık edemez. en sonunda palamede'in yaşamda hiçbir şeyden zevk alamayan biri olduğu ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları niçin dedim? belki de abarttığım için. geçen gün bir fransız çocukla tanıştım. çocuk tanışır tanışmaz "ailemin evine gel (epey turistik bir yerde oturuyorlar), annemle babamla tanış, yabancıları çok severler, seni gezdireyim" dedi. ben de çok şaşırarak ve sevinerek kabul ettim. o da bunu her yabancı öğrenci için yaptığını söyledi. ertesi gün yine buluştuğumuzda, çocuğun deli olduğuna kanaat getirdim. çünkü insanı inanılmaz bir baskı altında tutuyordu. iki dakikada bir "ama geleceksin değil mi? bahane kabul etmem!!" diyordu. akşam zorla bulunduğum yere geldi ve üstelik orayı beğenmedi ve sürekli bir şeyler empoze etmeye çalıştı. ben başka insanlarla konuşmaya çalışıyordum, çünkü sürekli kulağıma bir şeyler söylüyordu. sonradan öğrendim ki konuşmaya çalıştığım insanlara "o benimle beraber, gidin" filan demiş. "aramızdaki arkadaşlık yıllar boyu sürsün, ben türkiye'ye geleyim, efes'e gidelim" bu cümleyi 15 kere tekrar etti. sonuç olarak o gece ailesinin evine gitmemeye karar verdim. çünkü yaptığı iyiliklerle övünüyordu ve ben oraya gitsem, muhtemelen ona borçlu olduğumu düşünerek benden daha fazla şey isteyecek. (sonra yarım saatte bir arayıp "seninle konuşmam gereken şeyler var" dedi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi benim sorunum ailesinin evine gitmek istemediğimi nasıl söyleceğimde. aslında her şeyi açık açık söylemeye karar vermiştim ki, şu rüyayı gördüm. rüyalarım bana işkence etmeyi sever de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buradaki en yakın faslı kız arkadaşım gelmiş. "ezgi, senden artık hiç hoşlanmıyorum. seninle arkadaş olmamız mümkün değil. çünkü sen çok ama çok beceriksizsin ve para konusunda küçük hesapların var. soğudum ben senden" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu duygu bana hiç yabancı değildi. yıllar yılı kız arkadaşlarıma yaranmaya çalışmış, fazla üzerlerine düşerek onları bıktırmışım. kız arkadaşların sıkılganlığını, uçarılıklarını benden iyi kim bilebilirdi? ama şimdi idare eder gibiydim, kalbimde fırtınalı heyecanlar yoktu artık. biliyordum az çok insanların neyi sevip neyi sevmediğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu rüya, "kimseyi incitme çünkü bir gün sana döner, seni de üzerler" işareti miydi? neydi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7083704854655057505?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7083704854655057505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7083704854655057505&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7083704854655057505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7083704854655057505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/11/saglksz-tuhaf-yanlarm-brakmaya-calstkca.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6766249297038319628</id><published>2011-11-19T06:19:00.008+02:00</published><updated>2011-11-19T06:28:05.021+02:00</updated><title type='text'>politika, aşk, teoman</title><content type='html'>huhu, ne biçim bir başlık oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün antikapitalist partinin arjantin'le ilgili formasyonuna gittim. dediler: "sen neden burdasın?" dedim: "ben hiç politik bir insan değilim, bundan suçluluk duyuyorum" dediler: "markizm ahlaka dayalı bir şey değildir". sonuçta neden orda olduğumu anlamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bir partiye gittim. yeni bir çocuktan hoşlanıyorum. bana azıcık karşılık verir gibi oldu, sonra gitti, uçtu. ben de benden karşılık bekleyenlerle konuştum. onlara o çocuğu anlattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=oD5sSe-rGWA&amp;amp;ob=av2e"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=oD5sSe-rGWA&amp;amp;ob=av2e&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte teoman'ın en sevdiğim şarkısı. çok seviyorum bu şarkıyı. içim üşüyor bu şarkıyı dinlerken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir arkadaşıma bir şarkı yazmış yollamıştım, sonra çok üzüldüm çünkü o şarkı ona umutsuzluk veriyordu, oysa ben ona umut vermek istemiştim, kesinlikle ukalalık yapmak istememiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen aynen şöyle hissediyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana yoksun, biliyorum, usul usul eriyorum,&lt;br /&gt;kararıyor gözlerim hep, yorgunum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet teoman ne kadar haklı. gelip benimle öyle konuşan insanlar var, asla beğendiğim çocuklardan karşılık göremiyorum, hep beğenmediklerimden karşılık görüyorum, onlar da sanırım benimle çirkinim diye konuşuyorlar, hani kolayca tavlanır diye ve çok üzülüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6766249297038319628?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6766249297038319628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6766249297038319628&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6766249297038319628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6766249297038319628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/11/politika-ask-teoman.html' title='politika, aşk, teoman'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-671415030915232733</id><published>2011-11-15T18:34:00.003+02:00</published><updated>2011-11-15T18:40:56.593+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-be7dc7f4112c8d14" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v5.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dbe7dc7f4112c8d14%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D793B92984F4FE24B6D3C4654A30781DE0D658EC8.34DFCEFA0DF847D23B721F597930C3947AA3C76D%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dbe7dc7f4112c8d14%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DfK1kBVnLPm1Vo3NMl5sReTVw-5E&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v5.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dbe7dc7f4112c8d14%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D793B92984F4FE24B6D3C4654A30781DE0D658EC8.34DFCEFA0DF847D23B721F597930C3947AA3C76D%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dbe7dc7f4112c8d14%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DfK1kBVnLPm1Vo3NMl5sReTVw-5E&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-671415030915232733?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/671415030915232733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=671415030915232733&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/671415030915232733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/671415030915232733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/11/blog-post.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1632127528912390775</id><published>2011-11-12T04:59:00.002+02:00</published><updated>2011-11-12T05:03:47.205+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bugün alman bir grubun konserine gittim, adı thursday's rhytm and beat organisation. çok güzel bir gruptu, myspace sayfası da var. bugün 1. dünya savaşı ateşkes günü olduğundan biri bağırdı bunlara "biz kazandık ama" diye. solist de "vous avez sarkozy, nous avons merkel. je ne sais pas qui a gagné" (sizde sarkozy var, bizde merkel. bilmem artık kim kazandı) dedi. çok komik oldu bence yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1632127528912390775?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1632127528912390775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1632127528912390775&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1632127528912390775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1632127528912390775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/11/bugun-alman-bir-grubun-konserine-gittim.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7792329276026970033</id><published>2011-11-11T03:11:00.002+02:00</published><updated>2011-11-11T03:29:45.861+02:00</updated><title type='text'>aşklar meşkler</title><content type='html'>tam karşımda benden hoşlanan biri oturuyor. bunu böyle söylüyorum çünkü birincisi böyle bir şey hiç başıma gelmemişti dolayısıyla azıcık hava atayım dedim ikincisi bu aşk olayı daha önce kendim hakkında hiç fark etmediğim şeyleri fark etmemi sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu çocuk çelimsiz, beyaz tenli, esmer. habire kısa boylu, ispanyol bir kızla dolaşıyor. birkaç kere odama gelip bana gitar çaldırdı, sonra da gitmemek için ısrar etti. çok kibar olmasına rağmen çok can sıkıcı. uyumam gerekse ve yüzonbin kere bunu ima etsem, hatta açık açık söylesem de gitmek istemiyor. bahsettiği şeyler: müzik, resim, bunların kendisine hissettirdikleri. burcunu sordum balık dedi. bir kere yüzüne baktım, acaba olur mu diye, ama imkanı yok. çünkü aşırı derecede anneanneme benziyor. gözlerinin etrafındaki çizgiler, iç çekişi, konuşması... en kötüsü de aslında biraz da bana benzemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden? acaba yıllarca ben de sevdiğim kişilere böyle mi davrandım? acaba ben de gerçekten fiziksel olarak hoşuna gitmediğim insanların peşinden koşup onları daha da mı bıktırdım? eğer böyle yaptıysam ve beni okuyorlarsa, hepsinden özür dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün ormanda yürüyüş yapalım dedi, kabul ettim. biraz yürüdük, o zaman ona olan tiksintim geçti, sonra koridora geldik, yine ayrılıp odasına gitmemeye başladı, ben de yine zalim olmak zorunda kaldım. işin garibi tiksindiğim halde aslında onu sevmem, çünkü iyi bir çocuk. acaba benim hakkımda da sevdiklerim bu şekilde çelişkili duygular içine girmişler miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en kötüsü, bu aşk olayı kendime güvenimi artıracağına azalttı. çünkü en beğenmediğim erkekler gelip beni beğeniyor. beğendiklerim hiç beğenmiyor. bu da demektir ki ancak beğenmediklerimi etkileyebiliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7792329276026970033?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7792329276026970033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7792329276026970033&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7792329276026970033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7792329276026970033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/11/asklar-meskler.html' title='aşklar meşkler'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4484553143114194680</id><published>2011-10-31T14:25:00.006+02:00</published><updated>2011-10-31T18:28:33.803+02:00</updated><title type='text'>kilise deneyimi, amsterdam yolculuğu ve belçika'da aile ziyareti</title><content type='html'>Şu macar "inancım çok önemli" derken aslında önemli bir şey söylüyormuş. geçen hafta peşlerine takılıp evanjelist kiliseye gittim. papazın mütevaziliği, ayinin içtenliği hoşuma gitse de bir şeyler beni korkutmadı diyemem. dindarlıktan zaten biraz korkan biriyimdir. müslüman, "progay" ve "yeni antikapitalist parti"yi destekleyen bir insanım şimdi ben. yani olmaya çalıştığım insan o. o yüzden hafif alakasız kaçtım açıkçası evanjelist kilisede. aman neyse. vaazın konusu "acı çekmek"ti. papaz tanrıyı sevmenin ve onun tarafından sevilmenin insanı farklı kıldığını, bu farklılığın da acı verdiğini, zaman zaman bir hristiyanın kendine "bu acıları çekmem normal değil" dese de, bu acıların güzel acılar olduğunu söyledi. bu söylemin güzel bir yanı olsa da, farklılığa bu kadar vurgu yapması, "biz farklı yaşıyoruz" diyerek inananlar ve inanmayanlar arasındaki farkı çok yoğun vurgulaması açıkçası her zındık gibi, hoşuma gitmedi. şaka şaka tövbe tövbe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayinden sonra duyurular bölümüne geçildi. papaz dedi, broşürleri kim dağıtacak? bir baktım bizim macar ayağa kalktı. papaz "ah, yine sen! kardeşlerim, size ta macaristan'dan gelen kardeşimizi takdim edeyim. kendisi yöremizi hiç tanımasa da kaç haftadır broşür dağıtıyor" dedi. macar da gömleğiyle kazağıyla pek yakışıklıydı. ışıl ışıl gülüyordu. vaaz sırasında yüzünü ellerinin arasına almış ve çok duygulanmıştı. ben de ona kaçamak bakışlar atmış ve ben de duygulanmıştım, elbette çok farklı bir duygulanma idi benimki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra gençler ve papaz, hep beraber yemek yedik. kendimi tanıttım. macar bana okumam için incil temin etti. ben zaten eski ahitin bir bölümünü okumuştum, ama utanarak söylüyorum ki gerisini okumamıştım. aslında fransızca tercümesi o kadar kolay ve güzel ki insan sıkılmadan okuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftasonu aniden karar verip pazartesi akşamı lille'e gizem diye bir arkadaşımın yanına gittim. o, onun iki arkadaşı laura ve nora, bir de ben amsterdam'a gittik. böylece cepleri boşaltmış oldum, şimdi neyle geçineceğim o da bir dert. yine de çok güzel bir şehir. müzeler pahalı ama çok güzel. red light district denen fuhuş semti, seks ve esrar dükkanları, kanallar ve bisikletler vardı. güzel bir yerdi, ben beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönerken doris'e gittim. çok tuhaf, nostaljik bir duyguydu. benoit'nın çocuklarını gördüm. adları david ve hugo. biri üç yaşında, diğeri sekiz aylık. david o kadar tatlı ki. bu çocuklar melez, babaları belçikalı, anneleri burkina fasolu. melez bebekler çok tatlı oluyor. david ile epey oynadık. sonra doris'in annesi ve babasıyla yemeğe gittik. onlara opa ve oma diyorlar, annesi alman çünkü. babası flaman aslında, ama artık frankofonlaşmış. bu ikisi ikinci dünya savaşından sonra tanışmışlar. doris'in babası askermiş, galip tarafın askerleri alman ailelerin evinde kalıyormuş o zaman. babası da evin kızına aşık olmuş, almış belçika'ya getirmiş. işte böyle bir aşk hikayesi. ama oma epey kötüleşmişti. daha ben ordayken hafızasında sorunlar vardı, şimdi iyice kötüleşmişti. beni tanıdı mı tanımadı mı anlamadım. güzel bir gezi oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4484553143114194680?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4484553143114194680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4484553143114194680&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4484553143114194680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4484553143114194680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/10/kilise-deneyimi-amsterdam-yolculugu-ve.html' title='kilise deneyimi, amsterdam yolculuğu ve belçika&apos;da aile ziyareti'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-156563201318945521</id><published>2011-10-15T04:04:00.008+03:00</published><updated>2011-10-15T05:17:02.364+03:00</updated><title type='text'>ünlüler yarışıyor, sivilizeyşınlar çatışıyor :P</title><content type='html'>bugün rouen'a geleli 1 ay oldu. sabah derse gittim, milletlerarası özel hukuk, yine hiçbir şey anlamadım bence hocada bir sorun var çünkü diğer herkesi hç sorunsuz anlıyorum ve çok da güzel not alıyorum. hatta hoşlandığım gibi olan macar çocuk bana bakıp şaşırıyor not alırken. bugün dersten sonra onunla alışveriş merkezine "ben de geleyim mi?" dedim ama kibar ama ÇOK mesafeli haliyle (bu millete mensup erkeklerde insana kendini tacizci gibi hissettiren bir mesafe, katı bir mahrem alan sınırı var veya ben çok iticiyim) evet dediği için vazgeçtim. sonra aslı ve osman ile buluşup mc donalds'a gittik, sonra da nouveau partis anticapitaliste diye bir partinin (yeni antikapitalist parti) düzenlediği film gösterimine gittik. filmin adı little big man. çok güzel bir filmdi. kızılderili soykırımı sırasında bir "savaş"ı anlatıyor, beyazların sözleşmelere sadık kalmamalarını, verilen toprakları basmaları (sonradan orada altın bulunmuş) filmden sonra bir tartışma oldu. sanırım rouen'da en sevdiğim insanlar şu anda bu partinin mensupları. film 1970 yapımı imiş ve vietnam'a göndermelerle dolu imiş, ben anlamamıştım. özelliği kızılderili kültürünü ve toplumunu mal gibi yüceltip bütün kızılderilileri saf ve iyi kalpli melaikeler olarak tanıtmaması. bir batılı yönetmen veya sanatçı böyle yapınca iğrenç oluyor. çünkü western film ile aynı mantık üzerine kurulu. haçlı seferlerinden beri olan, bush'un geri getirdiği "adil savaş" "kötüye karşı haklı savaş" "kafirlere karşı savaş" bu sefer tersine dönüp "ama onlar kötü değil çook iyileer yazıık" oluyor. film kızılderili toplumunu olduğu gibi gösteriyordu. ikinci şey ise iğneyi kendine batırmakla alakalı tabi. npa mensuplarını o bakımdan çok sevdim. "şiddete dayanmayan, geçmişinde şiddet ve sömürgecilik olmayan kapitalist toplum yoktur" diyorlardı. haftaya da 17 Ekim 1961 Paris katliamı hakkında bir film gösterecekler. dediklerine göre Paris'te de anmak için bir yürüyüş yapılacakmış, 50 sene önce yürünen yol yürünmek isteniyormuş. ancak valiliğin çok yakınından geçileceği için gösteri yasaklanmış, yine de yapılacakmış. taksimde 1 mayıs gibi bir durum meydana gelmiş yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra maison de l'universite diye bir yerde parti yapmışlar, ona gittik. orda cezayirli "kabil" komşularımı gördüm. türkçe gibi söylersem murat, lilia, amara, sara, ibuş. bu insanları çok seviyorum çünkü yanlarında kendimi çok rahat hissediyorum, tıpkı sevgiye aç bir çocuk gibi. çünkü sıcaklar. veya değillerdir de ben sıcak buluyorumdur çünkü tarzlarımız benziyor. ben her an bir şeyler anlatmayı seven, heyecanlı, kendi utangaç olsa da gözleri konuşan insanları severim. kültür, adet, görenek meselesi bu belki de. çünkü ben de her zaman böyle değilim. bunlar "kabil", murat kafasına cop yemiş, bana gösterdi. dilleri, alfabeleri farklı. "bizim kürtlerle durumumuz aynı" diyorlar. ibuş da bana "idir" diye bir şarkıcıyı dinletti. souad massi'yi zaten biliyordum, onu da dinledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de kıvaç tatlıtuğ galiba yurtdışında türkiyemizi temsil eden insan:) tanıştığım herkes türkiye'yi dizilerden tanıyoruz dedi. kıvaç tatlıtuğ'a muahammed diyorlarmış arap ülkelerinde, isimleri değiştiriyorlarmış dizilerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;macar'ın babası cezayir'de çalışmış, mühendis olarak. tam da terörizm döneminde gitmiş oraya. muhtemelen çok kötü zamanlar geçirmiştir tabi. cezayirli buna bir şey sordu: "baban sana cezayir hakkında ne dedi?" dedi. bu hemen düşündü, kibar olmaya çalışan bir sesle "tabi çok farklı bir kültür" dedi. o anda onu dövesim geldi. baban oraya en karışık zamanda gitmişse bunun kültürle ne alakası var? ama hala macar'dan hoşlanmaktan vazgeçemiyorum çünkü bana geçmişimi hatırlatıyor (merak edenler 2005 2006 arasında adam adlı genç adam hakkında yazdıklarıma bakabilir, o da aynı ulustandı ve baş harfleri de benzeşiyor, o halde buna ikinci A vak'ası diyebiliriz) ve ÇOK yakışıklı. sapsarı, sağlıklı, salakça bir yakışıklılığı var. hele e'leri kadar açık söylüyor ki çok sevimli oluyor. sevimli olduğu için sevilen, sonra da bundan memnun olmayan insanlar vardır ya, bu da öyle bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;macar'ın bana söylediği en kişisel şey "inancım benim için çok önemlidir" kendi kendimi davet ettirdiğim odası çok düzenli, her pazar kiliseye gidiyor. bana söylediği ikinci en kişisel şey "yemek yapmayı çok seviyorum" bu çocuk açıkçası biraz mal sanki çünkü gerçekten de hiçbir şey söylemiyor ama şunu anladım ki bir insan yakışıklı olunca bunun da pek bir önemi yok, hayat işte böyle acımasız. belki de benden hoşlanmadığı için bir şey söylemiyor, bilemeyiz. evet, hayat gerçekten acımasız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısacası kendimi biraz yapışkan, ısrarcı, ezik hissediyorum macarla iken. ancak komşularımlayken değil. daha bu gece murat "ezgi est ma voisine adorée" (ezgi benimçok sevgili komşum) dedi. ben de onlara elmalı krep yapıp götürdüm. hayatımın hala sevmek ve sevilmek üzerine kurulu olması çok acı. ve 6 yıldır macarlara karşı taktik geliştirememişim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-156563201318945521?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/156563201318945521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=156563201318945521&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/156563201318945521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/156563201318945521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/10/bugun-rouena-geleli-1-ay-oldu.html' title='ünlüler yarışıyor, sivilizeyşınlar çatışıyor :P'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-2789044899348346768</id><published>2011-10-13T03:10:00.002+03:00</published><updated>2011-10-13T03:16:34.210+03:00</updated><title type='text'>bir erkek taklidi</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-1670478b5c58424b" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v21.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1670478b5c58424b%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D5AC5954CFA90042715C4AEF1C6AE1AC0A9565706.32768879CD013D0B20BB07B499E6791772AD2E54%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1670478b5c58424b%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DzV9lBPsghkUYXzdUA2KsG1vhbPs&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v21.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1670478b5c58424b%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D5AC5954CFA90042715C4AEF1C6AE1AC0A9565706.32768879CD013D0B20BB07B499E6791772AD2E54%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1670478b5c58424b%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DzV9lBPsghkUYXzdUA2KsG1vhbPs&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;burada 110 kiloluk göbekli gıdılı bir erkek taklidi yapıyorum. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;yoo hayır şişmanlamadım! gerçekte bu kadar şişman değilim! alttan çektim diye öyle oldu. yani şişmanım zaten ama o kadar da değil.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-2789044899348346768?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/2789044899348346768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=2789044899348346768&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2789044899348346768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2789044899348346768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/10/bir-erkek-taklidi.html' title='bir erkek taklidi'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8357995010377052885</id><published>2011-09-27T21:05:00.003+03:00</published><updated>2011-09-28T03:04:33.105+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;aşağıdaki şarkıyı bu yaz yazmıştım, tramva sonrası stres bozukluğu çeken kişi demiştim ya, onunla ilgili. çok feci bir şey yaşamış biri bunu unutamaz, işte öncelikle uykusuzlukla savaşmalıymış, ilk adım uyumakmış. bununla ilgili bir şarkı.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;şimdi gelelim fasülyenin faydalarına. gördüğünüz gibi esprileri patlatıyorum demek ki keyfim yerinde. faslılar olayından sonra 2 günlük bunalıma girmiştim. e'nin facebook profiline giriyor, onun mutlu pozlarına üzülüyordum. birden herkese bakış açım değişmişti. örnek vermek gerekirse, şişmanlığım gözüme batar olmuştu. bu yaz annem az dememişti "ezgi çok şimanladın" ben de hep "ne alakası var yaa?" diyordum. şimdi görüyordum ne alakası var. kendime diyordum ki: "kızım bu fransızlar şekilci bir toplum, şu rouen'lı kızların alıma çalımına bak. bak bir bakalım senin gibi şişman olan var mı. yabancılar desen hepsi öğrenci. yabancı öğrenciler hatta daha da şekilcidir."&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bu düşünceler içinde debelenirken ve bir partiye daha gitmek bana işkence gibi gelirken trende tanıştığım christoff adlı adam telefon etti. 50 yaş civarlarındaki bu adam işi gereği habire gidip geldiği için o da rouen'da yabancı sayılırdı, dedi gel rouen'da "prendre un verre" yapalım. ben de gittim, 50 yaşında biriyle ne konuşulursa onu konuştum. bu bana bir yandan iyi geldi, bir yandan kötü. iyi geldi çünkü çok iyi bir adamdı ve aslında onunla konuşmaktan zevk alıyordum. kötü geldi çünkü o gece şehirde kocaman bir suare vardı ve şehir öğrenci doluydu. yaşıtlarımdansa tutup christoff ile konuşuyordum, bunu sosyal bir başarı olarak görmüyordum, kendimi hala sosyal bir fiyasko sayıyordum.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;o haftasonu dedim ki bari öhöm, paris'e gideyim. master yapan bir sürü arkadaşım var orda, hem de yakın sayılır. böylece gittim. tahmin ettiğim gibi, hem büyük şehir, hem de arkadaşlarım havamı değiştirdiler. işte sonra gelince de bir sürü başka öğrenci olduğunu gördüm. hayat o ikisinden ibaret değildi. ama sonra ne oldu, bir de baktım facebook'ta x'ten bir mesaj: "ezgi'ciğim! görüşmeyeli çok oldu! nerelerdesin?" minvalinden. artık umursamadığım anda gelen bu mesaj içimde demet akalın havaları estirdi. bir de bir şüphe: ulan acaba ben mi yanlış anlamıştım? bu çocuklar bana ama hakikaten öyle davranmışlardı?&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;tam da yeni arkadaşlarımla eğlenceden geldiğim vakit, bu sefer e'nin mesajını gördüm. işte yok efendim ezgi'ciğim nasılsın, görüşmeyeli çok oldu, nerelere kayboldun vs. ulan dedim ne oluyoruz teker teker gelin hehe. ben de işte böyle "paris'teydim ondandır haha" gibi bir cevap yazdım. o da bana "seninle konuşmak istiyordum" dedi. anlam veremedim ama heyecanlandım. bu kadar olurdu yani! ama şimdi de onları konuşmaya değer bulup bulmadığımı bilmiyordum, birdenbire onları beğenmemeye başlamıştım. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-e5387b97e614678b" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3De5387b97e614678b%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D668F7EF275282EC885BD9E8017CAD768C1195216.245179441EE68C841B1EBB7C2F1FFCC4C4A0D43E%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De5387b97e614678b%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DlyyHhmvBzp5N11JL6VjyIvwjEks&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3De5387b97e614678b%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D668F7EF275282EC885BD9E8017CAD768C1195216.245179441EE68C841B1EBB7C2F1FFCC4C4A0D43E%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De5387b97e614678b%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DlyyHhmvBzp5N11JL6VjyIvwjEks&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8357995010377052885?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8357995010377052885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8357995010377052885&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8357995010377052885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8357995010377052885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/asagdaki-sarky-bu-yaz-yazmstm-tramva.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-2043028063155535568</id><published>2011-09-22T02:06:00.002+03:00</published><updated>2011-09-22T02:17:46.373+03:00</updated><title type='text'>ne yazık ki hüsran, gözyaşı dolu</title><content type='html'>hayatımda gittiğim en acıklı partilerden birinden geliyorum. çünkü demiştim ya faslıların bir parçası oldum diye, artık değilim ve nedenini bilmiyorum gerçekten. şimdi bu grupta çok tatlı kızlar vardı ama ben özellikle iki çocukla daha yakındım. geleli bir hafta oldu ve bir haftadır her akşam onlarlaydım. onlar benim ilk arkadaşlarımdı ve minnet doluydum onlara karşı. ama bugün bir tane parti vardı, dün e.'yi konuşurken duydum ve herkesi davet etti, bana da "sana haber veririm kesin" dedi, bunu da son derece doğal bir şekilde söylemişti. sonra o akşam bana şarap koymuştu ve babacan babacan saçımı okşamıştı, ben komik bir şey söyleyince. meksikalı kız gidip biz odalarımıza dağılınca odama gelip beni yeniden çağırmştı "ezgi gel a.lara gidiyoruz" diye. beni habire bir yerlere çağırıyorlardı. ben de onlara kebap ısmarlıyordum. hatta bu sabah ayıp olmasın hep onlardan otlanıyorum diye marketten votka ve şarap almıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bugün bana haber vermediler ve internetten partinin yerini sorduğumda kuru kuru yerini söylediler. ben de ne yaptım oraya yalnız gittim. onları gördüğümde x. bana "ah! you again?" dedi. düşünebiliyor musunuz, "you again?" diye sordu. karşılarında iki türk kız vardı ve onlara flörtöz gülücükler atıyorlardı. atsınlar bana ne, engelleyecek değilim ya, sanki engellemeye gelmişim oraya. sırıtarak azıcık kalayım yanlarında istedim ama bana habire laf soktular. sonra ben de elim mahkum ordan ayrıldım ve taylandlı sıkıcı bir grupla konuşmaya başladım ki onlar beni istemiyorlardı, bu belliydi. genelde çekici olduğumu düşünürüm ama galiba bende çok itici bir yan var ve insanlar kaçıyor. sonra ben de gittim sarhoşla konuşmaya başladım ki sarhoş bile benden sıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neredeyse ağlayacağım, inşallah ikisi de ölür. ben onlara ne yaptım da bana bunu layık görüyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yurttaki afrikalılar çok daha iyi yürekli, benim için artık kuzey afrika dönemi kapanmıştır, siyah afrika dönemi açılmıştır, çünkü onlar ne zaman görsem bana iyi davrandılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-2043028063155535568?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/2043028063155535568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=2043028063155535568&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2043028063155535568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2043028063155535568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/ne-yazk-ki-husran-gozyas-dolu.html' title='ne yazık ki hüsran, gözyaşı dolu'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-996089925534051634</id><published>2011-09-21T03:17:00.005+03:00</published><updated>2011-09-21T19:42:31.789+03:00</updated><title type='text'>erasmus ve sinem kobal</title><content type='html'>farklı bir ülkeye 5 aylığına okumaya gelmenin en kötü yanı yüzeysel arkadaşlıklar kurmaya giden minik adımlar. hep başlangıç noktasından başlayan asla bir adım öteye gidemeyen ve neredeyse acı veren bir yüzeyselliği taşıyan arkadaşlık kırıntıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ben tanımadığım adama ne diyeyim? how do you say this in spanish? oo yeah, fiesta. gerçekten konuşacak konu bulamıyorum ve acı çekiyorum. her gün içmek istiyorum. odamda kaldığım geceler bana batıyor. dün de bununla ilgili bir rüya gördüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüyamda sinem kobal'la çok çok uzaktan tanışıyormuşuz. hiç ortak yanımız yok ve konuşacak konu bulamıyoruz. sinem kobal çok havalı ve "prezantable", makyajı, kıyafeti tam. ben her zamanki halimdeyim, paçoz giysilerim, kambur duruşum, yüzümde yapmacık bir sırıtış. sinem kobal ile bir şov programına çıkacağız. konu sinem kobal. ben ona dans ederken eşlik edecek ve onun reklamını yapmasına yardım edecekmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken müzik başlıyor. sinem kobal mini elbisesiyle minik adımlarla zarif zarif dans ediyor. ful makjaylı. benim nedense üsütümde kirli bir pijama üstü ve pazen uzun etek var, başımda bir havlu var, yüzüm hiç yıkanmamış gibi. ve deli gibi dans ediyorum. çok komiğim. absürd hareketlerlerle komik bir dans yapıyorum. derken bütün kameralar beni çekmeye başlıyor ve bütün seyirciler bana gülüyor ve sinem kobal bu işe çok bozuluyor. çünkü kameranın çekmesi gerken kişi kendisi. birden yanıma yaklaşıp "sağol yani ezgi, sağol, kariyerimin içine ettin" diye fısıldıyor. benimse amacım bu değil. ben sadece kamera beni çekince ne yapacağımı şaşırmışım ve kıyafetimden utanıp işi şakaya vurmuşum. "ya pardon kusura bakma" diyorum ve kenarda sinem kobal'ı alkışlamaya başlıyorum. sinem kobal topuklu ayakkabıları ve minik adımlarıyla dansını tamamlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra ikimiz çıkıyoruz, ben de üstümdeki iğrenç sabahlığı çıkarıyorum, meğerse onun içinde güzel bir kazak ve etek varmış. sinem kobal'la yürüyoruz gecenin serinliğinde. kaldırıma oturuyoruz, sinem kobal bir şişe şarap açıyor, içiyoruz. bana içini döküyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ya ben erkek arkadaşımdan çok sıkıldım ama ne yaparsın bana sahip çıkıyor ve en önemlisi parası var." diyor (bu arada rüyamda gerçek sevgilisi aklıma gelmedi) "ama tekirdağ'da bir çocuk var ona hastayım sevgilim uzakta zaten şimdi onu eve atıcam" diyor ve ben şok oluyorum. sinem kobal diyor ki: "ne yapalım yani ten uyumu var aramızda müthiş bir cinsel çekim var onunla sadece sevişmek istiyorum o tekirdağlı çocukla. sevgilimden ayrılmak istemiyorum." diyor. sonra bir torba kırık ilaç çıkarıyor. "al minoset iç, iyi kafa yapıyor" diyor ve ağzına bir avuç minoset atıyor. ben de çekine çekine bir tanesini çiğniyorum. "sikicem ha, yarın da başka şova çıkmam lazım" demesiyle başka bir boyuta geçiyorum. sinem kobal bu olamaz. bu resmen ağzı bozuk, isteklerinin doğrultusunda yaşayan, erkek fatma bir kadın. benim şaşkın bakışımı gören sinem kobal bana bakıyor ve: "ay ne tatlısın sen yerim seni. hiç sesin çıkmıyor ha" diyerek bana sarılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sinem kobal'ı ilk defa seviyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-996089925534051634?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/996089925534051634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=996089925534051634&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/996089925534051634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/996089925534051634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/erasmus-ve-sinem-kobal.html' title='erasmus ve sinem kobal'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4229498145360003532</id><published>2011-09-19T20:18:00.002+03:00</published><updated>2011-09-19T20:32:54.272+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>merhaba, ben gitgide faslıların bir parçası olmaya başladım, bundan da memnun gibiyim. bir tane faslı çocuk var. böyle zincirli kolyesi, deri ceketi, odasında boy boy viski şişeleri, hoparlörlerden çıkan bayıcı club ve tekno müziği. ama çok tatlı bir çocuk. annesi yahudi, babası italyanmış. anladığıma göre çok zenginler. burda master yapıyormuş. habire içki alıp bizi odasına çağırıyor ve youtube'dan müzik açıyor. açtığı şeyler de romen house müziği (inna filan gibi şeyler), rus rap müziği, şakira, böyle tiki tiki garip garip şeyler açıyor. ne açtığını söyleyeyim siz anlayın, "vamos a la playa". bu şarkıyı o kadar çok çaldı ki ben de odamda youtube'u açıp bu şarkıyı dinlerken kendimi yakaladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun dışında habire faslı şarkılar dinliyoruz. aslında çok güzel şarkılar ama her gün yüz kere dinlemekten canım çıktı. çalma sırası bile aynı. habire raşit taha'nın "dın dı nın dın dı nın dırı nın nın nın nın nın nın nın nınnı nın nı nın" diye ünlü bir şarkısı var ya onu açıyor. ben bilgisayara doğru "dur ben de sana bir şey göstereyim" dediğimde tarkan'ın "şıkıdım" şarkısını açıyor hemen. ben de memnun olmuş gibi gülümsüyorum elim mecbur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu faslı e. tam bir party boy ve beni bir sürü kişiyle tanıştırdı. bunların arasında çok şeker fransız bir kız var. tanıdığımda sarhoştu, ayakları o havada çıplaktı. ağladı ağlayacak bir şeyler konuşuyor. ne diyor diye kulak verdim, fransız olmaktan gurur duyuyormuş çünkü sosyal sistemleri çok iyiymiş. iki dakika sonra diyor ki fransız olmaktan utanıyorum çünkü biz siz yabancı öğrencilere çooook kötü davranıyoruz, çook soğuğuz. kız neredeyse ağlayacaktı. dünyanın en tatlı kızı olmaya aday bir kızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de bir sürü türk kız var, onlar da iyi kızlar. üç tanesiyle aram baya iyi. ama zaman yavaş geçiyor, çoğu zaman hava soğuk ve bazen dışarı çıkmaya üşeniyorum. odamda peynir yiyip facebook'tan deniz avcı'ya mesaj atıyorum hep.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4229498145360003532?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4229498145360003532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4229498145360003532&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4229498145360003532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4229498145360003532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/merhaba-ben-gitgide-fasllarn-bir-parcas.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4124463398228955573</id><published>2011-09-17T12:47:00.005+03:00</published><updated>2011-09-19T20:17:38.771+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>sonunda rouen şehir merkezinde dolaşacak vakti buldum. ama yine de çok ayrıntılı değil. zaten küçük bir yer. okula gittim, fakültem seine nehri kıyısındaymış. ama aklınıza paris'teki gibi romantik manzaralar gelmesin. o kadar güzel değil rouen'dan akan seine. buna rağmen rouen katedrali tam bir şaheser. hayatımda gördüğüm en güzel klise. kocaman. claude monet&lt;br /&gt;resimlerini yapmış:&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/30/RouenCathedral_Monet_1894.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 265px; FLOAT: left; HEIGHT: 714px; CURSOR: hand" border="0" alt="" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/30/RouenCathedral_Monet_1894.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(rouen katedraline gözlüksüz bir bakış.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katedralin çevresi çok güzeldi. ama dediğim gibi salak salak idari işler yüzünden pek uzun tutamadım bu geziyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece yine faslılar ve diğerleriyle fas müziği dinledik, sonra da salsa bara gittik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4124463398228955573?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4124463398228955573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4124463398228955573&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4124463398228955573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4124463398228955573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/sonunda-rouen-sehir-merkezinde.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5424682241244017191</id><published>2011-09-15T19:42:00.003+03:00</published><updated>2011-09-15T20:05:20.095+03:00</updated><title type='text'>Erasmusçuluk ilk günümün izlenimleri</title><content type='html'>Erasmus denen şeye başladım. Salı günü Paris'e gittim, orda arkadaşım Y.T'in yanında kaldım. Ertesi gün trene binip 5 ay okuyacağım şehir olan Rouen'a gittim. Yurda geldiğimde giriş katta kimse yoktu, sadece çok tuhaf bir çocuk vardı. "Anahtarları burdan mı alıyoruz?" dedim. Sonra karşılıklı sustuk. Sonra onun bir arkadaşı geldi, o daha konuşkan olduğu için onlarla tanışmış oldum. Bunlar dündü, yurttaki ilk arkadaşlarım onlar olmuş oldu böylece. Tuhaf çocuk Montrealli imiş. Arkadaşı Kazablanka'dan geliyormuş. Tuhaf çocuk benimle geldi, işlemleri tamamladık. Sonra bana çikolatalı ekmek getirdi. Sonra bana "sıkılırsan gel" dedi. Ben de işleri yaptım, akşama doğru sıkıldım tuhaf çocuğun yanına gittim. Bir baktım ersamusçuluk yaşamına dalmışlar bu ve bunun 19- 23 yaş arası erasmus arkadaşları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu grup hırt zırt veya pırt için bir araya gelmiş enternasyonal ve banal bir genç grubunun bütün klişelerine sahipti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habire bağıran iri yarı Meksikalı genç (o kendine "party animal" diyor)&lt;br /&gt;Bir iki tane süslü ve konuşmayan latin amerikalı kız&lt;br /&gt;İki tane çok güzel Polonyalı kız, biri "oo bensiz mi partiye başladınız!!" "of çok akşamdan kalmayım" laflarını ağzından düşürmez&lt;br /&gt;İri yarı Meksikalı genç gibi bir "party animal" olma meraklısı Kanadalı sessiz çocuk (Meksikalı gençle erotik danslar yapıyorlar)&lt;br /&gt;Şilili ve en azından akıllı bir insan&lt;br /&gt;Üç Faslı (özellikleri politika hakkında konuşmaya olan hevesleri): En çok bunlarla anlaştım. Faslılık üzerine konuştuk.&lt;br /&gt;İki Alman (bunlar bulundukları ortama göre daha olgunlar. aralarında almanca konuşuyorlar): Bunları "woher kommst du?" "ich kann nicht deuscth sprechen aber ich mochte lernen" cümleleriyle tekilemeye çalıştım, "wow" filan dediler.&lt;br /&gt;Yabancılardan nemalanmaya gelmiş iki çıkarcı fransız (geçen sene de Erasmuslarla takılıyorlarmış): Bunlardan biri yabancı kızlara "büyytüful görrrrğl" diyip duruyordu. Önce bu iltifatlara çok sevindim, ama sonra baktım ki herkese yapıyor. Herkesi öpmeye çalışıyordu. Zannediyorum ki buna vakıf olamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tiplerle şehre gittik, sonra Faslı çocukla yine faslılık üzerine duygusal konuşmalar yapa yapa odama çıktım. Bir de baktım anahtar girmiyor. Çok korktum, aşağı indim, görevliye söyledim. onun da yardımıyla kapıyı açtık. Daha doğrusu biz açmadık, uykusundan uyanmış kızgın biri açtı. Meğersem yanlış binaya girmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece yaş 18 bir erasmus günü geçirmiş oldum... Ama çok memnunum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5424682241244017191?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5424682241244017191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5424682241244017191&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5424682241244017191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5424682241244017191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/erasmusculuk-ilk-gunumun-izlenimleri.html' title='Erasmusçuluk ilk günümün izlenimleri'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1924934915161316715</id><published>2011-09-01T23:29:00.002+03:00</published><updated>2011-09-01T23:48:16.529+03:00</updated><title type='text'>her gün biraz daha yakın</title><content type='html'>bu tatilde uzaktan akrabamız olan ezgi adında 13 yaşında bir kızla tanıştım. minicik suratı, habire gülen yüzüyle çok sempatik bir çocuktu. bir iki gün sonunda bizi herkes "küçük ezgi, büyük ezgi" diye çağırmaya başladı. yaşından daha da küçük ve çok uysal davranan ama aynı zamanda düşüncesinde olgun ve akıllı olan akrabamı sevdim. arkadaşlarıyla ilgili bir sürü şey anlattı, bu anlattıkları beni düşündürdü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezgi'yi sınıfta herkes çok seviyormuş, ama onun hiç sevmediği çok otoriter, çok sinirli, kıskanç, iğrenç bir arkadaşı varmış. bu kız habire emirler yağdırıyor, bağırıyor, duygusal şantaj yapıyormuş. son derece de kıskançmış, kıskançlığından bir gün ezgi'nin yılbaşı hediyesini kırmaya kalkmış, kalemkutusunu karalamış. bunların üstüne bir de yılışıklığı eklenince, ezgi ondan nasıl kurtulacağını bilememiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sınıfta kimse onu sevmiyormuş. mesela sınıfta şişman başka bir ezgi varmış. bu kız sınıfta sbs'de en yüksek puanı almış, ama aslında çok tembelmiş. annesinin zoruyla çalışıyormuş. bu yüzden de çok depresyondaymış, dengesiz dengesiz harketler yapıyor, bir de jiletle kendini kesiyormuş. "ne yapıyorsun?" diye soran arkadaşlarına "bir şey hissetmiyorum, siz de yapın, çok eğlenceli" diyormuş. bu kötü kız en çok bu şişman ezgi'ye karşı acımasızmış. (bu son ezgi'de kendi ergenliğimi bulmadım diyemem)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi akrabam ezgi diyordu ki "ben okulun ilk gününde bu kızla karşılaşacağım, gelecek bana sarılacak, yanıma oturmak isteyecek, oturtmazsam küsecek, ne yapayım?" "ondan korkuyorum" bu soruya cevap veremedim. soruya cevap veremem de 13 yaşından 10 yıl sonra bile hala biraz ezik bir kadın oluşumdandı. "ilk günlerde idare et." dedim. ama idare etmek akrabam ezgi'yi rahatlatacak mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hala reddetme, geri çevirme hakkını kullanma konusunda öğüt dahi veremiyordum. yani bol keseden atmak için bile bir cevap hayal edememiştim. soru karşısında cevapsız, çaresiz kalmıştım. sunduğum çözümler hep pasif agresif tipe özgü "pasif direniş" biçimleriydi. "bir şey söylerse hı hı yaparım de ama yapma" gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken masamıza 21 yaşında, benden 2 yaş küçük bir akrabam, ecem oturdu. konuyu dinledi, hemen "artık seninle arkadaş olmak istemiyorum, benimle konuşma de" dedi. o kadar rahat söyledi ki bunu, küçük ezgi ile ağzımız açık kaldı. küçük ezgi hemen "ay yok ecem abla, nasıl öyle derim?" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra 16 yaşında, benden çok daha rahat, sosyal biri olan kardeşime soruyu yönelttik. "bu arada böyle bir şeyi ben de hemen diyemem" dedi de bizi rahatlattı. "kötü davranırım ona, çirkefleşirim. kendimden soğuturum." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şekilde biz de herkesin davranış tarzının ayrı olduğunu, önemli olanın herkesin hakkını herkese adilce teslim etmek olduğunu bir kez daha anlamış olduk.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1924934915161316715?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1924934915161316715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1924934915161316715&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1924934915161316715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1924934915161316715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/her-gun-biraz-daha-yakn.html' title='her gün biraz daha yakın'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8652449068560815214</id><published>2011-09-01T23:20:00.003+03:00</published><updated>2011-09-01T23:28:19.343+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bugün babam kıyamet günü ile ilgili bir kitap okuyordu. o da bu tür şeylere inanıyor. 2012 yılında kıyametin kopacağına inanıyorum dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de 2012'de bir şey değişecek ama bu kötü olmayacak dedim. babam da tabi ki dedi. deccal ve mehdi savaşacakmış, deccal bu savaşta yenilecekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki bu bizim açımızdan ya iyi olmazsa diye sordum. babam da elbette kısa vadede iyi değil dedi. çok acı çekeceğiz dedi. bütün insanlar gibi biz de bir süre cehennemde kalacağız dedi. ama cehennem ateşli bir yer mi değil mi orasını bilemem dedi. ama sonra uzun vadede daha güzel bir dünyada yaşacağız dedi. tanrı ile bütünleşeceğiz. vahdeti vücut olacağız dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam da aslını istersen çok şey bildiğinden değil, biraz uyduruyor. ama bu düşünceler bir an beni çok rahatlattı. bir an önce mesih ile mehdi gelsin istedim. sonra da düşününce vazgeçer gibi oldum.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8652449068560815214?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8652449068560815214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8652449068560815214&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8652449068560815214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8652449068560815214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/09/bugun-babam-kyamet-gunu-ile-ilgili-bir.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4647099192235688163</id><published>2011-08-24T01:22:00.007+03:00</published><updated>2011-08-25T16:00:23.447+03:00</updated><title type='text'>gazeteye köşe yazısı yazdım lütfen sabah veya hürriyet dikkate alsın!!!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-IrE6fHQ3E2s/TlQvNQvOWRI/AAAAAAAAAKg/ffcnjzuYXuE/s1600/Foto%25C4%259Fraf-0021.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 144px; height: 108px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-IrE6fHQ3E2s/TlQvNQvOWRI/AAAAAAAAAKg/ffcnjzuYXuE/s200/Foto%25C4%259Fraf-0021.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644188137879918866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EZGİ'NİN PENCERESİNDEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNÜN GETİRDİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;tramva sonrası stres bozukluğu yaşayan biriyle karşılaştım, ne türden bir tramva bunu size söylemek istemiyorum, o kişiden izin bile almadım. iş vesiesiyle karşılaştık. doktorun da dediği gibi:" bu yaşadığın şeylerin normal bir insanı etkilememesi olanaksız. bu yüzden diğer insanların seni anlamamasını anlayışla karşılamalısın. çünkü belki onlar da anlattıklarının yükünü taşıyamıyorlar ve uygunsuz bir tepki veriyorlar." gerçekten de, "small talk" yaptığınız, kanınızın da ısındığı bir insanın başına çok kötü bir şey gelmişse? bunu olgunlukla karşılayabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;doris geldi, 2 hafta kaldı, bugün gitti. içimde bir hüzün var. bir de nedenini bilmiyorum ama karnıma vurmuş gibi hissediyorum tüm üzüntüm.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;karın ağrısı demişken, karın ağrısının güzel bir tarafı da var. benim gibi tembel birine bir gün içinde alışık olmadığı üç görev verin hemen karnı ağrır, diyare olur. özellikle eylül ayı okullar açılırken gelir bu ağrı, yaz rutininden çıkma şaşkınlığının sevimli telaşı. ancak yaz miskinliğinden iyidir. ama yaz miskinliği de ekim koşturmacasından, kasım çamurundan, aralığın bit kadar günlerinden iyidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;bir aksilik çıkmazsa ... diye bir şehre erasmusa gideceğim. aile evinden ayrı kalmak bana yarayacaktır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;çok komik bir rüya gördüm ama nasıl anlatılır bilmiyorum. seks festivali diye bir festival varmış. bakanlık, stklarla ortak düzenliyormuş. oraya bir hevesle gidiyoruz. ancak festival denen yer bir sınıfmış. sınıfta daire olmuş insanlar, oturuyorlar. bir kişi çıkmış cinsel problemlerini anlatıyor. ben de çıkıp insan cinsel yönünü sosyal hayatıyla nasıl kaynaştırır bunun çok ince bir husus olduğunu, cinsel hayatın hayatın küçük bir yönü olmakla kalır gibi yapıp kalmadığını, insan duygusal ve cinsel açıdan yalnızsa diline vuracağını, habire belaltı şaka yapıp insanları tiksindireceğini anlatan bir konuşma yapıyorum. "bu bakımdan hepimizin çok dikkatli olması gerekir" diye konuşmamı bitiriyorum. seks festivali denen bu katastrofta bu dandik konuşmayı herkes çok beğeniyor. sivilceli, tıfıl bir oğlan gelip ağzımdan öpüyor. midem bulanıyor, allahtan uyanıyorum. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;bozcaada'dan sözcükler ve bayan yanı diye iki dergi aldım. birincsini beğendim, ikincisini o kadar beğenmedim.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;eğitim görüp çalıştığım yerde insanlar çok iyi ve sıcak, fakat ben değilim. keşke daha rahat, daha işbilir bir kişi olsaydım diyorum, kimbilir kaçıncı kez... ıssız adaya düşme hayalleri kuruyorum.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;askeri zımbırtının orda kedi buldum, veterinere götürdüm. bugün almaya gitmem lazımdı ama gitmedim. bilmiyorum neden gitmediğimi, herhalde bakarlar diye düşündüm. korktum açıkçası gidip almaya. bağlanmaktan korktum.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;biliyorum ki gündem hakkında da az konuşmak lazım. ama ne yalan söyleyeyim, ben de sizler gibi medyadan takip ediyorum. (önemli kişi lafı)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4647099192235688163?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4647099192235688163/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4647099192235688163&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4647099192235688163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4647099192235688163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/08/gazeteye-kose-yazs-diye-koysan-bunu.html' title='gazeteye köşe yazısı yazdım lütfen sabah veya hürriyet dikkate alsın!!!'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-IrE6fHQ3E2s/TlQvNQvOWRI/AAAAAAAAAKg/ffcnjzuYXuE/s72-c/Foto%25C4%259Fraf-0021.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1775078875565527160</id><published>2011-07-31T23:09:00.003+03:00</published><updated>2011-07-31T23:27:31.003+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>dün beni ofisteki tercümanlardan biri feriköy'de düzenlenen afrika kupasına davet etti. daha önce bir kere daha gitmiştim ama bu final maçıydı. gana ile bir ülke daha kapışıyordu ama kim olduğunu anlayamadım. zaten futboldan anlamadığım için maçı da takip edemiyordum, allahtan benim gibileri de düşünerek süper eğlenceli bir maç düzenlemişler. bir yandan bir dj gana ve nijerya müzikleri çalıyordu. afrikadan göç etmiş, maçı izlemeye gelmiş kimselerin de herhalde bildiği şarkılardı bunlar, bir yandan herkes dans ediyordu. allahım bu kadar güzel şarkılar olamaz. gerçekten mükemmel bir müzik türüymüş. insan kendini bir sağa bir sola sallamak istiyor. ama bir şarkıcı adı öğrenemedim, sormaya fırsat olmadı. internette ghana music yazdım. dinlediklerim ünlü şarkıcılar mı bilmiyorum pek ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün de şöyle bir çorba denedim, bakalım nasıl olacak diye. sıfır yağ var içinde. ve o kadar ama o kadar güzel oldu ki anlatamam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soğan&lt;br /&gt;sarımsak&lt;br /&gt;havuç&lt;br /&gt;patates&lt;br /&gt;nohut&lt;br /&gt;taze nane, maydonoz, dereotu&lt;br /&gt;fesleğen&lt;br /&gt;kekik&lt;br /&gt;köri&lt;br /&gt;tuz&lt;br /&gt;karabiber&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsini haşlayın. mikserden geçirin. nohutlar biraz taneli kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;afiyet olsun. ramazanda ne pişirsem diye düşünen hanımlara da blogumuzdan bir incelik düşünüldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1775078875565527160?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1775078875565527160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1775078875565527160&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1775078875565527160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1775078875565527160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/07/dun-beni-ofisteki-tercumanlardan-biri.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3139885925119243460</id><published>2011-07-26T17:22:00.002+03:00</published><updated>2011-07-26T17:25:04.220+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bazı günler insanın midesi ve bağırsakları arasındaki o yerde berbat bir sıkışıklık oluyor. paranoyak bir düşünce yapısı ve her şeyden kendini sorumlu hissetme hissi bir yerlerden peydah oluyor. hormonel midir bilmiyorum, bazı günler bu oluyor.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;birinin ufak bir sözü veya gülüşüyle hafifleyen bir gerginlik bu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3139885925119243460?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3139885925119243460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3139885925119243460&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3139885925119243460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3139885925119243460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/07/baz-gunler-insann-midesi-ve-bagrsaklar.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8614641239441705935</id><published>2011-07-07T01:17:00.001+03:00</published><updated>2011-07-07T01:19:44.769+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&amp;amp;v=aX1PwkgwsG0"&gt;şu&lt;/a&gt; şarkıyı da çok seviyorum. bir klasik, artık ne demekse...:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8614641239441705935?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8614641239441705935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8614641239441705935&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8614641239441705935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8614641239441705935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/07/su-sarky-da-cok-seviyorum.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7181471586629248937</id><published>2011-07-07T00:53:00.002+03:00</published><updated>2011-07-07T01:10:55.275+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>daha önce joan jett'in sesini bilmeme rağmen kendisini görmemiştim. keskin hareketleri çok yakışmış.  biraz çatlak bir hanıma benziyor, beğendim... &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&amp;amp;v=AOZ4-xRuPGc"&gt;klipteki&lt;/a&gt; delikanlılar da çok hoş. söyledikleri şarkıya benziyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&amp;amp;v=yrjZWi49KOk"&gt;bu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&amp;amp;v=5RAQXg0IdfI"&gt;bu &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7181471586629248937?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7181471586629248937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7181471586629248937&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7181471586629248937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7181471586629248937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/07/daha-once-joan-jettin-sesini-bilmeme.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5588312019979190101</id><published>2011-07-06T21:59:00.004+03:00</published><updated>2011-07-07T02:00:41.398+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>insan "hoşlandığı çocuk"la asansörde, ıssız adada filan başbaşa kalmak istiyorsa ona yazık. başka kimse olmasın istiyor, çünkü başka seçenekler varken sizin eşleşmeniz mümkün değil. diyeceksiniz ki beni yeterince tanımıyor. tanısa severdi, o yüzden ıssız adada başbaşa kalmak istiyorum. çok safsın, ayrıca yalan söylüyorsun. sana gerçekten yazık. çünkü sen sadece çok acil cinsel ihtiyaç halinde (adada) sana tenezzül edebileceğini biliyorsun, buna da razısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu bağlamda ismail yk'nın yeni şarkısına değinmek istiyorum: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&amp;amp;v=xYzzuOjMqJI"&gt;sanane&lt;/a&gt;. ismail yk'yı her zaman dürüst ve açıksözlü olduğu için severim, abazanlıksa abazanlık, bunu utanmadan söylemesi, üfle filan demesi çok hoş. popçular coolluklarını bozmamaya çalışarak eski sevgililerine laf sokarken ismail yk, samimice "allah belanı versin yar" dedi. ben bu duyguyu daha rahat anlıyorum. ama bu sana ne kesinlikle benim şu şarkımın aynısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fonetikkaktus.blogspot.com/2006/07/pr-elise.html"&gt;je veux pas t'oublier (seni unutmak istemiyorum), 2006, sanatçının kendi adını taşıyan ilk allbümü&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak depresif aşk şarkılarında en güzeli: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=d_whE_SIvSo&amp;amp;feature=player_detailpage"&gt;seni seviyorum, bu gece gir kollarıma. (bora öztoprak)&lt;/a&gt; bakın size üzgün aşk şarkısı yapmanın formülünü vereyim: içine biraz abazanlık koyun. ve güzel bir melodi. ama bu şarkı her şeyi aşıyor. müthiş bir şarkı. lisede bunu hoşlandığım voleyboycu çocuğu düşünerek dinlerdim. o da bazen bu şarkıyı söylerdi, sesi de güzeldi. ah ne değişiktir gençlikte hissedilen şeyler! ama daha kötüsü, bundan bir adım öteye gidememektir... bir yerden sonra insan hala geceleri ismail yk gibi kız peşinde, gündüzleri aklına bir platonik aşkı olduğunu getirerek hüzünlü takılmamalı. bu espiri kardeşimin:))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, gay pride denilen eşcinsel onur yürüşüne çoğu gazete, tv kanalı yer vermemiş, bari blog olarak verelim, çünkü inanılmaz kalabalıktı, bütün istiklal caddesi doluydu. hem de çok hoş, eğlenceliydi. mitinglerde benim gözlerim doluyor. ne mitingi olursa olsun, isterse hitler'in konuşması olsun. ama mitinge gidince ağlıyorum. burada da salak gibi ağladım. sonra bayrağın ucundan tuttum. biber gazı attılar. bu da kendini bilmez bir davranıştı. ulan polis, orda hudutlar içinde uslu uslu, şirin şirin yürüyen bir topluluk var, mal mısın? üstelik o kadar kalabalığın, hele de çocukların, bebeklerin olduğu bir yere gaz atmak ne kadar çirkin. ya bir şey olursa? sen ne hakla benim üstüme gaz atıyorsun? ben senin üstüne gaz atsam hoşuna gider mi? böyle giderse hiç arkadaşınız kalmayacak canım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5588312019979190101?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5588312019979190101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5588312019979190101&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5588312019979190101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5588312019979190101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/07/insan-hoslandg-cocukla-asansorde-ssz.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1151536031889900666</id><published>2011-07-06T21:47:00.003+03:00</published><updated>2011-07-06T21:52:45.837+03:00</updated><title type='text'>tu- shakira</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=HYzIJAhhCUo&amp;amp;feature=player_detailpage"&gt;tu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;shakira'ya hayranım. şarkılarını da kendi yazıyormuş. sesi, o minyon güzelliği, müthiş şarkıları harika. siyasi olarak bilemiyorum, özel hayatını pek. en sevdiğim şarkısı tu. bu şarkı da size gelsin. shakira depresyondayken yazmış olabilir. ay canım, çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevdiğim şarkıcılar:&lt;br /&gt;shakira&lt;br /&gt;atiye&lt;br /&gt;garfunkel and oates&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1151536031889900666?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1151536031889900666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1151536031889900666&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1151536031889900666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1151536031889900666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/07/tu-shakira.html' title='tu- shakira'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8750633856444613306</id><published>2011-06-29T23:38:00.002+03:00</published><updated>2011-06-29T23:40:57.368+03:00</updated><title type='text'>lan buraya bakın</title><content type='html'>cumartesi benim doğumgünüm. bana hediye vermek isteyen, kutlamak isteyen olursa mail atsın: ezgisirin@hotmail.com. evde şeyedeceğim herhalde. belki gelmek istersiniz. ama evde şeyetemeye debilirim. ezgi yaldız. özellikle sen canım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8750633856444613306?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8750633856444613306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8750633856444613306&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8750633856444613306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8750633856444613306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/lan-buraya-bakn.html' title='lan buraya bakın'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-2882841912846262794</id><published>2011-06-26T02:41:00.003+03:00</published><updated>2011-06-27T00:26:15.161+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>annemler "beyaz geceler" turuna çıktı. beni evde tek başıma bıraktılar. ben de 40 yılda bir evde yalnız kalmış her ergen gibi "sabahlar olmasın" turuna çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen sene bana farklı mail adreslerinden farklı kişiliklerin ağzından komik komik mailler atan biri vardı. ben ona cevap vermedim çünkü espriyi anlamamıştım. bugün ona burdan teşekkür ediyorum. çünkü o benim "doğumgünümde bana mail atın" çağrıma kulak vermişti. ne tatlı biriydi o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-8363ff8213e96e3f" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v5.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D8363ff8213e96e3f%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D60EEA0F7141EF0ACB8F45362226081616DD54C60.813769748D2F7BFA72AFB635185F8E818AE994A7%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D8363ff8213e96e3f%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DTKVtQRMd_cvLnL2DA9Mtj61va4k&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v5.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D8363ff8213e96e3f%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D60EEA0F7141EF0ACB8F45362226081616DD54C60.813769748D2F7BFA72AFB635185F8E818AE994A7%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D8363ff8213e96e3f%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DTKVtQRMd_cvLnL2DA9Mtj61va4k&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-2882841912846262794?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/2882841912846262794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=2882841912846262794&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2882841912846262794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2882841912846262794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/annemler-beyaz-geceler-turuna-ckt.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4555313815446165741</id><published>2011-06-24T14:25:00.002+03:00</published><updated>2011-06-24T14:57:09.686+03:00</updated><title type='text'>stajyerlik</title><content type='html'>ofiste çok fazla iş yaptığım söylenemez ama çok önemli şeylere tanık oluyorum. yasal danışmanlar var, onlar mültecilere BMMYK'ya giderken yardım ediyorlar. türkiye'de ancak geçici sığınmacı olabiliyorlar, ancak mülteci statüsü elde edemiyorlar. (1951 szöleşmesine konulan coğrafi çekince sebebiyle avrupa dışında mülteci kabul edilmiyor) bm'ye başvurup yıllarca üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeyi beklemeleri lazım. benim işim telefonlara bakmak ve mültecilerden gelen notları yasal danışmanlara iletmek ve birkaç basit bilgi vermek. bunun dışında çok küçük şeyler. giderek, öğrendikçe belki bir mülakata da girip gözlem yapabilirim, öyle dediler. ancak dosyaları okuyorum bir de ülkeler hakkında internette olan raporları. bir dakika önce telefonda seninle kibar kibar, farsça ile karışık türkçe konuşan adamın işkenceden kurtulmuş olduğunu bu dosyalara bakarak okuyorsun. bu herhalde "insan hakları" denen şeyin somutlaşmış hali. birçok insan bunu bir şefkat meselesi olarak görüyor, bence öyle değil. bunu soyut olarak anlayabiliyor gibiydim, anca şimdi bu anlayış pekişmiş oldu.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugün değişik bir şey oldu. rafta duran bir dergide, hikayesini kamuya anlatmış, iranlı, genç bir kızın röportajını okumuştum. işkence, tecavüz mağduru, lezbiyen. bm buna inanmıyormuş ve habire reddediyormuş. ben de dedim bir bakayım kızın dosyasına. bir baktım ki yerleşmiş 3. bir ülkeye. sevindim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;geçen gün de rüyamda "sorry your case is closed" diyordum birine, çok üzücüydü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;oha az önce de bir adama "yarın arayın" dedim ama yarın cumartesi. neyse en azından az sonra elif gelirse adamı arayabilir çünkü adam "urgent" dedi... ben de söylerim yanlışlıkla yarın açığız dediğimi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4555313815446165741?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4555313815446165741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4555313815446165741&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4555313815446165741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4555313815446165741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/stajyerlik.html' title='stajyerlik'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-9183359338255281297</id><published>2011-06-23T23:29:00.007+03:00</published><updated>2011-06-24T00:54:44.720+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şarkı'/><title type='text'>işte o şarkı!!!</title><content type='html'>evet, işte, bluetooth exchange folder'dan çıkan son şaheser, oxford'dan çıkmış gibi bir ingilizceyle yazılmış o eser!!! adı: i hate studying. şarkının kendisi kadar ismi de yaratıcı hani...XDD&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte o düşündürücü sözler...&lt;br /&gt;i hate studying when it becomes an obligation&lt;br /&gt;im lying on the floor with books of law&lt;br /&gt;i find myself lazy and selfsh and shallow&lt;br /&gt;i didnt even go to school all year just to follow&lt;br /&gt;im only 22 and im thinking of retiring&lt;br /&gt;maybe next year cause i find it really tiring&lt;br /&gt;id like to go out and buy myself an ice cream&lt;br /&gt;without even thinking of contract of venture&lt;br /&gt;id like to go out see a new concert without even wondering about its copyrights...&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-16edec43c45761a6" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v4.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D16edec43c45761a6%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D58EDE02909BF723DE9D83469BEC796FE02314E4.1C93F2499FB17EEA60868A33786C99D1F464B234%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D16edec43c45761a6%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dc_KEzy-d2dYBF6hhciUzGekLtRo&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v4.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D16edec43c45761a6%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D58EDE02909BF723DE9D83469BEC796FE02314E4.1C93F2499FB17EEA60868A33786C99D1F464B234%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D16edec43c45761a6%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dc_KEzy-d2dYBF6hhciUzGekLtRo&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-9183359338255281297?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/9183359338255281297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=9183359338255281297&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/9183359338255281297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/9183359338255281297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/iste-o-sark.html' title='işte o şarkı!!!'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8797741970309052117</id><published>2011-06-17T02:03:00.003+03:00</published><updated>2011-06-17T02:18:05.337+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cora.org/_borders/Image47.gif"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 271px; height: 359px;" src="http://www.cora.org/_borders/Image47.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;dünyanın en güzel, en kişilikli, en nazlı organı bence ayaklardır. topuklar hafifçe nasır tutmuşsa bu güzel bir ayaktır. topuğun kavuniçi, görmüş geçirmiş, fakat temiz rengi yok mu! ben fetişist değilim, ancak ayaklardan utanmanın bir insanın kendine yapabileceği en büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. mahrem olduğu bir yere kadar doğrudur. ancak bu utanma aşılabilir. çıplak ayakla gezmenin verdiği o hazzı hiçbir şey yaşatamaz. ve boşuna oje filan da sürmenize gerek yok. ayaklar, bir insanın en temiz, en nazik ve narin, en sevimli kısmıdır. çocukların el ve ayakları sevilir. sevgilinin elleri sevilir, ayakları beğenilse de itiraf edilmez. fetişist, sapık sanılmaktan korkulur. böyle saçma bir şey olamaz. sapıklık, vücudun tamamını sevmek, saygı duymak demek değildir. siz de vücudunuzun tamamını sevin ve ona saygı duyun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8797741970309052117?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8797741970309052117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8797741970309052117&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8797741970309052117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8797741970309052117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/dunyann-en-guzel-en-kisilikli-en-nazl.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-554270509736534066</id><published>2011-06-14T23:07:00.003+03:00</published><updated>2011-06-14T23:45:31.291+03:00</updated><title type='text'>yazın gelişi</title><content type='html'>bugün fransız eva bize milletvekilleri dağılımı, 367 vb ile ilgili şeyler sordu. hepsine cevabım: "oh, yes, yeah maybe, actually i don't know." şimdi de terasta annemlerle arkadaşları oturmuş konuşuyor seçimlerden. "bence sırrı süreyya bir feminist." (ibrahim'den kaptım) "hayır çünkü şivan perwer olayında sesi çıkmadı, ikiyüzlü." "hadi ya, öyle miymiş?" "chp'nin kemikleşmiş tayfası ölerek yok olacak." "ee, o zaman heslere ne diyorsun? allah allah yani!" "hesap uzmanları böyle oluyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007'de, 19 yaşında oy kullanırken ne hissettiysem pazar günü de aynı ruh hali içindeydim &lt;a href="http://fonetikkaktus.blogspot.com/2007/07/omuzlarma-yklenen-bu-sorumluluk.html"&gt;(bakın şurada yazmaya çalışmışım)&lt;/a&gt; demek ki hala siyasetten hiç anlamıyorum. sağolsun bugün bunu eva ile beraber teyit ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;stajım ise muhteşem! gerçekten bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar insana. fakat daha çok yeniyim. annemler tatile gidecek diye kendimi, yaz mevsiminin bu zamanlarında hep olduğu gibi boşlukta, sahipsiz, korkunç hissediyorum. geçen yaz da yeraltı sado mazo dünyasını anlatan bir film izliyorduk geceyarısı ekin'le. babam da kanepede uyukluyordu. sonra ekin bana şiddet dolu filmlerle ilgili bir şeyler anlatmaya başladı uyduruk uyduruk. gözlerinde erkek çocuklarının bu tür konulardan bahsederken konunun ciddiyetini kavramamaktan da gelen tuhaf bir zevk pırıltısı vardı. "sus" dedim, "sussana be!" sonra öyle bir bağırmışım ki babam yattığı kanepeden zıplayarak uyandı. o gün ertesi gün, hep içim üşüdü tuhaf tuhaf. annemin koynundan çıkmıyordum. yaz gelince, günler boşalınca böyle oluyorum hep... bir boşluk duygusu, bir tedirginlik. gelecekten korkuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-554270509736534066?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/554270509736534066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=554270509736534066&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/554270509736534066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/554270509736534066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/yazn-gelisi.html' title='yazın gelişi'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3266708225499302677</id><published>2011-06-12T02:45:00.002+03:00</published><updated>2011-06-12T02:57:21.170+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>....'de staja başladım. haftada 3 gün, 3 ay sürüyor. iki gün eğitim vardı, iki gün de staj yaptım. insanları sevdim galiba. pek konuşmadım onlarla. iki kişi var bize eğitim veren. ikisi de sakin, sıcak kişiler. bir de tercümanlar var. macid diye bir adam var, güleryüzlü, sıcakkanlı. benimle beraber başlayan eva diye new yorklu bir erasmus öğrencisi kız var. bir de hukuk öğrencisi fransız bir kız, o da eva. aslında yabancı stajyerlerin hepsi biraz birbirine benziyor. new yorklu eva favorim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3266708225499302677?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3266708225499302677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3266708225499302677&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3266708225499302677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3266708225499302677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/blog-post.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7052679076515312082</id><published>2011-06-02T17:45:00.002+03:00</published><updated>2011-06-02T17:51:39.528+03:00</updated><title type='text'>şu eşşoğlueşeklere bakın hele</title><content type='html'>çok sevgili blog, şu "mandarins" kitabında camus'nün haytını anlatıyormuş. orada paula var, camus'nün karısıymış. işte bu kadını camus aldattıkça aldatmış ve kadıncağız bu yüzden akıl hastahanelerinde yatıyor, kitapta da var. her neyse, baktım camus bu kadını kimle aldatmış, maria casares diye bir aktris. hatta internette bir filmi var ki orda da 2. kadın olmuş. google'da ilk çıkan şu resme bakın camus ile casares cilveleşiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://lh5.ggpht.com/_f9oFJleDnOw/SRK6KySn2EI/AAAAAAAAAug/q5FxY0Aw4rw/s400/S25C-408110609091_k1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 400px; height: 396px;" src="http://lh5.ggpht.com/_f9oFJleDnOw/SRK6KySn2EI/AAAAAAAAAug/q5FxY0Aw4rw/s400/S25C-408110609091_k1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7052679076515312082?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7052679076515312082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7052679076515312082&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7052679076515312082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7052679076515312082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/06/su-essoglueseklere-bakn-hele.html' title='şu eşşoğlueşeklere bakın hele'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://lh5.ggpht.com/_f9oFJleDnOw/SRK6KySn2EI/AAAAAAAAAug/q5FxY0Aw4rw/s72-c/S25C-408110609091_k1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4451581757860418477</id><published>2011-04-23T02:10:00.003+03:00</published><updated>2011-04-23T02:23:20.742+03:00</updated><title type='text'>yes, i've been bitching around (ne demekse)</title><content type='html'>merhaba, o kadar mutluyum ki anlatamam. bir kere şu sınav denen rezillik bitti. bu konuda bir şarkı yazdım, onu da koyacağım. bilgisayarımın kablosu koptu, onu yaptırdım. ah yaptırmaz olaydım. bilgisayarsız çok mutluydum, sınavlar bitince harikaydı. param da vardı, arkadaşlarımla bira içmeye gidecek. örneğin bugün sevil'in doğumgünüydü. internet denen manyaklıktan uzaktayken şu kitapları okudum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zülfü livaneli, serenad&lt;br /&gt;esat mahmut karakurt, vahşi bir kız sevdim&lt;br /&gt;esat mahmut karakurt, ankara ekspresi&lt;br /&gt;refik halit karay, iki cisimli kadın&lt;br /&gt;otostopçunun galaksi rehberi&lt;br /&gt;yabancı&lt;br /&gt;işte şimdi hapı yuttum&lt;br /&gt;hadi ama baba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eh, son ikisi christine nöbtsinger'in yazdığı çocuk kitapları ama bence onlar da sayılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar az olduğuna bakmayın, bunları iki üç günde okudum yemin ederim. ve bol bol gazete, televizyon... bir de ırmak'la beraber ekososyalistlerin toplantılarına katıldım. ve bir de dedemler geldi. ah, işte böyle. bilgisayarımın tamir edilmesinden dolayı çok üzgünüm... meğersem tüm sıkıntılarımın sebebi buymuş. normal, ideal bir yaşam internetsiz olanmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;veya ben interneti kullanmayı bilmiyorum. saçma sapan şeyler okuyup duruyorum. kendimi girdapların içine ataıyorum böyle yaparak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilerleyen günlerde ankara'ya gideceğiz sınıfla beraber. ticaretten kalacağım. üç sınav açıklandı, üçünden de geçtim. karşılaştırmalı 65, borçlar 65, usul 59. allah beni nazarlardan korusun ya rabbim. gerçi kimileri bu notları beğenmez ama benim için mükemmel notlar. maşallah..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4451581757860418477?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4451581757860418477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4451581757860418477&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4451581757860418477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4451581757860418477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/04/yes-ive-been-bitching-around-ne-demekse.html' title='yes, i&apos;ve been bitching around (ne demekse)'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1523486534270347077</id><published>2011-04-03T22:33:00.007+03:00</published><updated>2011-04-04T13:14:19.380+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş'/><title type='text'>hüzünlü bir ergenlik şarkısı: dostluk</title><content type='html'>benim arkadaşlarım var, hepsine de bayılırım, ancak burda eskiden burada sık sık adı geçen t'yi anlatmak isterim. evet çoğu yazımı bu ince ve uzun kıza yazardım ve fakat çoğu zaman farkında dahi değilmişim. ondan sonra birkaç tane daha içine aşk karışmış dostluk yaşadım, 20 yaşımı geçince ise bu kalp ağrıları yatıştı, daha dingin ve sağlıklı duygulara bıraktılar. 20 yaşımdan aşağı inmek hiç ama hiç istemezdim. tüm dünyayı çok acımasız ve tuhaf gördüğünüz bir yaşam kesitidir bu. o duygular hep kalacak zannedersiniz. benzer olaylar için çok daha az heyecanlandığınız 21'inizde güçlü bir duygular fırtınasından sağ çıkmışsınızdır. ben de 2 yıldır bu dinginlik içinde yaşıyorum. ancak eski günleri elbette andığım zamanlar oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 yaşında t ile tanıştım. ilk günlerde ondan korkuyordum. daimi yatılıydı. ince, uzun bir yapısı, beyaz teni, kara, yumuşacık gözleri vardı. sivilcelerini saymazsak çok güzel kızdı. t kendini ateist ve komünist olarak tanımlıyordu. ailesiyle arası bozuktu. geldiği şehrin en çalışkanı, en akıllısıydı. ortaokulda bir rak grubunda solistlik yapıyordu. ancak onun da ilk gençlik yıllarının pek de iyi geçmediğini daha sonra öğrenecektim. özellikle diğer çalışkan, akıllı kızlar ve ebeveynleri pek anlayışlı davranmamıştı ve sonradan isyankar, umursamaz ve benim o zamanlar kırıcı bulduğum delilikleri buna bağladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yıllarda devrecek kargo ve mor ve ötesi dinliyorduk. tabi muse, placebo radiohead filan da çok modaydı, ayrıca dream theater seven çok büyük bir grup vardı ama ilk senemizde, yani hazırlıkta daha çok bu ikiini dinlerdik. bu yüzden yazının bu kısmını kafanızda ona göre biçimlendirmenizi isteyeceğim. t, benim için yepyeni bir şeydi. ben geceleri dua ederken gülerek "yalan bunlar yalan" diyordu ve fransızcadan bütünlemeye kalmıştı, ders mers çalışmıyordu. ayrıca t'nin erkek arkadaşı da vardı. o yıllarda kimse seks konusunda deneyimli değildi, t de değildi ama sırf hanım hanımcık, muhafazakar kızları sinirlendirmek için bağıra çağıra seks konuşurdu. t'yi seviyordum. t, x ve z birer gruptular. ben onlara dahil miydim bilmiyordum, sanırım sonradan oldum. z çok güzeldi. aşırı güzeldi. sütlü kahve teni her daim mis gibi kokardı. incecik, narin, zarifti. z'yi ulaşılmaz bulurdum, çok fazla güzeldi. bu yüzdendir ki özel bir ilgi de duymazdım ona karşı. x'e bayılırdım, gerçi hala bayılırım. ama ona da aşık olmadım, çünkü ondan bir beklentim yoktu. x bir turist gibiydi, hep öyle oldu, hala da öyledir. hiçbir yere ait değildi. çok fazla sevgilisi olur, hiçbirine sadık olma sözü vermezdi. sadakata inanmayan, ama kimseyi de kırmayan bir kızdı x. dediğim gibi, ona da bayılıyordum ancak ona aşık olmamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;t ile ise yavaş yavaş arkadaş olduk. bunun içinde biraz reddediliş vardı. yaşadığım ilk şiddetli dostluktu, ilk reddediliş ve hüzün, çünkü t için o kadar da önemli değildim. bunu ben mi uyduruyorum, yoksa gerçek mi bilmiyorum ama sanırım öyleydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aramızdaki ilk eşitsizlik benim kafama göre, benim hanım evladı oluşumdu. o ise pervasız bir kızdı. bunu çok belirgin bir anıyla netleştireceğim. bir gün ben duş alırken, tam sabunlandığım esnada t, arsız bir gülüşle başını perdenin üztünden uzatıp bana baktı. çok ama çok sinirlendiğimi hatırlıyorum. şimdi bana çok komik gelse de, o yıllarda tombul, çirkin, adeta bir kusur gibi sakladığım vücudumun görünmesi, yatakhanede bile yaşasam mahremiyetimi çok çok ihlal eden bir şeydi. t, pervasızca başını uzatarak beni hiç mi hiç umursamadığını söylüyordu bana sanki. hakarete uğramış gibiydim. neyse ulan, abartmayalım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;t'ye olan ilk sevgi belirtilerinin en yoğun hale ulaştığı an, bir bayram ertesidir. güneşi nazlı nazlı alan yatakhanemizde, geldiğimde sadece t vardı. ben de gitarımı getirmiştim. sakin hareketlerde gitarımı aldı, akord etmeye başladı. bir yandan da anaç bir tavırla gülümsüyordu. o an uçuyormuş gibi hissettim. dostluğun getirdiği alışkanlıktı bu, tatlı bir bahar sabahnda. t'nin elleri, ince, uzun parmakları, uçları her daim kirli ve boyalı, küt tırnakları, o kadar tanıdık, o kadar sevecendi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;t'nin bedenine dair son bir şey belirteyim, çünkü kendimi homofobik olarak görmesem de beni sevici zannetmenizi de pek istemiyorum açıkçası. bu da t'nin bacaklarıydı. tüm yay burcu mensupları gibi, incecik, biçimli, upuzun bacaklar... nadiren kotunu çıkarıp mini etek giyerdi ve o zaman bakakalırdım bu bacaklara. ve en kötüsü, kıskanırdım. zaten t'yi genelde kıskanırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kıskançlık yıllarca sürdü. yakınlaştığımız vakitlerde, burada nasıl dertlerimi anlatıyorsam hep t'ye kendi sıkıntılarımdan bahsediyordum. onun da benzer sıkıntıları olabileceği aklıma gelmiyordu. işin kötüsü, t bazı konularda benden erken olgunlaşmıştı ve muhtemelen tekdüze dertlerimden sıkılıyordu. her zaman yakınıyordum, ve onu kıskanıyordum, ve belki de kendi uydurduğum reddedilişimin acısını çıkarıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikimiz afs ile belçika'ya gittik. burada çoğu zaman beni rahatlattı, ama o güzel bir üniversite şehrine düşmüştü, bense tiki ağırlıklı bir şehirde sayılırdım. onun da uyum problemleri çekebileceği hiç aklıma gelmiyordu, kıskanıyordum onu. bu süre içinde sevdiğim mimiklerini aşırdım onun, farkında olmadan. dudaklarını alaylıca büzüşü, ki çok tuhaf dudakları vardı, dalgacı halleri, bunları seviyordum ve taklit ediyordum. onu ağırlayan aile bizi paris'e götürdü. o daha önce gitmişti okulla, benim ilk gidişimdi ve çok heyecanlıydım. ben tanınmış kişilerin, örneğin rodin'in müzesine gitmek isterken t, her daim soluğu beaubourg'daki dada sergisinde aldı. marcel duchamp'a, garip garip, benim pek ilgilenmediğim kişilere hayrandı. ben de onunla gittim, ama çoğu zaman yalnız dolaşmak istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikimizin la halle denilen yerde beraber dolaştığı esnada, bir evsiz gelip benden para istemişti. ben de çıkarıp verdim, ama t bana "ne yapıyorsun?" diye sordu. ben de gülerek "cennetten yer ayırtıyorum" diyince "artık sana dayanamıyorum" diyerek hışımla çekti gitti. ne telefonu vardı yanında ne bir şey. birkaç saat amaçsızca dolaştım, onu nasıl bulacağımı bilmiyordum. derken omzumda bir el hissettim, onun gülümsyen yüzü, sonra gidip mc donalds'ta yemek yedik. yemek yerken ben kelis'in milkshake şarkısını çok sevdiğimi anlattım, o da "cazır cazır, kıpır kıpır" şarkıları sevdiğini söyledi. her şey müthiş dingindi ve ben o an, ikimizin asla ayrılmayacağını, ne kadar mutlu olduğumuzu düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu ana kadar t'yi hep sivri köşeli, asi bir ergen olarak anlattım amalbunun yıllar içinde değiştiğini de biliniz. t, büyüdükçe sevecenleşiyor, bakışları yumuşayıp muzipleşiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üniversitede farklı yerlere gittik. üniversite'de bu sefer erkek olan u'yu en iyi arkadaşım olarak tanımlıyordum. u ile, o depresyondayken arkadaş olmuştuk ve onun gönüllü destekçisiydim. ama kaçınılmaz son geldi, u depresyondan çıktı ve çıkarken oraya beni soktu. artık daha sağlıklı, daha normal olalım isiyordu oysa ben ne kadar çok seviyordum birilerinin bana ihtiyacı olmasını! o kişilerin hayatına başka hiç kimse girmeseydi ne kadar güzel olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;u ve t tanıştılar ve birbirlerini sevdiler. içimde ikisi bir olup beni dışlayacaklarmış gibi bir his peydah olmuştu. üçlülerde bana hep bu olur. aynı şeyi d ve s, d ve ç ileyken de yaptım. ortak bir alanlaı var gibiydi, benim dışımda herkesin, cool olmak. önemli sorunları olmak. neden böyle şeyler uyduruyordum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken günlük yaşam vb şeyler, bir olasılıkla bu ısrarcı, kıskanç tavrım, beni bunlardan kopardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi daha az yakıcı duygular beslediğim arkadaşlıklar yaşıyorum, ergenli bittiği için olabilir. ancak daha az yakıcı olmak daha az sevmek demek değildir, zannetmiyorum. ama yine de güzel günlerdi, ve bu kişileri anmak ve özlemekle bu pazarı geçirdim. özellikle t'yi, onun kalbime attığı ilk sevgi tohumlarını asla unutmuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1523486534270347077?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1523486534270347077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1523486534270347077&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1523486534270347077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1523486534270347077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/04/huzunlu-bir-ergenlik-sarks-dostluk.html' title='hüzünlü bir ergenlik şarkısı: dostluk'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4223532123860062387</id><published>2011-04-02T17:39:00.004+03:00</published><updated>2011-04-08T23:56:42.064+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'>manyaklar</title><content type='html'>sınıf akadaşlarım staj deneyimlerini paylaştıkça sinirden kudurmamak elde değil. bir tanesi bir adamın yanına görüşmeye gitmiş. çok önemli bir pozisyondaymış kendisi, çok da havalı. görüşmede bahçeşehir hukuktan biri varmış, okul birincisi miymiş neymiş. adam "aptalların arasında birinci olmak kolaydır" demiş buna. bizim kızı da epey aşağılamış. "neden?" diye sordum. "dayanıklılığımızı ölçmek için" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dayanıklılıkmış. tarzan mıyız biz? sen hakarete tahammül gibi köpekçe bi özelliği ölçmek yerine önce insanca bir ortamdaki iletişim becerilerini, sorumluluk duygusunu filan sınasana. ama bu manyaklar insan değil köpek aradıkları için vahşi koşullarda ne kadar dayanıklısın ona bakacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahsi geçen herifin odasında yabancı bir alfabeyle "stayjerler köledir" yazılı bir tabela varmış. aman aman, ne orijinal bir fikir. ne kadar da samimi ve taşaklı oldun sen bunu böyle açık açık yazınca. herkes "abi adamın kim olduğu belli, zorluyor adamı ama hakkıdır yani, stajyerler köledir yazacak kadar açık sözlü ve cool herif yaa" dedi. aferin gerzek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam, iğrenç olduğunuzu biliyoruz ama azıcık "politically correct" olun be!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kariyer günlerine de gitmiyorum. giden arkadaşlarım anlatıyor. ana temaları "sizi çok çalıştıracağız." hadi ya? siktirin gidin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir başkası izmir'de kendi deyimiyle "kıçıkırık" bir büroya başvurmuş. kıza görüşmede iq testi yapmak isteyince kız okulunun verdiği güvenle "ben size nasıl bir cv ile geliyorum ve bana iq testi mi yapıyorsunuz? hıh" diyerek gitmiş. yani,  daha havalı, tanınmış bir büro olsaydı izin verebilir miydi? yok, sanmıyorum. reddetme mantığı yanlış olsa da, bu prosedüral işlemlerden de tiksiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilgisiyle vs herkesin tartışmasız kabul ettiği bir yere ulaştıktan sonra oradan herkese küçümseyici bakışlar fırlatanları da sevmem. bütün bilgini görgünü çöpe at daha iyi. "ama adamın hakkı şimdi, onun gibi kaç tane var?" bana ne? bana ne yani? önce adam olsun. ben ona önemli bir şahıs olamazsın demedim adam olamazsın dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oh, boşalttım içimi dışımı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4223532123860062387?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4223532123860062387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4223532123860062387&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4223532123860062387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4223532123860062387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/04/manyaklar.html' title='manyaklar'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-154535796918998554</id><published>2011-04-01T11:52:00.002+03:00</published><updated>2011-04-01T12:03:38.285+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video skeç'/><title type='text'>yeni bir şey</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-e00d4382599928bc" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v10.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3De00d4382599928bc%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D88F97EFA17C96FE0EC99C44781A00FB518BC7FB.2B18FCCE313923930BA8196FC19AF08844D287AE%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De00d4382599928bc%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D5Io2o-E7BrlJc1ioVLoQIoNgED8&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v10.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3De00d4382599928bc%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D88F97EFA17C96FE0EC99C44781A00FB518BC7FB.2B18FCCE313923930BA8196FC19AF08844D287AE%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De00d4382599928bc%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D5Io2o-E7BrlJc1ioVLoQIoNgED8&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;biz bu nazmiye teyze ve saf komşusu şeysini teyzemle yarattık. teyzem saf komşu oluyordu: nişanlı, hafif salak ve nazmiye teyzeyi çok ayıplıyor. ben de nazmiye teyze idim: internet delisi yaşlı kadın. internette habire mirc programıyla çet sitelerine giriyor, msn'de görüntülü sohbet ediyor (cam açmak) ve ağzı çok küfürlü. bunu teyzemle yaparken ben acayip küfürler ederdim teyzem de kızardı (gülmeyle karışık)&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-53e2a31fa1b4eb25" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v11.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3D53e2a31fa1b4eb25%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1D7453CBEE6A72C411AF9E8F7EDC445200BA9316.841BE60589F34751C8840B943CC73E2022FCD94%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D53e2a31fa1b4eb25%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dv9wowEMMHdigSV8q69Qzeob325I&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v11.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3D53e2a31fa1b4eb25%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1D7453CBEE6A72C411AF9E8F7EDC445200BA9316.841BE60589F34751C8840B943CC73E2022FCD94%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D53e2a31fa1b4eb25%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dv9wowEMMHdigSV8q69Qzeob325I&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;aslında nazmiye teyze bizim komuşumuzdu ama kesinlikle çok tatlı, saf ve terbiyeli bir kadındı burda onun adını kullandığım için özür diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-154535796918998554?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/154535796918998554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=154535796918998554&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/154535796918998554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/154535796918998554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/04/yeni-bir-sey.html' title='yeni bir şey'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8109441393867940786</id><published>2011-04-01T00:36:00.002+03:00</published><updated>2011-04-01T00:46:52.400+03:00</updated><title type='text'>körler sağırlar birbirini ağırlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;körler sağırlar birbirini ağırlar 1&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;e.y.:&lt;/span&gt; ben böyle birbirimize farklı şeylerle gelmemizi seviyorum. her hafta yeni bişeyle geliyoruz yani.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben:&lt;/span&gt; nasıl yani örnek ver?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;e.y.: &lt;/span&gt;ne bileyim mesela ben sana ece temelkuran'la geldim sen bana arşaluys kayır'ın kim olduğuyla.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben:&lt;/span&gt; sen bana lübnan'la geldin ben sana yenikapı tiyatrosuyla.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;e.y.:&lt;/span&gt; ben sana kadın araştırmaları kulübüyle geldim sen bana çağrı sert'in okulu çoktan bitirdiği haberiyle.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben:&lt;/span&gt; oha çok yararlı işler konuşmuşuz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;e.y.:&lt;/span&gt; kesinlikle çok yararlı işlerlen meşgulüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;körler sağırlar birbirini ağırlar 2&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sevil:&lt;/span&gt; e.ş. yerim seni çok tatlısın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben: &lt;/span&gt;sen asıl var ya çok güzelsin.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sevil:&lt;/span&gt; ay hayır sen çok akıllısın asıl.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben: &lt;/span&gt;kesinlikle sende müthiş meziyetler var.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sevil:&lt;/span&gt; sensiz bir hayat düşünemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben: &lt;/span&gt;asıl senin yerin doldurulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sonuç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e.y., sevil ve e.ş. 45 yaşında hala kendilerinin ve birbirlerinin süper olduğu inancıyla yaşıyorlardı. bunun için acayip ihtiyaçları olmasına rağmen botoks yaptırmadılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8109441393867940786?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8109441393867940786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8109441393867940786&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8109441393867940786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8109441393867940786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/04/korler-sagrlar-birbirini-agrlar.html' title='körler sağırlar birbirini ağırlar'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-2295743522441386555</id><published>2011-03-31T16:05:00.006+03:00</published><updated>2011-04-01T17:35:36.268+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şarkı'/><title type='text'>muscled man</title><content type='html'>bir iki ay oldu bu şarkıyı yazalı. şimdi çektim ve koyuyorum hemen. daha bir sürü şarkı var koyacağım, ama şimdi vaktim yok allah kahretmesin ki yani çok meşgulüm canım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çirkin şivem, lafları yutmam, cep telefonunun kötü kaydı sebebiyle anlaşılmama ihtimaline karşı sözler:&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-67aec19cbed59ea5" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v16.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D67aec19cbed59ea5%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D24E7A5BED88B5CB68D595D169FA5028F36BF2590.423880E8008022DFD9CFA929EE90D6814D7DFE11%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D67aec19cbed59ea5%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DJUmAcB06zsOfwfq1ryIPOuM7h5g&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v16.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D67aec19cbed59ea5%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D24E7A5BED88B5CB68D595D169FA5028F36BF2590.423880E8008022DFD9CFA929EE90D6814D7DFE11%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D67aec19cbed59ea5%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DJUmAcB06zsOfwfq1ryIPOuM7h5g&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;i get uglier everyday, i get fatter&lt;br /&gt;i didn't even feel like a woman until i met you that evening&lt;br /&gt;for a while&lt;br /&gt;you were shinig in the place, you were shining&lt;br /&gt;oh you looked so cute and ravissant with your fantastic eyes and your fantastic smile&lt;br /&gt;say, why do you keep all these muscles?&lt;br /&gt;do they make you happy?&lt;br /&gt;oh, you're such a, such a pretty boy&lt;br /&gt;i think thaat's what makes you free&lt;br /&gt;from the problems of the world&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-2295743522441386555?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/2295743522441386555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=2295743522441386555&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2295743522441386555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2295743522441386555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/muscled-man.html' title='muscled man'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6974350409113992382</id><published>2011-03-30T13:04:00.004+03:00</published><updated>2011-03-30T14:34:38.764+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-8QBduRyoT30/TZMVPW7-rPI/AAAAAAAAAKU/cpzZHcA1p6Q/s1600/foto%25C4%259Fraf0349.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-8QBduRyoT30/TZMVPW7-rPI/AAAAAAAAAKU/cpzZHcA1p6Q/s200/foto%25C4%259Fraf0349.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589834916096290034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-G6Sbz2IiqTo/TZMVPFKjPII/AAAAAAAAAKM/bKNPtkuDq9M/s1600/foto%25C4%259Fraf0348.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-G6Sbz2IiqTo/TZMVPFKjPII/AAAAAAAAAKM/bKNPtkuDq9M/s200/foto%25C4%259Fraf0348.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589834911325568130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-9zhRtSjkdJ4/TZMVOpP0TrI/AAAAAAAAAKE/JA9PA_LtHvc/s1600/foto%25C4%259Fraf0347.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-9zhRtSjkdJ4/TZMVOpP0TrI/AAAAAAAAAKE/JA9PA_LtHvc/s200/foto%25C4%259Fraf0347.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589834903831465650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-zZkYr8dG10M/TZMAwrXJNoI/AAAAAAAAAJ8/hidDIkTzubY/s1600/foto%25C4%259Fraf0343.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-zZkYr8dG10M/TZMAwrXJNoI/AAAAAAAAAJ8/hidDIkTzubY/s200/foto%25C4%259Fraf0343.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589812398770435714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ad4BuBmzv8o/TZMAlo9RCHI/AAAAAAAAAJ0/ZkoQ8nHJfzE/s1600/foto%25C4%259Fraf0342.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ad4BuBmzv8o/TZMAlo9RCHI/AAAAAAAAAJ0/ZkoQ8nHJfzE/s200/foto%25C4%259Fraf0342.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589812209146464370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün derste o kadar sıkıldım ki &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-nW6VK4tjdrg/TZMAlD3TSZI/AAAAAAAAAJk/L5ZL2F3XeGA/s1600/Foto%25C4%259Fraf0340.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-nW6VK4tjdrg/TZMAlD3TSZI/AAAAAAAAAJk/L5ZL2F3XeGA/s200/Foto%25C4%259Fraf0340.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589812199189334418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;şunları çizdim. arada bunları &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/--o-1crfSzQs/TZMAkiteF5I/AAAAAAAAAJU/jgtEn_DBTYs/s1600/foto%25C4%259Fraf0338.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/--o-1crfSzQs/TZMAkiteF5I/AAAAAAAAAJU/jgtEn_DBTYs/s200/foto%25C4%259Fraf0338.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589812190289729426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;nurbanu'ya gösterdim, o da "aa, ne güzel derken sevil geldi ve "sakın kanma yıllardır aynı şeyleri çiziyor hiçbir gelişme göstermedi" dedi. çok güldüm çünkü sevil çoğu zaman&lt;br /&gt;doğruları s&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-4Dq3oUnR4sU/TZMAkx-UL5I/AAAAAAAAAJc/FFu_m-UCw_s/s1600/foto%25C4%259Fraf0339.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-4Dq3oUnR4sU/TZMAkx-UL5I/AAAAAAAAAJc/FFu_m-UCw_s/s200/foto%25C4%259Fraf0339.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589812194386915218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;öyler.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ElHCoyI6aV8/TZMAlTcc1TI/AAAAAAAAAJs/TOQgHhUmuJ4/s1600/foto%25C4%259Fraf0341.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ElHCoyI6aV8/TZMAlTcc1TI/AAAAAAAAAJs/TOQgHhUmuJ4/s200/foto%25C4%259Fraf0341.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589812203371681074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6974350409113992382?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6974350409113992382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6974350409113992382&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6974350409113992382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6974350409113992382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/dun-derste-o-kadar-skldm-ki-sunlar.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8QBduRyoT30/TZMVPW7-rPI/AAAAAAAAAKU/cpzZHcA1p6Q/s72-c/foto%25C4%259Fraf0349.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8721358917316156297</id><published>2011-03-27T22:27:00.005+02:00</published><updated>2011-03-27T23:39:32.810+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>internet sevdalısı</title><content type='html'>internete girmeme kararı vermiştim ama bozdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu cuma yüksel abla'nın yazdığı oyuna gittim, ilyas oynuyordu. çok güzel oynadı ilyas. orda ziya'yı gördüm. ziya da öykü gelmiş, ona gidiyormuş. ben de peşine takıldım. sonra akşam eve geldim. sabah annem sabahın köründe beni kaldırdı. spora gittim ama çok koşamadım. eve geldik, dünden kalmış şarabı içtik, uykum geldi, uyudum, akşam kalkıp yetenek sizsiniz'i izledim. bomboş bir gündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sabah kalktık, yıldız parkı'nda koştuk. nüsa teyze ile balkonda kahvaltı ettik, sonra televizyonda fuat amca'nın programını izledik. sonra sırasıyla çisem'i, ibrahim'i, deniz'i aradım, hiçbiri benimle sinemaya gelmedi. sonra ben de kendim kaybedenler kulübü'ne gittim. merak ediyordum. bizim devrede cansu diye bir kızın amcası bunların öyküsünü yazmıştı, ama ben ne olduğunu bilmiyordum öykünün, cansu ve kardeşi hep bahsederdi. hatta amcasının adı da hikmet temel akarsu. imiş. cansu çok cool bir kızdı, aynı filmdeki tipler gibi. upuzun saçları, alternatif rakçı tarzı vardı. ben çok beğenirdim onları, ama onlara benzemiyordum. yine de heyecanlandırır bu tipler beni. filmi de çok beğendim. ilk defa bu kadar değişik bir şey izliyorum, çok hoşuma gitti. eski meraklarım christiane f, eroin güncesi ve necdet şen'e bu da eklenir. gerçi artık bir feminst olarak necdet şen'i beğenmemem gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;filmden en rakın roll duygularla çıktım, dedim bari bir yerimi deldireyim, mesela kulağımı (ne alakaysa yemin ederim). ama baktım yağmur yağıyor, eve geldim. o akşam kolektif ve komandit ortaklıklar konusunu okumaya kararlıydım ama bunu çok "sistemin işi" buldum, bulmaca çözmeye başladım. ama bu da rakın roll bir davranış değildi, ben de mecburen çamaşırları astım ve sonra 2 sayfa okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her neyse bari bu cool satırları yazayım. ama eminim sizi kandıramadım. ay ay. bu yazıyı cool olmak isteyen ama aile evine geç ve alkollü dönemeyen, geç dönse de çok içmemiş numarası yapmak zorunda kalan gençlere adıyorum. bence gerçek kaybeden biziz. sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8721358917316156297?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8721358917316156297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8721358917316156297&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8721358917316156297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8721358917316156297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/haftasonu-ne-yaptn-ilgilenmiyoruz.html' title='internet sevdalısı'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-2986109191888178251</id><published>2011-03-24T23:22:00.005+02:00</published><updated>2011-03-25T02:00:51.368+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>mutsuzluk rapsodisi</title><content type='html'>geçen cumadan bu cumaya haftamdan biraz bahsedeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cuma, mutsuzluk rapsodisi başladı. ince ince yağan bir yağmur gibi içimde çiseledi. ıyy, berbat bir tanım. şimdi b&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-nwlykB_QYy4/TYu7R1GaBQI/AAAAAAAAAJE/jmlv8jt3ois/s1600/foto%25C4%259Fraf0337.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-nwlykB_QYy4/TYu7R1GaBQI/AAAAAAAAAJE/jmlv8jt3ois/s200/foto%25C4%259Fraf0337.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587765677669352706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;en tiyatroya gidecektim. ama eve geldim, uyudum, gitmedim. sonra kalktım. cuma akşamıydı, ooo tüm avrupa kıtası eller havada yapıyordu, ben duvarlarlan konuşuyordum. işte mutsuzluk rapsodisi başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftasonu spor filan yaptım, bu sayede 2 buçuk kilo verdim. haftaiçi okula gitim, seminerlere katıldım. bir gün okulu ektim, şu kaybedenler klübü adlı programı merak ettim, onu dinledim. çok tuhafmış. irvin yalom'un bir kitabını aldım. ticaretten sunum yaptım. yasaman bana "utangaç mısın?" diye sordu, ben de "hayır, ticaret dersini ve genel olarak özel hukuku sevmiyorum" dedim. (hukuku diyecekken kendimi zor tuttum) ooo, ertesi gün seçil geldi bana dedi ki "kız sen ne demişsin yasaman'a" sanki adama tutup "ticaret ne lan!! ticaret ne!" demişim. bunun üzerine yasaman bana sunum verdi. ah küçük olsam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küçükken sevdiğim işi yapardım. sevdiğim iş küçük adamcılık oynamaktı. küçük adamcılığın 2 türü vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.KAĞIT BEBEKLER&lt;br /&gt;dinleyip okuduğum masal karakterlerini resmederdim, sonra da bunları keserdim. bunları konuşturarak oynardım. tabi hepsinin ömrü vardı. yıpranınca yenilerini yapardım. kardeşim doğunca ona da yaptım. o bana "saçı şöyle olsun, gözü şöyle olsun, etek giysin" diye tarif ederdi, ben çizer, keserdim, sonra da saatlerce oynardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KOL SAATİ, TEL TOKA, KANCALI TOKA&lt;br /&gt;kol saati babadır. kadranı kafa, kolları kolları. 2 tel tokayı birbirine geçir, bu çocuktur. tokalar çocuğun kollarıdır. bir de kancalı lastik toka bul, bu annedir. kancalar onun elleridir. vücutlarının gerisi hayalidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Zamanki Senaryolar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a. çocuk yolda kaybolur ve üşür. baba onu bulur, yıkar, doyurur, terbiye eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b. anne ve çocuk yolda kaybolur ve üşür. baba onları bulur, yıkar, doyurur, terbiye eder. anneyle sevişir, koklaşır. bu sırada çocuk uyur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün de eski günlerime dönerek şu yukarıdaki kağıt bebekleri yaptım, ama bunlar çok küçük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-2986109191888178251?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/2986109191888178251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=2986109191888178251&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2986109191888178251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/2986109191888178251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/mutsuzluk-rapsodisi.html' title='mutsuzluk rapsodisi'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-nwlykB_QYy4/TYu7R1GaBQI/AAAAAAAAAJE/jmlv8jt3ois/s72-c/foto%25C4%259Fraf0337.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4399368592861775548</id><published>2011-03-24T21:02:00.004+02:00</published><updated>2011-03-25T02:00:51.369+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>i hate</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-yRVKFky0biE/TYu8jU4leEI/AAAAAAAAAJM/QzCGgs5qjjA/s1600/foto%25C4%259Fraf0310.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-yRVKFky0biE/TYu8jU4leEI/AAAAAAAAAJM/QzCGgs5qjjA/s200/foto%25C4%259Fraf0310.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587767077770721346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sabahtan beri ingilizce olarak kafamın içinde tekrarayıp duruyorum: "i hate! i hate!" neden bunu ingilizce olarak tekrarlıyorum, türkçesi yok mu? "nefret ediyorum." yok, ağzı güzelce doldurmuyor.  kimbilir şimdi kaç tane ayakkabıcı, kuyumcu, öğrenci, öğretmen, doktor ve hatta terzi benimle aynı şeyi söylüyor. ingilizce, türkçe veya kendi dillerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve en kötüsü şikayetlerinizin yerine gitmemesi. haydi bir dilekçe yazalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Sayın yetkili,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dünyanız 1988 doğumlu 02071988trist numaralı kuluyum. Sevmediğim bölümü okumaktan, ev işi yapmaktan, ana baba kısıtlamalarından bezmiş vaziyetteyim. Bunların son bulması için gereğinin yapılmasını arz ederim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Saygılarımla,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;E.Ş."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizce böyle bir dilekçeyi kim dikkate alır? kimse! bunun adı fransız idare hukukunda "recours gracieux" oluyor, yani çevirmeye çalışırsak "temenni başvuru". yani bir haktan değil, bir temenniden bahsediyoruz. şimdi yetkilinin boş vakti olmuş ve diyelim cevap vermiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Sayın E.Ş,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İdari hedeflerimiz ve yönetim politikamız öncelikle kadersiz Japonya, Libya, ve dünyamızın kanayan yarası olan Somali halklarının durumunun iyileştirilmesi, AİDS'le mücadele vesair hususlar üzerinde yoğunlaştığından, sizin coğrafyanızda ise can sıkıntınızdan daha majör boyutta ve daha acil nitelikte sorunlar saptanmış olduğundan, sözünü ettiğiniz kronik can sıkıntısı ve küçük sorumluluklardan bezmiş olma halinin bir anomali teşkil etmeyip hayatın olağan akışı içinde toplumun büyük bir kesiminin maruz kaldığı gerçekler olduğu tespit edilmiş bulunduğundan, kaldı ki yaz döneminde bu sıkıntılardan kısmen de olsa muaf tutulduğunuz dosyanızdan açıkça anlaşıldığından, Yargıtay istemizin reddine ve hakkınızdaki kararın onanmasına karar vermiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İmza: YETKİLİ KUTSAL GÜÇ (mühür)"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha yazardım ama ütü yapıcam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güle güle sevgili bezginler!!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4399368592861775548?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4399368592861775548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4399368592861775548&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4399368592861775548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4399368592861775548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/i-hate.html' title='i hate'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-yRVKFky0biE/TYu8jU4leEI/AAAAAAAAAJM/QzCGgs5qjjA/s72-c/foto%25C4%259Fraf0310.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1156379855663927879</id><published>2011-03-17T21:46:00.003+02:00</published><updated>2011-03-25T02:00:51.370+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>geçen gün ırmak'a "ekolojist, anti militarist, feminist ve devrimci bir grubun içine sok beni" dedim. o da "troçkist mi olsun stalinist mi?" diye sordu. ben de "valla troçkist kulağa daha hoş geliyor. ben öyle çok derin okumalar yapamam. birkaç gazete okurum o kadar. birgün ve bianet iyi midir?" diye sordum. ırmak tabi ki amacımın habire sigara içen, saçlı ve sakallı çocuklarla tanışmak olduğunu anlayıp güldü. "hayatın yalan" demesine rağmen "salı akşamı kantine gel, bir konuşma olacak" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;salı akşamı üniversite gençlik hareketleri konulu çok güzel bir konuşma yaptılar. sonra da çırağan'a içmeye gittik. bana dergilerini verip dalga geçmek için "bunu oku, sonra konuşuruz" diyip güldüle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama habire sigara içen saçlı sakallı çocuk yoktu. bir tane imamı kızı vardı, onu sevdim baya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1156379855663927879?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1156379855663927879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1156379855663927879&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1156379855663927879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1156379855663927879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/gecen-gun-rmaka-ekolojist-anti.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5963468819950404792</id><published>2011-03-13T21:27:00.003+02:00</published><updated>2011-03-25T02:00:51.371+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>duygusuzca gezinmekten dönenler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.teenagewildlife.com/Othermedia/Film/CF1981/xinfo/manchete/cf01.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 257px; height: 374px;" src="http://www.teenagewildlife.com/Othermedia/Film/CF1981/xinfo/manchete/cf01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;christiane f'nin kitabını okumadım, ama filmi izledim. ve de &lt;a href="http://www.teenagewildlife.com/Othermedia/Film/CF1981/xinfo/manchete/"&gt;şu&lt;/a&gt; röportajı okudum, o kadar tuhaf bir şey ki, insanın aklı almıyor. röportaj tam benim bayıldığım cinsten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ise son şeyler ülkesi gibi bir hale düşecekken canla başla, iyi niyetlerle çalışan japonları izliyorum televizyondan. milyonlarca var olma biçimi var şu dünyada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir keresinde sarhoşken deniz avcı'ya "neden uyuşturucu bağımlısı olmalıyız?" konulu bir nutuk atmıştım. sanırım christiane f ve türevlerinin bir tür simge oluşu yüzünden gözümüzde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün bir neslilin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5963468819950404792?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5963468819950404792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5963468819950404792&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5963468819950404792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5963468819950404792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/duygusuzca-gezinmekten-donenler.html' title='duygusuzca gezinmekten dönenler'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4558718050410297343</id><published>2011-03-13T00:41:00.004+02:00</published><updated>2011-03-13T01:16:23.091+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>samson</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ibiblio.org/wm/paint/auth/rembrandt/1630/samson.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 430px; height: 301px;" src="http://www.ibiblio.org/wm/paint/auth/rembrandt/1630/samson.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bugün regina spektor'ın "samson" adlı şarkısını dinliyordum bulaşık yıkarken. çok tatlı bir şarkı. sözleri &lt;a href="http://www.metrolyrics.com/samson-lyrics-regina-spektor.html"&gt;şunlar&lt;/a&gt;. (ben de google'a alıştım iyice, üstteki resmi de ordan buldum, rembrant'ın imiş) şimdi çok hoş, çünkü erkeklerin gücünü kaybetme korkusuyla iyi dalga geçiyor. "ben samson'ı çok sevdim, o da beni sevdi, saçını da beraber kestik ama incil bunu not düşmedi, tarih bunu yazmadı." diyen sevimli mi sevimli bir şarkı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yukarıdaki duruma düşmekten çok korkarlar bu tipler. korktukça da saldırganlaşırlar. peki, gerek var mı? aramızda bir hükmeden mi olmalı, bir de hükmedilen mi olmalı? belki de bdsm'ciler bu gerçeği bir oyuna dönüştürdükleri için "özgürleştiklerini" söylüyorlar, kimbilir? orada bir efendi, bir de köle var ama "gerçek şiddet" yok, yani bir tür dalga geçmek var, sonra arada rol değişimi var, belki de gerçek rollere bir karşı çıkıştır? bilemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte etrafımız samson öyküsünden ders almış, kadını şeytan zanneden ve orda burda "zerrece değer vermem" beyanatlarında bulunan erkek çocuklarıyla çevrili. onlara aşık veysel stili sormak gerekiyor, "şeytan bunun neresinde?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4558718050410297343?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4558718050410297343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4558718050410297343&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4558718050410297343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4558718050410297343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/samson.html' title='samson'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3918637482158501362</id><published>2011-03-12T23:55:00.006+02:00</published><updated>2011-03-13T21:03:10.590+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>tabipler eylemi</title><content type='html'>az önce annem ankara'ya hekimlerin hükümetin sağlık politikasına karşı düzenlediği mitinge katılmaya gitti. çok endişeliyim. beni de götür dedim ama istemedi. böyle bir vaziyete ailesini ve duygularını karıştıramazmış. çok ses tek yürek mitingin adı. neden doktorlar yürüyor derseniz bunu size uzun uzun açıklayamam, şu haber linkine tıklayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.haberler.com/antalya-tabip-odasi-13-mart-taki-eyleme-katiliyor-2582933-haberi/"&gt;http://www.haberler.com/antalya-tabip-odasi-13-mart-taki-eyleme-katiliyor-2582933-haberi/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de &lt;a href="http://www.istabip.org.tr/ankarayagidiyoruz/goren.php"&gt;şuna&lt;/a&gt;, isterseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doktorlar toplumda bir elleri yağda, bir elleri balda, zengin sahtekar, züppe bir kesim olarak tanınıyor ve hiç sevilmiyor. ama bunun popülist bir politika olduğu, doktor düşmanlığının "ben de kunta kinte'ydim" diyen başbakanın, sağlık bakanının yayılmasını istedikleri bir şey olduğu bilinsin. hastaların kunta kinte olmasının suçu doktorlarda değildir. şu an poliklinikte ortalama 4 dakikada bir hasta bakmak durumundalar. hele asistanlıkta. ben çocukken annem abartısız 2 günde bir nöbetçi olurdu ve eve ölmüş vaziyette gelirdi. üstelik diğer doktorlardan inanılmaz mobbing gördüğünü biliyorum, işler böyle yürüyor çünkü. her meslekte olduğu gibi bu meslekteki insanların çoğunun acayip paracı olduğu da doğrudur. ama bu köleleştirici, çalışma özgürlüğünü kısıtlayıcı politikaları haklı kılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen gün başbakan mı, sağlık bakanı mı bilmiyorum "bir asistan yılda 6000 kazanabiliyor" demiş. yuh!!! nerde o asistan söylesinler. annem 85 yılından beri doktorluk yaapıyor, uzman genel cerrah olarak aldığı maaş döneriyle möneriyle ayda 4000. muaynehanesi ise yok, zaten mevcut yasalarla açması çok zor.  bir nöbetin ücreti (36 saat) 25 TL. emekli maaşı 1300 TL. annem emekli olup bir tıp merkezinde part time çalışmak hayalleri kuruyordu, fakat yasal olarak bu mümkün değilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu paraların az olduğunu söylemiyorum kesinlikle. sadece kamuoyuna yansıtılan "zengin doktor" şeyinden bahsediyorum. ayrıca bir düşünün. bunlar tuzu kuru insanlar değiller. hep annemi anlattım farkındayım ama annem ilkokul mezunu bir terzinin 4 çocuğundan biri, öss sınavında içel il birincisi. 80 darbesinden 1 yıl önce, 17 yaşında tek başına gelmiş istanbul'a. bizden çok daha kötü koşullarda okumuş ve çalışmak kavramı çok farklıdır. örneğin ben sınıf geçmek için deli gibi çalışırım ve annem bakıp "çok az çalışıyorsun sen" der. hayatı çalışmak çünkü. ayrıca bir doktorun hayatı mesleğidir ister istemez. bir grup hekimi oturup konuşurken dinleyin, hep hekimlikten bahsederler, hayatları budur. "rektoskopi, kolonosopi, meme sea, eks oldu" bu kelimelerden başka şey bilmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şüphesiz en çok çalışan bu meslek grubuna karşı hastayı düşman etmek, kendi yapamadığının suçunu başkasına atmak değildir de nedir? tüm başhekimleri yandaşlarından seç, hastahaneleri bir tür şirkete dönüştür, ve sonra gidip seçmene sağlık sistemini ne kadar düzelttiğinle hava at. oysa gerçek, hasta hakları ve hekim haklarının ayrılmaz olduğudur. paracı, düzenbaz insanlar her meslekte vardır, ama esasen çoğu hekim hastaları için yaşar. karşılığında ise sadece saygı görmek, ciddiye alınmak ister. tıpkı diğer meslek grubu mensupları gibi. ama iktidar hala halkı tebaası gibi görüyorsa hiçbir meslek grubu hak ettiği saygıya ve saygınlığa kavuşamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, internette "inversion recovery" takma isimli bir kişinin görüşlerini çok beğendim, yazayım:&lt;br /&gt;bu miting ile ilgili ifade etmek istediğim birkaç şey var:&lt;br /&gt;1- bu miting, hekimler daha çok para alsın diye yapılmıyor.&lt;br /&gt;2- mitingin amacı son kullanıcı olarak sizlere sunulacak hizmetin kalitesinin arttırılması için bir farkındalık yaratmaktır.&lt;br /&gt;3- yoksa eskiden standart sosyal güvenceyle ulaşabildiğimiz hekimlere, tetkik ve tedavilere artık ulaşamayacağız.&lt;br /&gt;4- mantık dışı kurum ödemesi (hekim ödemesi değil) metodları nedeniyle daha az tetkik edileceksiniz.&lt;br /&gt;5-  kalite değil kantite öne çıktığı için daha fazla hastanın görüldüğü bu  iklimde minimum tetkikle tedaviden tanınıza gidilmeye çalışılacak.  gripten öksürüyor iseniz sorun yok. ama ya başka bir neden söz konusu  ise?&lt;br /&gt;6- canınızı emanet ettiğiniz insanların kalite profili düşmek  yolunda. bu mesleklerin fakültelerini tercih edecek öğrenci profili  aşağı doğru gidecek, k12'den farksız tıp fakültelerinde bir de deneyimli  öğretim üyeleri kaçmış ya da uzaklaşmış olacağı için her anlamda kötü /  tecrübesiz / bilgisiz biçimde mezun olacaklar. bu insanlar  ihtiyarlığınızda size ya da çocuklarınıza sağlık hizmeti sunacak. o  zaman gerçekten &lt;a class="gb" href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=doktorlardan+nefret+etme+sebepleri"&gt;doktorlardan nefret etme sebepleri&lt;/a&gt; neymiş herkes görecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baya iyi yazmış. vay anam vay nasıl yazanlar varr.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3918637482158501362?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3918637482158501362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3918637482158501362&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3918637482158501362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3918637482158501362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/tabipler-eylemi.html' title='tabipler eylemi'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1262254419361578535</id><published>2011-03-08T23:54:00.006+02:00</published><updated>2011-03-13T01:19:13.255+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>soraya'yı taşlamak</title><content type='html'>bugün okulda soraya'yı taşlamak filminin gösterimi vardı. bu film hakkında ne yazacağımı bilmiyorum, zira insanı hissizleştiren bir yanı var. ağla, ağla ve gözpınarları sonunda kuruyor. en kötüsü de şu ibare: "based on a true story" tüm görmezden gelme yollarını tıkayan ifade.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yollu adlı arkadaş blogunda "sikliler" diyordu hep, "dünya bir sikin keyfinin etrafında dönüyor". sanırım ne demek istediğini bu filmi izledikten sonra daha açık, dümdüz, net anladım. öfkenin de faydasız kaldığı bir alan bu. acıma duygusunu hissetmek istemediğiniz bir alan. filmin kanımca en yumuşacık sahnesi süreyya'nın kızlarıyla kırlarda dolaştığı ve onları "azizem" diye sevdiği sahneydi. en öfkelendiğim sahneyse filmin ta en başında, süreyya kocasına "biz neyle yaşayacağız? senin şerefin yok mu?" dediğinde, o küçücük oğlunun kalkıp "sen babamla ne hakla böyle konuşuyorsun?" diyerek diklendiği sahneydi. bir çocuğun beyninin bir "erkek"in beynine nasıl hunharca dönüştürüldüğünü vs. ve iğrençlik, taşlama sahnesi. süreyya'nın "bir insana bunu nasıl yapabilirsiniz?" dediği sahne. kanlar içinde tek gözünü açması, hala yaşıyor olması. o gözle linççi kalabalığa bakması. bizim de onunla beraber hissettiğimiz bir yalnızlık. insanın duygusal, zihinsel kapasitesini zorluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun üzerine biraz bakındım ilk ulaştığım(ki kaynak da ekşisözlük) siteler şunlar oldu, bir yazar belirtmiş. daha fazla site görürsem onları da yazarım. bir de eskiden beri olan avaaz.org'u biliyorum:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.stophonourkillings.com/"&gt;http://www.stophonourkillings.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.stopstonningnow.com/"&gt;http://www.stopstonningnow.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.stop-stoning.org/"&gt;http://www.stop-stoning.org/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmiyorum ki daha ne diyebilirim. gösterimi yapan klüpteki kız "sakine'yi kurtarmaya çalışıyoruz şimdi" dedi. uzun süreden beri bunu duyuyordum. facebook ne kadar etkili bir site bilmiyorum ama sayfası şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/savesakineh"&gt;http://www.facebook.com/savesakineh&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuklarının hazırladığı şöyle bir çağrı var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://stopstonningnow.com/sakine/sakin284.php?nr=50326944&amp;amp;lang=tu"&gt;http://stopstonningnow.com/sakine/sakin284.php?nr=50326944&amp;amp;lang=tu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir an için kendi anneme baktım. benim pamuk tenli, güzel yüzlü, güzel kadın anneme. köylerde "kadın anam" derler ve bu bir iltifattır. onu kaybettiğimi, onu korkunç sahneler içinde gördüğümü bir an için tasavvur ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;valla ben bunları dile getirmek konusunda çok beceriksizim. nitekim bu akşam da lüzumsuz yere babama "sen cinsiyetçi ve maço bir herifsin" diye bağırdım. galiba yanlış kişiye bağırdım çünkü sonradan kalbimde pişmanlık ve hüzün hissettim. gidip özür diledim babamdan. o da az sonra kabul etti özürümü, sarıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu dünyada hayatını penisinin keyfine göre yönlendirmeyen, dünyaya sikinin penceresinden bakmayan, ideolojileri, dini, her şeyi sikine göre biçimlendirmeyen erkekler de var. karşındakinin insan olduğunu unutmayan, saygı denen şeyden haberdar erkekler bunlar. ben hayatımı bunlarla geçireceğim ve diğerlerinin bomboş ve dünyayı bombok bir yer haline sokan özgüvenleriyle savaşacağım. inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın sorunuyla ilgili biri değilim pek, hatta neredeyse hiç, bu konuda hiç okuyup kafa yormam, ama hislerim ve düşüncelerim bunlar. sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1262254419361578535?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1262254419361578535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1262254419361578535&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1262254419361578535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1262254419361578535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/sorayay-taslamak.html' title='soraya&apos;yı taşlamak'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5258871910904225959</id><published>2011-03-07T22:46:00.006+02:00</published><updated>2011-03-13T01:19:31.776+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>4 gün ne boş işlerle geçti</title><content type='html'>cuma günü annemle sinemaya gittik (zoraki kral). sonra spor yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cumartesi tembel ve depresiftim. akşam çorba yaptım. kardeşimle lorna'nın sessizliği diye bir film izledik, çok beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pazar günü çok mutlu kalktım. kahvaltı yaptık, odamı topladım, kaşlarımı aldım, kaplumbağamın akvaryumunu yıkadım, tırnaklarımı kestim. odamın penceresinden bakıp havayı derin derin içime çektim. ezan başladıktan bitene kadar öyle durdum. çok güzeldi. sonra yiğit diye bir arkadaşımı aradım. o da beni şişhane'de bir eyleme çağırdı. gittim. konu bedrettin mahallesi'ydi. bedrettin mahallesi kasımpaşa'nın güzel bir mahallesiymiş. fakat hükümetin "kentsel dönüşüm" adı altındaki faaliyetlerinden dolayı mahalledeki evler el değiştiriyor, tarihi yapılar yıkılıyor ve insanlar ta ikitelli'deki toki kiptaş vsnin yaptığı evlere taşınıp sonra da bedeli ödeyemiyorlarmış. mimarlar odası, şehir planlama derneği, beyoğlu'nu güzelleştirme derneği ve bedrettin mahallesi koruma(?) derneği ordaydı. sonuncunun adını hatırlayamadım, zaten yeni kurulmuş. teremin çalan bir adamı dinledik. sonra yiğit ve korodan dört arkadaşı ve başka kadın ve adamlar türkü söylediler. beni de çağırdılar. ben de söyledim, o kadar zevkliydi ki, baya güzeldi. yalnız mahallelinin sayısı çok değildi. dediklerine göre öbür evlere gitmek isteyen de epey varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pazar akşamı filme gidelim dedik, annem, teyzem, ben, kardeşim özcan deniz'in filmine gittik. yani bir tek onun seansını bulduk, öhöm. şimdi aslında ben baya beğendim. hem filmi beğendim, hem özcan deniz'in kendisini. baya yakışıklıymış yani. ama şarkısını beğenmedik. kardeşim "bu şarkı başlı başına boşanma sebebi." dedi. "karıcımmmm, hayaattt arkadaşımmm" gibi bir şarkıydı. ööö, iğrenç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sabah aldığım bir kararı uyguladım: okula gitmek. usulde tabi sıkıldım. sonra ceza özel vardı, onda artık kedi, kuş, inek çizmeye başladım defterime. sonra baronun mu ne düzenlediği bir panele gittik. türk ceza hukuku derneği de olabilir. konusu tutuklama, yakalama ve gözaltında uyulması gereken esaslardı. hem bunlardan (kanun, ilkeler ve aihm kararları) hem de gazetecilerin tutuklanmasındaki açık hukuka aykırılıklardan bahsedildi. konuşmacılar: timur demirbaş, ümit kocasakal. ümit kocasakal heyecanlı heyecanlı konuşuyordu. ben ama timur demirbaş'ın konuşmasını daha sistemli, daha toplu buldum zaten o aslında paneli yöneten kişiydi. bir sürü ünlü münlü profesör de söz aldı. panel çok anlaşılırdı. ikna ediciydi. koca koca adamlar umutsuzca, heyecanlı konuşuyorlar "hukuk devleti kalmadı" diyorlardı. timur demirbaş çok sistematik, basit açıkladı. ben ümit kocasakal'ın her görüşünü yüzde yüz tutmuyorum, ama tatlı bir adam, orası su götürmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra eve geldim ve evi süpürdüm. kadının çilesi hiç bitmiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün bolluğun içinden, cebimde para olduğu halde aç acına geçtim. kumpircilerin, dönercilerin, kebapçıların, pilavcıların, hamburgercilerin, şık kafelerin, wafflecıların, baklavacıların, gözlemecilerin önünden geçtim ama hiçbirinden yemedim. ağzım pavlov'un köpeği gibi sulu, midem kazınır halde geçtim çünkü yine rejimdeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yahu ben niye rejimdeyim? ben vücudumu çok seviyorum. yumuşacık, etli, beyaz bir balığa, besili bir kediye benziyor. peki o halde neden rejimdeyim? çünkü etrafımdaki herkes "çok şişmanladın, kilo ver" diyor. kaba, densiz, boşbeleş insanlar. kerizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu manyakların en büyük iltifatı şudur: "sen zayıfladın mı?" "evet, kanser oldum 16 kilo verdim" desen cümlenin başını duymaz "ay ne güzel ben de pilatese başladım" der.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5258871910904225959?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5258871910904225959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5258871910904225959&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5258871910904225959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5258871910904225959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/4-gun-ne-bos-islerle-gecti.html' title='4 gün ne boş işlerle geçti'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4795692544348652564</id><published>2011-03-03T00:46:00.004+02:00</published><updated>2011-03-03T18:50:17.580+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>esmeray, deniz</title><content type='html'>bugün itü ayazağa'da yalnız kadın diye bir oyun vardı, ezgi yaldız beni de çağırdı. esmeray diye bir oyuncu oynuyordu. ünlüymüş ve travestiymiş. çok güzel bir oyundu, hem de esmeray çok güzel oynuyordu. şiveli bir konuşması vardı ki rolüne çok yakışmıştı. ben istanbul türkçesindense şiveleri daha çok beğeniyorum. sınıf arkadaşım ibrahim'in (urfa) hafif hafif, alttan alttan beliren şivesiyle başladım şiveleri sevmeye. o gün bugündür güzel bir şive duyunca içimin yağları eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra da denizlere gittim. çok güzel bir yemek yapmış. elim boş gittiğim için habire yemeği övmek zorunda kaldım. ama allahı var, yemek güzeldi. saat 11 olmadan deniz beni postaladı. işte bugünüm de böyle geçti. gizemli, az konuşan insanlara özeniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"inşallah bir gün senin de başına gelir de görürsün." demek lazım.  "usulsüz işler inşallah sizin de başınıza gelir, kapalı kapılar ardında  çürürsünüz, tıpkı bugün 'oh olsun' dedikleriniz gibi." bu kadar da fevri ve kinciyim. ama usulsüz işlere karşı içinde isyan duymamak elde değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4795692544348652564?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4795692544348652564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4795692544348652564&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4795692544348652564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4795692544348652564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/esmeray-deniz.html' title='esmeray, deniz'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6414787879769857120</id><published>2011-03-02T23:41:00.003+02:00</published><updated>2011-03-03T00:52:42.153+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>sevgili üniversite dö strazburg,</title><content type='html'>size yazdığım o motivasyon mektubu var ya, tamamen yalan. size gelmek, sizde okumak istiyorum evet, ama tek motivasyonum ezgi yaldız'ın "tam öğrenci şehri, eskişehir gibi, ortam süper" lafıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sanatla yakından ilgiliyim. aynı zamanda kamu hukuna, özellikle devletler umumi hukukuna, karşılaştırmalı hukuka ve insan hakları hukukuna tutku derecesinde bir ilgim var. sanatsal ve politik dünyanın ayrılmaz bir ikili olduğuna inanıyorum." demiştim. aslında bu cümleleri geçen sene ilker'in yazdığı mektuptan çaldım. ha, bu dersleri nispeten sevdiğim doğrudur, çünkü ticaretten filan tiksiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"carré de malberg, aubry gibi isimlerle tanınmış, bir geleneği olan, topluluk hukukuna önemli doktrinal katkılarıyla ünü üniversitenizde okumak bir ayrıcalıktır" yazmıştım. açıkçası bu isimleri internet sitenizde gördüm. ha derslerde de duyduk, ama ben pek ilgilenmemiştim açıkçası. ama herhalde öyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir amacım var, o da daha yaşanılabilir bir dünya. hukukçu olmak artık uluslar üstü bir anlam kazandı. avrupa birliği hukuku için çok yaşamsal bir yere sahip şehrinizde erasmus programıyla bir dönem geçirecek olmak beni heyecanlandırıyor" da demiştim. ay buna inandıysanız çok safsınız gerçekten. türklerin yüzde 99unun avrupa birliğine karşı olduğu biliniyor. ayrıca götü kalkık, züppe fransızlardan tiksinti derecesinde hoşlanmıyorum. yaşamda da bir amacım yok. duyarlı olduğum tek konu eşcinsel hakları. o da annemle babama eşcinsel arkadaşlarımdan bahsederek provokasyon yaratmaktan ibaret bir uğraş sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;motivasyon mektubu yaz demişsiniz, beni motive eden tek şeyi söyleyeyim mi? jean, pierre ve arnaud. bunlardan da açıkçası çok umudum yok... erasmusa gitmek isteyen yüzlerce türk gencinden hiçbi farkım yok. hatta dünya gencinden, çünkü sevgili strazburg, dünya gençleri de en az biz türk gençleri kadar boşbeleş insanlar. sorry.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: strazburg, sana sınıftan başka bir çocuk daha başvurmuş. ne olur onu kabul etme, beni et. benim not ortalamam çok çok daha düşük, ama beni tanısan daha çok seversin bence. o, nasıl diyeyim, o kadar da iyi bir çocuk değil. yani onun da seni yazdığını öğrenince düşmanım oldu. pliiiz pliiiz pliiiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sincerly yourzzzz, xxxx&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e.ş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6414787879769857120?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6414787879769857120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6414787879769857120&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6414787879769857120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6414787879769857120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/03/sevgili-universite-do-strazburg.html' title='sevgili üniversite dö strazburg,'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1970584538310484165</id><published>2011-02-27T03:04:00.004+02:00</published><updated>2011-02-27T03:29:42.613+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>egonuz aç bir köpektir, besleyin</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://blog.ozbilen.org/wp-content/uploads/Pitbull-resimler.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 452px; height: 590px;" src="http://blog.ozbilen.org/wp-content/uploads/Pitbull-resimler.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çoğu insanı üzen bir şeydir ego, ve en egosuz görünende bile vardır, tahmin ettiğinizden de çok. ben egomun beni içten içe hırpaladığını, üzdüğünü hissederim çoğu kez. bir keresinde talimhane'de babamın yanına gitmiştim. onun arkadaşlarıyla konuşuyordum. babam birden sinirle sözümü kesti ve bana "neden mıymıymıy konuşuyorsun, kedi gibi? her hareketin 'ay ne tatlı kız desinler' diye ayarlanmış" dedi. mıymıylık maskesinin altında ise aç bir köpek besliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bu nedenle kendi egomu sevimli, aç bir köpeğe benzetirim. hepimiz istiyoruz, bazı ihtiyaçlarımız var. hepimizin içinde açgözlü bir köpek var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her zaman egoyu öldürmekten bahsederler. ama biliniz ki, köpeği aç bırakarak öldüremezsiniz. aç kalan köpek saldırganlaşır, ve tüm hayatınız onun oraya buraya saldırmasını engellemeye çalışmakla geçer. aynı şekilde çok beslediğiniz köpek şişmanlar ve kıçını kaldırmaya üşenir, ve oraya buraya sıçar ve temizlemekle uğraşırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi hiç inkar etmeyin. hepimizin içinde güçlü, saldırgan, aç, başarıya ve sevgiye susamış bir şey var. kendi adıma rekabete bayılıyorum, ama bayılmıyormuş gibi yapıyorum. tarz meselesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zavallı biz, öyleyse nasıl yaşayacağız? o köpeği olması gereken yere nasıl bağlayacağız? kırdığımız kalpleri nasıl onaracağız? sevdiklerimize gereken ilgiyi gösterebilecek miyiz başımızı kendi dertlerimizden kaldırıp? onların sessiz çığlıklarını duyabilecek miyiz? kendi koca odamızdan nasıl kaçacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cevap basit: köpeği besleyin, sonra hayatınıza dönün. onu yürüyüşe çıkarın, ve ona diyin ki "benim yapacak başka işlerim var." başka işler kendileri gelir bazen, ve insan o zaman kendini unutur. yaani. açıkçası ben de çok bilmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1970584538310484165?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1970584538310484165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1970584538310484165&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1970584538310484165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1970584538310484165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/egonuz-ac-bir-kopektir-besleyin.html' title='egonuz aç bir köpektir, besleyin'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3636271965768548120</id><published>2011-02-27T02:11:00.008+02:00</published><updated>2011-02-27T02:58:45.750+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>oburkız'ın bir günü</title><content type='html'>benim en az benim kadar işsiz güçsüz teyzem, 1 hafta kadar önce beni aradı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-ezgi, az önce burçlara göre diyet diye bir program izledim. senin bir yengeç burcu olarak asla rejim yapmaman gerekirmiş.&lt;br /&gt;-neden?&lt;br /&gt;-çünkü rejim yapmak seni depresyona sokarmış, daha çok yermiş ve kilo alırmışsın. bence seni çözmüşler.&lt;br /&gt;-peki o zaman nasıl kilo vereceğim?&lt;br /&gt;-spor yaparak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun pek mümkün olduğunu da sanmıyorum, çünkü kilom neredeyse 70 oldu. o kadar iştahla ve durmaksızın yiyorum ki son 1 yılda 10 kilo aldım ve bu beni o kadar da üzmüyor aslında. astrolog- diyetisyenlerin de onayıyla hiç rejim yapmamaya karar verdim ve 1 haftadır her gün deliler gibi spor yapmaya başladım. kan ter içinde kalıyorum, çok hoşuma gidiyor. ve bu kendime güveni de nereden bulduysam, rejimi bıraktım, kimbilir kaçıncı kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sabah annemin teyzesi ve eniştesiyle güzel bir kahvaltı yaptık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ıspanaklı yumurta&lt;br /&gt;peynir&lt;br /&gt;domates&lt;br /&gt;ceviz&lt;br /&gt;portakal ve incir reçelleri&lt;br /&gt;ekmek&lt;br /&gt;çay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annemin teyzesi ve eniştesi yıllardır arabistan'da yaşıyorlar. dindar, içten, temiz, güleryüzlü insanlar. teyzemde lenfoma şüphesi vardı, tahlilleri yaptırdık ama yokmuş. sevindik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra spora gittim ve 2 saat kendimi yordum. eve gelince acıkmıştım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 elma&lt;br /&gt;nohutlu tarhana çorbası&lt;br /&gt;sarmısak ve kornişon turşusu (çok severim)&lt;br /&gt;1 kırmızı lahananın kökü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra annemle beraber kereviz ve salata yaptık. kerevizi çok severim. içine limon, arpacık soğanı, portakal suyu koyduk. ama yemedik. çünkü bugün kuzenim nişanlandı. ona gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hatice benden 4 yaş büyük ve 22 kuzenim arasından en yakın olduğumdur. beraber büyüdük gibi bir şey. çünkü ben küçükken annem asistandı ve habire nöbetçi olurdu ve beni onlara bırakırdı. hayatımız beraber geçti denebilir. bu yüzden onun nişanlanması tuhafıma gidiyor. nişanlılık, evlilik, bunlara pek değer vermem çünkü ben cool bir gencim, yine de çok hoşuma gittiğini inkar edemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hatice'nin arkadaşları da ordaydı. çoğunu yıllardır görmemiştim. çok hoştu, sanki yıllar öncesine ışınlanmışım gibi. hepsinin fotoğraflarını çektim. bende fotğraf çekme huyu hiç yoktu, yeni oluştu bu huy.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-MliFcNssBYA/TWmbPPq0g3I/AAAAAAAAAHE/uelKzJrdkq8/s1600/foto%25C4%259Fraf0247.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-MliFcNssBYA/TWmbPPq0g3I/AAAAAAAAAHE/uelKzJrdkq8/s200/foto%25C4%259Fraf0247.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578160299681547122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-u-hsSppn6GE/TWmbO-zXIsI/AAAAAAAAAG8/iGMJCPp6LzA/s1600/foto%25C4%259Fraf0241.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-u-hsSppn6GE/TWmbO-zXIsI/AAAAAAAAAG8/iGMJCPp6LzA/s200/foto%25C4%259Fraf0241.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578160295153967810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-XVh7vYm0744/TWmbO7omn1I/AAAAAAAAAG0/En3N1ww3MAU/s1600/foto%25C4%259Fraf0240.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-XVh7vYm0744/TWmbO7omn1I/AAAAAAAAAG0/En3N1ww3MAU/s200/foto%25C4%259Fraf0240.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578160294303539026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-JVrzYx15H0Y/TWmboBa3eXI/AAAAAAAAAHM/V0ePTTmTuYY/s1600/foto%25C4%259Fraf0248.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-JVrzYx15H0Y/TWmboBa3eXI/AAAAAAAAAHM/V0ePTTmTuYY/s200/foto%25C4%259Fraf0248.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578160725353265522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-02QG1BSS-Tg/TWmbOdMbGxI/AAAAAAAAAGk/gcYJh9zkhJU/s1600/foto%25C4%259Fraf0235.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-02QG1BSS-Tg/TWmbOdMbGxI/AAAAAAAAAGk/gcYJh9zkhJU/s200/foto%25C4%259Fraf0235.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578160286132280082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-OWJlE_nV1I8/TWmbOqvcc0I/AAAAAAAAAGs/YcwBc6bnrTc/s1600/foto%25C4%259Fraf0239.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-OWJlE_nV1I8/TWmbOqvcc0I/AAAAAAAAAGs/YcwBc6bnrTc/s200/foto%25C4%259Fraf0239.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578160289768829762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve akşam eşşek gibi, öküz gibi, dana gibi yedim. utanmasam kusup bir daha yiyecektim. çünkü (oğlan tarafı gelmeden gizlice çektim bu fotoğrafı) şöyle bir sofra vardı:&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-nts9jUoApPU/TWmcVYKwX-I/AAAAAAAAAHU/CcAu0R9vE5E/s1600/foto%25C4%259Fraf0234.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-nts9jUoApPU/TWmcVYKwX-I/AAAAAAAAAHU/CcAu0R9vE5E/s200/foto%25C4%259Fraf0234.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578161504553820130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarap ve viski kola içtim. pek samimi olmadığım bu insanlara karşı önce tutuktum, içince ağzım kulaklarıma vardı ve pek mutlu oldum. damadın ikizi avcılar'da club fox'a gitmeyi önerdi. ama sonra yalan oldu. çok üzüldüm, eve dönmeyi hiç istemiyordum. hatice nişanlanıyordu sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün babam iki komik espiri yaptı, bunları da izninizle sizinle paylaşmak isterim. battı balık yan gider, evet bari onları da paylaşayım. bunlardan birinde haticelere giderken arabada, babam bir şey anlatıyordu, ta ben doğmadan önce olmuş bir şey. ""30 yıl filan önceydi." dedi. sonra bana döndü ve "ezgi, senin de yaşın ortaya çıktı." dedi. gül gül öldüm. ikinci komikliği de haticelere gittikten sonraydı. damadın ailesi mailesi etrafımızdayken yanıma gelip elini uzattı ve "merhaba ben dayısıyım." dedi. bir de kimse başlamadan masadaki yemeklerden yedi, ama bunu espiri olsun diye yapmadı, doğal hali. bu konularda benziyoruz biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yemek başka bir şey, sadece yemek değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gidişle asla kilo veremem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3636271965768548120?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3636271965768548120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3636271965768548120&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3636271965768548120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3636271965768548120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/oburkzn-bir-gunu.html' title='oburkız&apos;ın bir günü'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MliFcNssBYA/TWmbPPq0g3I/AAAAAAAAAHE/uelKzJrdkq8/s72-c/foto%25C4%259Fraf0247.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6646562893839079887</id><published>2011-02-25T20:34:00.003+02:00</published><updated>2011-02-25T21:56:06.824+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>duvarların dili</title><content type='html'>bugün hukuktan 5, tiyatro klübünden de 3 kişi olmak üzere 8 kız ümraniye t tipi cezaevi'nde oynanan "duvarların dili" oyununa gittik. oyunu yazan ve yöneten hakan metin mercan adında bir mahkum, oyuncuların hepsi de mahkumdu, 2 tane profesyonel oyuncu hariç. bunlar aynı zamanda oyunculuk dersleri veriyorlarmış. ama ne yalan söyleyeyim, mahkumlar o kadar iyi oynuyorlardı ki bu iki oyuncu, ki onlar da iyiydi, yanlarında vasat kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok içten, çok komik, çok tatlı bir oyunculukları vardı tüm oyuncuların. sizi alıp götürüyordu, içine çekiyordu. hüzünlü konulardan bahsederken bile umutlu ve neşeliydiler. ayrıca aralarında müthiş müzikal yetenekler vardı. tüm salon hayran oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz kendi yaşamlarını oynamışlar. ümit hoca şöyle derdi ceza dersinde: "hapishanede 1 gün bile çok uzun ve zordur." bunu oyunda çok iyi anlayabiliyorsunuz, özgürlüğün kıymetini yani. bir de mahkumların içerdeyken haklarını savunmaları, seslerini duyurmaları da zor. dışardan gelen her yeni şey, avukatla her görüşme bir umut ama cılız. şartarın zorluğundan, 8 kişilik koğuşta 20 kişi kalmalarından da bahsettiler. hakikaten allah'ın unuttuğu kullar olmuş gibi bir şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de uzun süreli cezalar konusunda ister istemez kendini mahkum yerine koyuyor insan. sanırım beni en çok etkileyen aile meselesi oldu. 36 yıl. aileni kaybettin, aile yaşamını sonlandırdın, arkadaşlarını bir daha göremeyeceksin demek. ırmak'la ikimiz oyunun arasında volta atılan yere çıkıp baktık. minicik ve etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabıkalılardan hep çekiniriz. oysa bugün oyunda sahnede mahkumları değil, çok yetenekli oyuncuları gördüm. hissettiğim duygu da korku veya acıma değil, hayranlık ve kendini diğerinin yerine koyma idi. gerçekten arabesk olmaktan çok uzak, içten, tatlı bir oyun çıkarmışlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6646562893839079887?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6646562893839079887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6646562893839079887&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6646562893839079887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6646562893839079887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/duvarlarn-dili.html' title='duvarların dili'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5845403540119945696</id><published>2011-02-23T00:36:00.004+02:00</published><updated>2011-02-23T01:16:58.788+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>2012 time for change</title><content type='html'>bugün yukardaki filme gittik sevil'le. o kadar güzeldi ki anlatamam. önce felaket senaryolarıyla kalbinizi sıkıştırıyor. sonra bir şeylerin değişmek zorunda olduğunu, değişimin muhakkak felaket demek olmadığını söylüyor ve içinizi umutla, enerjiyle dolduruyor. mutlaka mutlaka izleyin. film o kadar çok konuya değiniyordu ki anlatamam, ama hepsi ortak bir yerde buluşuyordu. öncelikle spiritüel değişimden bahsediyorlar. bu bağlamda yogadan, meditasyondan ve hatta çeşitli uyuşturuculardan söz ediyorlar. egodan da bahsettiler. sonra çevre sorunlarına getirilebilecek pratik çözümlerden bahsettiler. bahsettiler dediysem sting, ellen page, david lynch bile vardı. avrupa tipi şehirleşmeye gidilirse ne kadar çok enerji tasarruf edileceğinden, para sistemi yerine yeni ve çeşit çeşit paralar getirilmesi gerektiğinden vs. "tek kutuplu" (?) para yerine çeşit çeşit para olmalı dediler. uçuş milleri gibi. yardımlaşma saatleri önerdiler mesela. sen yaşlılara 1 saat yardım ediyorsun ve 1 saat yardım görme hakkı kazanıyorsun. bu tercih edilebilir türden bir ilişki olurmuş. ay, o kadar çok şeyden bahsettiler ki en iyisi debelenmek yerine internet sitesini vermek, ki muhtemelen biliyorsunuzudur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.2012timeforchange.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni etkileyen şeylerden biri adamın uyuşturucu ile ilgili araştırmalar yaparken "annem buna memnun olmadı" demesiydi. 2 gün önce bir adam, devrimciliğinden annesinin memnun olmadığını anlatmıştı bana. panait ıstrati arkadaş adlı kitabında söylüyor buna benzer bir şeyi. hayat ve annelerin çatışması. ezgi ve annesinin çatışmasına da bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-ah şirketlere danışman olsan.&lt;br /&gt;-hukuk bilgimi şirketler için kullanmayacağım anne üstüme gelme tamam mı??!!!!&lt;br /&gt;-ne olacak yarım gün çalışır kitabını da okursun. &lt;br /&gt;-öyle bi hayat istemiyorum anne tamam mı????!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anneler varolanı sürdürmek eğilimindedirler hep. hep!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelirken de giderken de hep yürüdüm. gümüşsuyu'nda parktan inerken para istediler benden. sarhoş veya bali çekmiş bir halleri vardı. bende de para yoktu, yok dedim. "korktun galiba özür dileriz" dediler. ben de "yok canım, ne korkacağım. size iyi akşamlar" dedim. arkamdan "yok canım ne korkacağım" diye dalga geçtiler. gururum kırıldı biraz aslına bakarsan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de murat d.'yi gördüm. bugün onun doğumgünüydü. bende de metelik olmadığından gidemedim. bir de evde teyzemler var. gözlüklerime bakıp "pek entel olmuş." dedi. rahatsız oldum, zira entellerin rahatsız olduğu bir şey varsa o da fazla entel görünmektir. aynı tarzın yüzde 20 fazlasını birinin üsütünde görünce burun kıvırır enteller. asla aynı anda şapkayı ve fuları takmazlar. neden? çünkü sevmezler göze batmayı. göze batmadan fark edilmek isterler. hepsini döveceksin, döveceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi öğrendiğime göre, garti'yi kaybetmişiz. benim dersime hiç girmedi, ama herkes çok sever ve sayardı onu. allah rahmet eylesin. gittiği yerde huzur bulsun bu iyi kalpli hoca. vefat haberleri nasıl yazılabilir? elbruz abi'yi hiç yazmadım. yazmayı pek istemedim çünkü, burayı ciddiye almadığım için. elbruz abi ne tatlı biriydi. sıcak bir gülümsemesi vardı, çok nazikti. tiyatroyu çok ciddiye alır, doğal oynamak isterdi. eleştirirken bunu tepeden bakarak yapmazdı. iyi niyetliydi. varlığımız o kadar kırılgan ki makinelerin bir anlık  sapması, bir anlık tesadüf, veya kader bunu sonlandırabiliyor. sabahattin ali'nin dediği gibi, bir kömür parçası dünyanın en güzel gözünü kör edebiliyor. oysa anılar hep yaşıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5845403540119945696?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5845403540119945696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5845403540119945696&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5845403540119945696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5845403540119945696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/2012-time-for-change.html' title='2012 time for change'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-79775267755698836</id><published>2011-02-22T08:32:00.002+02:00</published><updated>2011-02-22T08:35:42.543+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>buranın tasarımını değiştirdim. bence biraz yavşak oldu. evet oldukça yavşak. önceki tasarım "bunalım köşesi"ne uygundu ve iç sıkıyordu bu yüzden sıkılıp yeni şeye geçtim. şimdi okula gidiyorum. babam karşımda gazeteleriyle "ne zaman gideceksin" der gibi bakıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-79775267755698836?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/79775267755698836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=79775267755698836&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/79775267755698836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/79775267755698836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/burann-tasarmn-degistirdim.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-58482458187510336</id><published>2011-02-19T18:31:00.008+02:00</published><updated>2011-02-23T01:53:52.436+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video skeç'/><title type='text'>görmek mi, görünmek mi?</title><content type='html'>anam ben hiç görmüyormuşum meğerse. gözlüğü takınca bakışım empresyonist olmaktan çıktı, fotoğraf gerçekçiliğine büründü... ağaçların dallarından tut köprünün ışıklarına, her şey tek tek görünüyor. tüm yazılar okunur. keyfim yerine geldi. yeni bir dünyaya girmiş gibiyim. ama sanırım lens takacağım. küçücük kardeşim bile lens takıyor, hiç de huylanmıyor. ben huylanırım diye korkuyorum. herhalde alışırım. çünkü böyle çok tuhaf oldum. 20 yaş yaşlandım neredeyse. ama görmek mi, görünmek mi? eskiden uzağı neredeyse şöyle görüyordum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;A href="http://1.bp.blogspot.com/-_hBhSMGeEBc/TV_x_BTvaQI/AAAAAAAAAGU/ItA1ORWPzhE/s1600/Snapshot_20110128_10.jpg"&gt;&lt;IMG style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id=BLOGGER_PHOTO_ID_5575440928693250306 border=0 alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-_hBhSMGeEBc/TV_x_BTvaQI/AAAAAAAAAGU/ItA1ORWPzhE/s320/Snapshot_20110128_10.jpg"&gt;&lt;/A&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ise şöyle görünüyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;A href="http://4.bp.blogspot.com/-fVTLvvDcGMY/TV_x_L3y0KI/AAAAAAAAAGc/02qReYu2Qqc/s1600/Snapshot_20110219_9.jpg"&gt;&lt;IMG style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id=BLOGGER_PHOTO_ID_5575440931528822946 border=0 alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-fVTLvvDcGMY/TV_x_L3y0KI/AAAAAAAAAGc/02qReYu2Qqc/s320/Snapshot_20110219_9.jpg"&gt;&lt;/A&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hello teyze. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acaba hangisi daha iyi? görünüşümü değil görüşümü umursamam lazım. ama görünüşümü de demek ki umursuyormuşum ki aynaya baktıkça kahroluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-c4519e4bb4b7138d" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v13.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc4519e4bb4b7138d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D3045EF8B81853BE52669CAEF7C5C6504FFEE8251.714EC4772ADCCEDBEB244BA327D4441762E431FB%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc4519e4bb4b7138d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DM2GZHRiCkw25jTFSmtjubkFFbOE&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v13.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc4519e4bb4b7138d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D3045EF8B81853BE52669CAEF7C5C6504FFEE8251.714EC4772ADCCEDBEB244BA327D4441762E431FB%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc4519e4bb4b7138d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DM2GZHRiCkw25jTFSmtjubkFFbOE&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-58482458187510336?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/58482458187510336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=58482458187510336&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/58482458187510336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/58482458187510336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/gormek-mi-gorunmek-mi.html' title='görmek mi, görünmek mi?'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-_hBhSMGeEBc/TV_x_BTvaQI/AAAAAAAAAGU/ItA1ORWPzhE/s72-c/Snapshot_20110128_10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1534852062905666719</id><published>2011-02-17T20:30:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T12:16:41.876+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>evlilik ve çocuk</title><content type='html'>evlenmeye hep iyi gözle bakmışımdır, yine de zorlama bir kurum olduğunu düşünüyorum. erkek de kadın da aynı derecede tembel, sorumsuz ve bencildirler. ayrıca erkek kadın ayrımı olmaksızın hiçbir insan özgürlüğünün kısıtlanmasından hoşlanmaz. koca pasif direniş yolunu seçer, yani evde hiçbir iş yapmaz ve arkadaşlarıyla dışarı kaçar. karının yöntemi mecburen dırdırdır. ben de çocukluğumda aynı bunu gördüm. babam ki çok severim, her zaman sanki kendi isteğiyle yuva kurmamış da zorla kurdurmuşlar gibi davranır. hep bir "bitse de gitsek" havası. ilk söylediğim sözcük "hadi" olmuş. ne anne, ne baba. sadece "hadi". "hadi canlanın ve benimle ilgilenin" der gibi. ne zaman bu söylense hayatın zor olduğunu düşünür ve dertlenirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün evlenebileceğimi düşününce karışık duygular içine giriyorum. bir yandan "ya ne yapacaktım?" diye düşünüyorum çünkü sanki bekarlığın sonu yok. hayatın bir yerde sonlanması gerek. evet hayatı bir yerde durdurmak gerek. hep bir belirsizlikle ve olmamışlık duygusuyla yaşanmaz. öte yandan içim sıkılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnız çocuklara çok sıkıntı çektiriliyor. anneler çocuklarla yalnız kalınca tüm hınçlarını bunlardan çıkarıyorlar. onu yapma şunu yapma. sen yalancısın, sen aptalsın, yaramazsın. çocuk dediğin doğası gereği 1 yaşında her şeyi ağzına sokar, çekmeceleri açar elini kıstırır. 7 yaşında ödevini yapmak istemez. bu gürültücü yaratık doğası gereği insan yaşamını ipotek altına alır ne yazık ki. ona doğası gereği kızmak adil midir? o öyle yaratılmıştır. ama tabi onun her dediğine "evet" dememelisiniz. örneğin para vermeyin. ev işi yaptırın. benim dediğim başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o değil de ben insana susadım. her gün dışarı çıkmak, insanlarla iç içe olmak, içmek, onlara sorular sormak istiyorum. asosyal olmama rağmen sanırım insansız yaşayamıyorum. insanlar demek benim için yaşamın merkezi demek. insanlardan çok hoşlanıyorum. hepsinin, her grubun bir arka planı var. bir de binaları seviyorum, bahçeleri. onların içinde kimlerin yaşadığını hayal ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve kedileri seviyorum. o pembe patileri. o minik burnu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o değil de artık spor yapacağım. ve bugün annem telefonunu evde unutmuş, sabah onu vermeye gittim. bu arada beni göz doktoruna götürdü. sonuç? 1.25e 2!! gözlük takmam lazımmış! zaten çirkinim, gözlük de hiç yakışmıyor. kalın kaşların altına gözlük hiç gitmiyor ooof of! yüzümde hiç ama hiç kadınsılık kalmıyor. oysa ki ben güzel olmak isterdim. güzel olmamak o kadar üzüyor ki aslında beni. arkadaşlarım dış görünüşümü umursamadığımı sanıyormuş ama ben umursuyorum aslında. güzel kızlara gözümü dikip bakıyorum, gıpta ile. aman tek dert bu olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1534852062905666719?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1534852062905666719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1534852062905666719&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1534852062905666719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1534852062905666719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/evlilik-ve-cocuk.html' title='evlilik ve çocuk'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1955150564848467042</id><published>2011-02-14T01:41:00.009+02:00</published><updated>2011-02-22T10:09:49.323+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><title type='text'>atina- selanik</title><content type='html'>baya güzel 5 gün geçirdik. selanik'e yataklı vagonlar var, biz sonuncusuna yetişmişiz ama 2 ay sonra yine geliyormuş. daha önce yataklı vagonda seyahat etmiştim, ankara'ya. bu ikinci seyahatim oldu. çok hoştu. ben rahat rahat uyudum. deniz uykusuzluk derdinden muzdarip olduğu için kıskandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;selanik'e gelince atina'ya bilet aldık. 5 saat de o sürdü. atina'da acropolis'e ve onun müzesine gittik. plaka'ya, benaki müzesine, monastiraki'ye gittik, bir de tepeye çıktık. deniz tepede rüzgar yedi ve bronşit hastalığına yakalandı. neredeyse tüm haritayı yürüdük ve kitapta yazan her yere gittik ve kaç yıllaında yapıldığını kitaptan deniz'e okudum. bunu seyahatlerde bir tür görev olarak görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım en güzeli yemeklerdi. yemekler muhteşemdi. insanlar da çok iyiydi. 6 deniz mili meselesini yetkili otoritelerle tartıştık ve konuyu açığa kavuşturduk. ancak kıbrıs meselesini sonra halledeceğiz. nikos ile nazlı'dan bahsedince yumuşuyorlar. şaka yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk gün deniz'le uzo içtik, ikinci gün deniz hasta olduğu için pek geç duramadı. çok çok hastaydı. ben bir yerde oturup bira içtim. sonra yanıma bir kız gelip beni masalarına davet etti. fiorenzia ve george ile tanıştım. çok çok hoş insanlardı. bana içki ısmarladılar. onların fotoğrafını çektim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-8o4I6rZdgh8/TVhvEjy087I/AAAAAAAAAFs/Cf7Lv-wDpJE/s1600/foto%25C4%259Fraf0197.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-8o4I6rZdgh8/TVhvEjy087I/AAAAAAAAAFs/Cf7Lv-wDpJE/s320/foto%25C4%259Fraf0197.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573326662989575090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pek güzel çıkmadı. çok çok sevdim onları. ikisinin de kökleri izmir'e dayanıyormuş. sarhoşluktan mı bilmiyorum, kanım ısındı ikisine de. ertesi gün davet ettiler bizi. dört arkadaşları ile daha tanıştırdılar. onlar da çok sevecenlerdi. çoğunun soyu sopu türkiye'den göçmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;monastiraki'de kebap yedik. yemekler ucuzdu ve baya iyiydi her yerde. monastiraki'nin fotoğrafını çektim. genelde fotoğraf çekemem. ama bu sefer heveslendim. cep telefonum çok dandik, bende de göz yok. aha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-UdBjtd7u5gk/TVhwpHSXAaI/AAAAAAAAAF8/ZaxfVOcephc/s1600/foto%25C4%259Fraf0204.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-UdBjtd7u5gk/TVhwpHSXAaI/AAAAAAAAAF8/ZaxfVOcephc/s320/foto%25C4%259Fraf0204.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573328390503989666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atina'yı üzülerek terk ettik, selanik'e geldik. burada bazı müzeleri ve kiliseleri ziyaret edip sonra da atatürk'ün doğduğu eve gittik. çok güzel ve sade bir evdi. selanik çok güzel bir şehir değil kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-ZK9lLbdHtuo/TVhxdA09GnI/AAAAAAAAAGE/TVoFfyl00s8/s1600/foto%25C4%259Fraf0215.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZK9lLbdHtuo/TVhxdA09GnI/AAAAAAAAAGE/TVoFfyl00s8/s320/foto%25C4%259Fraf0215.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573329282123242098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;deniz hala çok hastaydı. onu bırakıp dışarı çıktım. bir sandviç ve bir bira yiyip içtim. bu esnada bir matematik öğretmeni ve bir bankacı ile tanıştım. matematik öğretmeni gümülcine'li idi. biraz da türkçesi vardı. beraber raki içip meze yedik. bana para ödetmediler. "raki" dedikleri kesinlikle uzo değil. bizim rakıya benzemiyor. tekila gibi bir şey. çok güzeldi. çingeneler çiçek satıp mastika şarkısını söylediler. yunanlılar dışında en çok çingeneleri, afganları ve zencileri gördüm. bunların durumu kötüydü. matematik öğretmeni bana kırmızı bir gül aldı. mitolojik öyküler anlattı. türk dizilerinden, politikadan, tarihten bahsetti. bankacı ise çok sevimli bir adamdı. reina'ya gitmiş istanbul'da, profiterol yemiş. aman ne sevimli bir adamdı. bana çok şey anlattılar. anladık birbirimizi. çok geç olmadan kalktım ben, facebookta buluşmak sözleriyle. bu ikisinin fotoğrafını çekmeyi unuttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;selanik'te 1 gece kalıp ertesi gün dödük. ben trende durmadan deniz'in fotoğraflarını çektim. deniz hastalıktan kırılsa da geziyi sevmişti ama artık birlikte olmaya katlanamıyorduk. deniz benim fotoğraf merakımdan bıkmıştı ve bana bir kere bile kafasını kaldırıp poz vermedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-BBJCuY1v67c/TVhz3uWgvsI/AAAAAAAAAGM/Y3RihahqZSk/s1600/foto%25C4%259Fraf0210.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-BBJCuY1v67c/TVhz3uWgvsI/AAAAAAAAAGM/Y3RihahqZSk/s320/foto%25C4%259Fraf0210.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573331940043439810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam, hayalimdeki gezi yazısı bu değildi. çok daha fazla düşünce içeren, ayrıntılı ve zeki bir şeydi ama bazen istesem dezeki olamıyorum. bu sabah eve geldim. öööyle bir gün geçti. yarın okul başlıyor. belki artık daha güzel yazılar yazarım. bay!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1955150564848467042?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1955150564848467042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1955150564848467042&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1955150564848467042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1955150564848467042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/atina-selanik.html' title='atina- selanik'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8o4I6rZdgh8/TVhvEjy087I/AAAAAAAAAFs/Cf7Lv-wDpJE/s72-c/foto%25C4%259Fraf0197.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7985263770141722593</id><published>2011-02-04T01:12:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T10:16:38.787+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş'/><title type='text'>"90lar iğrenç yıllardı"</title><content type='html'>benim en kötü huylarımdan biri sorularım. insanlar bir şeyler anlatsın, ben de masal dinler gibi tembel tembel dinleyeyim isterim. bu yüzden üzerinde iyi düşünülmemiş, güzel formule edilmemiş salak salak sorular sorarım. aslında çok net iki soru kalıbım vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- &lt;strong&gt;"ahmet nasıl? yani nasıl biri?": &lt;/strong&gt;bu soru kalıbını amerikadayken arthur diye bir çocuğa ingilizceye "how is..." diye çevirmiş ve ona, ülkesiyle ilgili bir şeyler anlatsın diye şu can alıcı soruyu sormuştum: "how is america?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- &lt;strong&gt;"sonra ne demiş? peki sen ne dedin?":&lt;/strong&gt; bu tür sorular size doğal gelebilir ama ben bunları en olmadık noktalarda sorarım. öyle ki çocukken temel fıkraları anlatılırken temel dursun'a komik ve hazırcevap yanıtını verince ben tatmin olmaz "peki dursun ne demiş?" diye sorardım. tamamen fıkra devam etsin, ben de tembel tembel dinleyeyim diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani çok iyi bir soru sorucu değilim. her şeyin cevabı önüme paket yapılıp getirilsin isterim. okumak, araştırmak yok bende. o sabır, o takat yok, biraz tembel biriyim. bu yüzden çoğu zaman derinlemesine bilmem birçok şeyi. işte geçe gün böyle bir anda yavaşça babama sokulup şunu sordum: "90lar nasıldı?" 88 doğumlu olduğum için 90larda çocuktum, hem çok az hatırlıyorum çocukluğumu, hem de çok özlüyorum ve sanki olağanüstü günler geçirmişim gibi sürekli hatırlamaya çalışıyorum. sanki her şey çok farklıydı gibi geliyor. oysa o kadar da değildi belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam hiç tereddütsüz "90lar iğrenç yıllardı" dedi. "çok kimliksiz yıllardı. 2000ler, 2010lar çok daha iyi." ben de bir şey söylemiş olmak için "bizimkiler dizisi varmış" dedim. hemen "bizimkiler iğrenç bir diziydi" dedi. "kendi muhafazakar mı ne olduğu belirsiz, sıkıcı yaşamımızı her gün yaşadığımız yetmiyordu bir de bunun dizisini izliyorduk. benim içime daral geliyordu televizyona bakarken. iğrenç bir yaşamdı." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anneme sordum aynı soruyu. dudağını büktü. "benim için o yıllar çalışmakla ve çocuk bakmakla geçti. bu yüzden dış dünyayı çok izleyemedim." dedi. ve konuyu her zamanki gibi babamın hayatını tabi ki daha çok yaşadığına getirdi. böylece bir kadın problemine bir kez daha dikkatleri çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ikisinin cevabından anladığım, genç evliler oldukları, 30larını sürdükleri bu yılları hiç sevmedikleri oldu. oysa ki öğrenciliklerinin geçtiği 70 sonu- 80li yılları pek bir şevkle anarlar, parasızlık, vakitsizliğe rağmen dostluğun tavan yaptığı yıllarmış, her şey çok samimiymiş vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ibrahim'in bir arkadaşı ile tanıştım, 80 doğumluymuş. ona da sordum: "90ları hatırlıyor musun? nasıldı?" o da dedi ki iğrenç yıllarmış. siyasi durum ortadaymış. habire hükümet kuruluyormuş. ekonomik durum da ortadaymış. ve en önemlisi hiç moda yokmuş yahu! ancak türkü barlar varmış. biraz da atari oyunlarından bahsetti. bir de emanule tutti frutti ne iğrenç şeymiş, o yıllarda ne kadar da abazanmışız toplumca. sezen aksu verimsiz dönemine girmiş.teoman, özlem tekin, şebnem ferah yeni çıkmış. bu sorudan şevk alarak sordum: "peki ya grunge, generition x, uyuşturucu bağımlıları?" omuz silekerek, biraz da bana küçümsemeyle bakarak: "valla, öyle şeyler pek bilinmezdi zannediyorum, belki küçük bir grubun haberi vardır." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra yengeme sordum. "özlem abla, 90larda sen bir üniversite öğrencisiydin, nasıldı?" dedim. o da bana pop ve fantezi modasını, gazi üniveristesinde tek solcu fakültede olduğunu, ama fakültedeki öğrencilerin daha çok zengin tipleri olduğunu ve ankara'da salata bar'a gittiklerini anlattı. sonra da kendi hayatını anlattı, ama açıkçası buralar biraz alakasızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikayeler dinlemek çok güzel bir şey. sizin geçmişinizde neler var? aklınıza ilk gelen, anlatmak istediğiniz bir şey, bir olay var mı? bana buraya yorum olarak bıraksanıza. illa süper bir tespit veya eşi görülmedik bir olay olmasına gerek yok. çok basit bir şey de olabilir. hangi çocuk kitaplarını okurdunuz, arkadaş grubunuz var mıydı vs. ya da akrabalarınız kimlerdir? nerlerden gelmişlerdir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7985263770141722593?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7985263770141722593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7985263770141722593&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7985263770141722593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7985263770141722593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/90lar-igrenc-yllard.html' title='&quot;90lar iğrenç yıllardı&quot;'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-4049822084621827435</id><published>2011-02-03T22:55:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T08:58:43.146+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüyalar'/><title type='text'>yeşilköy, volga nehri</title><content type='html'>gördüğüm 2 rüyadan bahsetmek istiyorum. birincisinde ben ilkokuldaymışım. servise binip eve gitmem gerekiyor, evimiz şimdiki evimiz fakat ben yeşilköy servisine biniyormuşum. çocukken oturduğumuz eve gidecekmişim. havaalanına yakın olan, çok yakınından tren geçen, salonu deli gibi güneş alan, o bakımsız güzel eve... içimden "aslında ta eve kadar gitmeme gerek yok eski evimize de gidebilirim" diye düşünüyormuşum. fıskiyenin oraya geldiğimizde servisi durduruyormuşum ve yürüyormuşum eve kadar. ne kadar tuhaf, ne kadar güzel bir histi. fakat eve yaklaştıkça içimde bir endişe peydah oluyordu. öyle ya, anahtarım yoktu! ve evde eşya da yoktu belki. öyle ya, biz o evden taşınmıştık! kapıyı çalıp bekliyorum, kapıyı eski komşumuz filiz teyze açıyor. "aa, hoşgeldin ezgi'ciğim" diyor ama biraz şaşkın, her halinden benim bir misafir olduğum, sonsuza dek kalamayacağım belli. ben içeri giriyorum ve annemi arıyorum, "annem beni birazdan alacak." diyorum amahayal kırıklığı dizboyu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna bağlanan ikinci rüyamda deniz avcı ve ben volga nehri'nde dondurucu soğukta çirkin bir kayığa binmiştik ve habire kürek çekiyorduk. güya oraya tatile gitmişiz... "bu ne biçim tatil deniz avcı?" diyorum. "sözde rusya'dayız ama tek gördüğüm ova, alabildiğine sazlar, üstelik çok soğuk." böyle böyle saatlerce nehirde kürek çekiyoruz. nehir açık yeşil güzel bir nehir, bilgisayar oyunu gibi bir hava esiyor rüyada. sonunda karaya geliyoruz. sakin, küçük bir şehre park ediyoruz kayığımızı. rus tanıdıklarımız varmış. ıssız sokaklarda evlerine doğru yürüyoruz. kapıyı çalıyoruz uzun uzun. aniden 3 rus serserisi çevremizi kuşatıyor. bir tanesi iri yarı, arkama geçip mastürbasyon yapıyor. boşalıp meniyi paltolarımızın üsütüne sürüyor. sesimizi çıkaramayıp bekliyoruz ve içimizden "çattık" diyoruz. derken tanıdıklarımız kapıyı açıyor. serserileri kovmalarını bekliyorız ama hiçbir şey demeden bizi öylece bekletiyorlar en sonunda, biz soğuktan donmak üzereyken ve korkudan tir tir titrerken bizi içeri alıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-4049822084621827435?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/4049822084621827435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=4049822084621827435&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4049822084621827435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/4049822084621827435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/02/yesilkoy-volga-nehri.html' title='yeşilköy, volga nehri'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5370522695672248966</id><published>2011-01-31T14:57:00.002+02:00</published><updated>2011-02-22T10:39:06.102+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video skeç'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-1f839d9a9c5c2467" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1f839d9a9c5c2467%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7360575280080AB707CA512481E60E24040FE2AE.56A4E00375AA514BF457D7881F2B686014B45225%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1f839d9a9c5c2467%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DJxiGSl_KjLY8Udr5taiO_MzXH6s&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1f839d9a9c5c2467%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7360575280080AB707CA512481E60E24040FE2AE.56A4E00375AA514BF457D7881F2B686014B45225%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1f839d9a9c5c2467%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DJxiGSl_KjLY8Udr5taiO_MzXH6s&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vize öncesinde bu kadar biliyordum. şimdi son bütünlemeyi de verdik, bakacağız artık. bir daha bu kadar aptal şeyler yüklemeyceğim, bunlar sondu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5370522695672248966?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5370522695672248966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5370522695672248966&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5370522695672248966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5370522695672248966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/vize-oncesinde-bu-kadar-biliyordum.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-418274857825411245</id><published>2011-01-31T14:37:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T08:59:13.008+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video skeç'/><title type='text'>espriler, şakalar</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-f56327081f0c5ace" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v1.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3Df56327081f0c5ace%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D4F4BEA604EB03B7B031AB080F6A81039DA29CDF0.366B31566165048B16CE762F01B51C5C6A2502B9%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Df56327081f0c5ace%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D6wH_EsGCba7fG82PYV5a7SEU2YA&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v1.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3Df56327081f0c5ace%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D4F4BEA604EB03B7B031AB080F6A81039DA29CDF0.366B31566165048B16CE762F01B51C5C6A2502B9%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Df56327081f0c5ace%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D6wH_EsGCba7fG82PYV5a7SEU2YA&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-e9a5a6b50924fede" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v8.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3De9a5a6b50924fede%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D5B48BA9228EAA54C1F4247F8FBF1C171759FDF21.4A053AE901590840B0FF1127AAA5FD7E0E3DFC9E%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De9a5a6b50924fede%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DoAnqiD-3pSbRjbbKiOPCcUaPt-o&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v8.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3De9a5a6b50924fede%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D5B48BA9228EAA54C1F4247F8FBF1C171759FDF21.4A053AE901590840B0FF1127AAA5FD7E0E3DFC9E%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De9a5a6b50924fede%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DoAnqiD-3pSbRjbbKiOPCcUaPt-o&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugünlerde espri anlayışım pek bir düştü o yüzden yazı yok sadece aptallık var özür dilerim. hiç de umrunuzda olmadığını biliyorum gerçi tatlı okuyucularım zaten siz de yoksunuz. bay bay.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-418274857825411245?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/418274857825411245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=418274857825411245&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/418274857825411245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/418274857825411245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/blog-post.html' title='espriler, şakalar'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3846640759517010631</id><published>2011-01-26T03:16:00.002+02:00</published><updated>2011-02-22T12:17:01.446+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LtyWFrI/AAAAAAAAAFg/hh-mV6KllhY/s1600/Snapshot_20110126_1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LtyWFrI/AAAAAAAAAFg/hh-mV6KllhY/s320/Snapshot_20110126_1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566298707606247090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LsGz9XI/AAAAAAAAAFY/Zs2ntIyp4cU/s1600/Snapshot_20101227_7.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LsGz9XI/AAAAAAAAAFY/Zs2ntIyp4cU/s320/Snapshot_20101227_7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566298707155219826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LTd6olI/AAAAAAAAAFQ/Fqio1n6KlVU/s1600/Snapshot_20101227_6.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LTd6olI/AAAAAAAAAFQ/Fqio1n6KlVU/s320/Snapshot_20101227_6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566298700541239890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LMj7IZI/AAAAAAAAAFI/onPM-EglI7U/s1600/Snapshot_20101227_5.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LMj7IZI/AAAAAAAAAFI/onPM-EglI7U/s320/Snapshot_20101227_5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566298698687390098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LCYuZNI/AAAAAAAAAFA/ZVNHBN6wM2E/s1600/Snapshot_20101225_3.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LCYuZNI/AAAAAAAAAFA/ZVNHBN6wM2E/s320/Snapshot_20101225_3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566298695956063442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu aralar ruh halimi yansıtan türlü fotoğraflar, videolar çekiyorum kendi kendime. garip bir şekilde bunları sergilemek istiyorum çünkü sanırım "ay şunu yaptım bunu yaptım" yazmak kadar gereksiz hepsi ve çok daha açıklayıcı. aynen böyle kafayı yemiştim ve aptal aptal pozlar verdim. hahahah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3846640759517010631?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3846640759517010631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3846640759517010631&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3846640759517010631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3846640759517010631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/su-aralar-ruh-halimi-yanstan-turlu.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TT93LtyWFrI/AAAAAAAAAFg/hh-mV6KllhY/s72-c/Snapshot_20110126_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8580903760213284840</id><published>2011-01-24T22:38:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T10:28:07.183+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>bugün kelimenin tam anlamıyla yalnız ve tuhaf bir gündü. gece 3te kalktım ve ödev yaptım, 12de ise teslim ettim, ancak ticaret kürsüsünün görüp görebileceği en dandik ödevdi. kapının önünde bazı kimseleri gördüm, deniz'i mesela, ama ben ödevi verene kadar hepsi gitmişti. telefonum da yanımda olmadığı için kimseyi arayamadım. ama eve gitmek de içimden gelmiyordu. ben de deniz'in evine gittim. kapıyı çaldım, çaldım ama kimse yoktu. eve gitmek istemememin sebebi içimde tuhaf bir korkunun peydah olmuş olmasıydı. korku ve mide bullantısı. bir de benim için şaşırtıcı olsa da bu yüzden hiçbir şey yiyemiyordum. ancak eve gittim. kimse yoktu, ben de kendimi oyalamaya çalıştım. olmayınca deniz'i aradım, adana'ya gidiyormuş. sonra sevil'i aradım, bakırköy'deymiş. çisem ise ödev yapıyordu. dışarı çıkabilirdim ama üşendim. çaresiz uyudum. ama uyurken korkuyordum nedense. her an biri gelecek, ellerimi ve ağzımı kapatacak ve beni öldürecek gibi hissediyorum. yalnızlık her zaman güzel bir şeydir benim için, böyle zamanlar hariç. tanrı'ya inanan biri olsun istiyordum yanımda. insan aşkın değerlere inanıyorsa bu benim için yeterlidir, ancak ben korkulu anlarımda bir de tanrı'ya inanma şartı ararım. bir de vegan, hayvansever ve yeşilci bir insan olsun isterim konuşacağım kişi. dünya'nın yeniden emin ve küçük bir yer olması için bu şarttı. aksi halde voldemort gelebilirdi açıkçası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annemin bağırma sesleriyle uyandım. uyuduğum ve söylemesine rağmen pencereyi kapatmadığım için kızmıştı. ben eve biri geldi diye sevinirken o biri de keyifsizdi, şansa bak! teyzemi aradım. teyzem de kuruntular kraliçesi olduğundan çok güzel moral verir. ama ona da bir şey demedim. ingilizce ödevimi yazıp hocaya gönderdim. sonra ibrahim aradı. genelde ibrahim'in insanlar üzerinde rahatlatıcı bir etkisi vardır, ancak bu gerçekleşmedi. onu da şaşırtarak kapattım telefonu. annemlere isim şehir hayvan oynamayı teklif ettim "yarın işe gidiyoruz biz, iş güç sahibi insanlarız senin aksine" dediler. sonra bu yazıyı yazarken zeki aradı. adana'daymış, halep'e gidiyormuş. yiyecek bir şey ister miymişim. hah hah hah, ne komik ne komik. dünya, eski sıcaklığına ne zaman kavuşacaksın? lütfen bizi suçluluk duygularımızdan arındır ve tanrı sevgisi ile sarmala! her şeyin normal olduğu güzel ve steril bir yaşamdan başka bir şey olmasa şu dünyada ya!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8580903760213284840?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8580903760213284840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8580903760213284840&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8580903760213284840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8580903760213284840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/bugun-kelimenin-tam-anlamyla-yalnz-ve.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8327420730964635885</id><published>2011-01-24T04:15:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T10:28:30.320+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>uyku dolu bir gün</title><content type='html'>dün (cumartesi) son sınav ola droit comparé ile finaller bitti sözde. tabi çoğundan büte kaldık, hele son sınav feciydi. herkes gülmeye başladı soruları görünce. umutsuzluk gülüşleriydi bunlar. çıkınca durum çok hoşuma gitti. en azından bu sefer tüm fakülte beraber kalacaktık. final dönemlerini seviyorum galiba, çünkü herkesi kendim kadar derbeder görebildiğim tek zaman dilimi finaller. kapının önünde sınıf arkadaşlarımı makjaysız, renksiz suratlarıyla sıkıntılı sıkıntılı sigara içerken görmek çok hoşuma gidiyor. bir tür kardeşlik, dayanışma duygusu benliğimi tatlı tatlı sarıyor. kaş ve bıyıklarımı almayışımla ilgili "frida istanbul'a geldiği için" diyerek şaka yapıyorum, sanki her zamankinden daha komik. ve işte cumartesi bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pazar günü ise sadece uyudum. yapmamam lazımdı çünkü yarına ödev teslimi var. nitekim şimdi kalktım. uyumadan önce "eroin güncesi"ni okudum. 1987de başlayan, 1997de biten gerçek bir hikaye. kitap çok güzeldi. sonra uyudum, rüyamda neler yoktu neler. daha çok uyuşturucuyla ilgili rüyalar gördüm, wir kinder von der bahnhof zoo mu idi neydi işte almancam olmadığı için yazamadım, o filmden imgeler, bu kitaptan sahneler, françoise sagan'ın ve nedense buket uzuner'in kiatplarından örülmüş bir rüyaydı. protesto gibi bir uyumaktı. prozac sayesinde hiç gündüz uyumuyordum uzun süredir. prozac ne kadar iyi bir şey ya. her doktora gittiğinde aynı şikayetlerle gidiyorsun,  ciddi olmayann şeyler, sana 20 mgcık prozac yazıyor, ilk birkaç gün çarpıntı yapıyor sonrası muhteşem. kafan temizleniyor adeta. ama birkaç gün almayınca tekrar sıkıntı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sınavlar başlamadan kalbim deli gibi çarpıyordu, uyuyamıyordum. işte galiba şu ilacın ilk günlerdeki etkisi. yattığım yerde karın ağrısıyla kıvranıyordum. annemlerin yanına gidip orda uyumak istiyordum. annemin düzenli nefes alış verişi beni her zaman uyutur. fakat tabi olmazdı. uyuyamadığım zamanlar yanımda sevdiğim birinin uyuduğuna hayal ederim. onun düzenli nefeslerini zihnimde canlandırır, bu vesileyle sakinleşirim ve hemencecik uyurum. "ancak yalnız uyuyabiliyorum" diyenlere hayret ediyorum. babam dedi ki ben çocukken televizyonda uzmanlar hep "çocuğunuz yalnız uyusun" dermiş, bu yüzden beni hiç yanlarına kabul etmemişler. kardeşim küçükken ise böyle bir tavsiye kalmamışmış. o yüzden onu hep  aralarına almışlar. şimdi kardeşim sarılmaktan filan hiç hoşlanmayan, yalnız uyumayı seven bir kişi oldu. bilmiyorum buna bağlamak ne derece doğru. işte eskiden hayal ederdim fakat artık edemiyorum. çünkü yaşamda sevdiğim kimse kalmamıştı. aklıma gelen herkese bir kulp taktım. sonra birden yanımda tanımadık bir yüz belirdi, tam seçemiyordum ama gülümsüyordu. bana bakıp "git çişini yap" dedi. çişim varmış ve fark etmemişim. geldim, bu sefer tekrar bakıp "bununla üşüyorsun, üstüne kalın bir şeyler giy." dedi. söyleneni yaptım. "şimdi yanıma gel" dedi. içeri girip bu tanrı-babaya sarıldım. düzenli ve yavaş uyku nefeslerini dinleyerek uyuyakalmışım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8327420730964635885?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8327420730964635885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8327420730964635885&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8327420730964635885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8327420730964635885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/uyku-dolu-bir-gun.html' title='uyku dolu bir gün'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7287038211974415296</id><published>2011-01-17T22:02:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T12:07:46.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'>evlilik ve çocuk</title><content type='html'>umut sarıkaya demiş bir yazısında. "acaba evleneceğim kadın şu an nerede ne yapıyor?" diye sormuş. ben de düşünürüm bunu, acaba hayatımın aşkı olacak kişi şu an nerede, ne yapıyor? "hayatımın aşkı olacak kişi" de ne demekse... belki böyle bir şey olmayacak. ama öyle zannediyorum ki herkesin hayatının bir aşkı vardır. şu yaşımdan itibaren aşk yaşamayı kesersem benimki ortaokuldan biri olurdu mesela. ama bu çok sıkıcı ve gizemsiz bir durum. meçhulu hayal etmek daha güzel ve umutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatımın aşkı derken, evleneceğiz diye de demiyorum. çağımızda sadece evlilik hayli kurulmaz. belki trafik kazasında ölürüz. belki o sonunda evli çıkar, ben onu unutamam. belki çok sarhoşken nefsime yenilip hayatımın aşkını aldatırım ve sonsuza kadar ayrı düşeriz. yine de belirlenebilir biri olur, filmlere konu olabilecek düzeyde bir aşk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün gece uyumadan bunu düşündüm. acaba hayatımın aşkı şu an uyuyor mu? uyuyorsa üzerinde ne var? acaba şimdi yanında gelecekteki eski sevgilisi mi yatmakta? bunu düşününce kalbim sıkışıyor. aman bana ne. kiminle yatarsa yatsın. ben şimdi yalnızım, 1-0 gerideyim, ama ilerde onunla karşılaşınca hiç yalnız değildim derim. nerden bilecek? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acaba hali hazırda tanıdığım biri mi ki? aman olmasın. çünkü tanıdıklarımın hepsi normal insanlar. benim hayatımın aşkı ise olağanüstü bir şahıs olmalı. fakat düşündüm de, bu ihtimal de hoşuma gitmedi. ne demek olağanüstü bir kişi? böyle biri mi var? yoktur, sanmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kadar da önemsiyoruz biz gençler kendi hayatımızı. meçhul, gelecek en önemli şeymiş gibi konuşuyoruz bazen. acaba ne olacak? acaba nasıl biri olacağım? acaba kiminle birlikte olacağım gelecekte? hangi işe gireceğim? biz bunları düşünürken buzullar eriyecek, falan filan. tunus'ta kimbilir neler olacak. çok merak ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7287038211974415296?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7287038211974415296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7287038211974415296&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7287038211974415296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7287038211974415296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/evlilik-ve-cocuk.html' title='evlilik ve çocuk'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5303845972690939724</id><published>2011-01-17T01:16:00.002+02:00</published><updated>2011-01-17T01:33:52.793+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bugün çok tatlı başladı, çok sıkıntılı bitti. annem nöbetçiydi, kardeşimin sınavları vardı, babam da yeminli mali müşavirlik sınavına hazırlanıyor. (şimdilik yeminsiz) benim de ayın 22sine kadar finallerim var, 25ine kadar ise 2 ödev teslimi. kardeşimle kapımızı kapattık, su ısıtıcısını, çayları, kahveleri, çay keyfi bisküvimizi de yanımıza aldık. o koltukta, ben masada tatlı tatlı çalışmaya başladık. sıkı giyinmemize rağmen üşüyorduk, bu yüzden elektrikli radyatörü de yaktık. dışarda yağmur yağar, hayvanlar, insanlar sırılsıklam üşürken doğrusu şanslı kullardandık. bir şansımız da tek çocuk olmayışımızdı. kardeş kardeş oturmak çok hoşumuza gitti. çalışmaktan çok konuşuyorduk neredeyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-elif, burayı klüp odası yapalım canım.&lt;br /&gt;-klüp odası ne abla? &lt;br /&gt;-canım sizin lisede yok mu tiyatro klübü odası?&lt;br /&gt;-var ama öyle yuva gibi değil.&lt;br /&gt;-benim kastım yuva gibi olan. afacan beşlerdeki gibi. bir de pano asalım buraya.&lt;br /&gt;-çok süper olur abla. annemleri de almayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşamüstü mutfağa gidip pilav, salata yaptım. babam da biftek yaptı. dünden kalan domates çorbası ve zeytinyağlı fasülye ile güzelce bir yemek yedik. sonrasında kendimi saatlerce çalışan kişileri gözümün önüne getirerek tekrar motive etmeye çalıştım: "kalemler, defterler, saatler süren zihinsel faaliyet, çalışma, çalışma!" diyerek. ama kardeşimi lafa tuttum. "ee, sonra ne olmuş? o ne yapmış? neden?" diyerek. elif de buna sinir olur. biri bir şey anlatmaya başlayınca beni eğlendirsin isterim, masal anlatır gibi de ondan. "ya, yeter senle muhabbet etmekten çok sıkıldım" dedi. ve ben saatlerce burcuoğlu'nun aslında ne dediğini çözmeye çalıştım. doktrin şunu demiş. ama hoca şunu diyor. doktirin şunu demiş. ama hoca şunu diyor. ve ümitsizlik içinde bıraktım şimdi. nefret ediyorum, yalvarıyorum ki şu iş bitsin. deniz tren bileti aldı. bana hediye ediyormuş bileti. 3 günlüğüne yunanistan'a götürecek beni. inanılmaz bir şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5303845972690939724?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5303845972690939724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5303845972690939724&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5303845972690939724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5303845972690939724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/bugun-cok-tatl-baslad-cok-skntl-bitti.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3215721660484979101</id><published>2011-01-06T23:34:00.005+02:00</published><updated>2011-02-22T09:02:34.678+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şarkı'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-7bda74e13a84b899" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v12.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D7bda74e13a84b899%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1EDD9F6F7E75E8D244EEAFD01BB1D7FFA8024A4E.23318D3E05EFE6C14ACFD37ADBCE2C08CCD9BA8C%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D7bda74e13a84b899%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DbMEKDT0lbv0zImjqtS0GZvjLC08&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v12.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D7bda74e13a84b899%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1EDD9F6F7E75E8D244EEAFD01BB1D7FFA8024A4E.23318D3E05EFE6C14ACFD37ADBCE2C08CCD9BA8C%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D7bda74e13a84b899%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DbMEKDT0lbv0zImjqtS0GZvjLC08&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili sürüsüne bereket izleyiciler, sizi yeni bir pre-intermediate ingilizce şarkımla başbaşa bırakıyorum. amerika'ya bir defa gidince bende bir ingilizce şarkı hevesi başladı bir daha da dinmedi. lütfen şarkıyı dinlerken bu dil seviyesine takılmayın! biliyorum, bazı gramer ve "vokabüler" hataları var, ama hangimiz yapmıyoruz ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şarkıyı yazalı ne kadar oldu hatırlamıyorum. şarkıyı yazarken esinlendiğim şeyler şunlar: "mignonne, alors voir si la rose qui ce matin avait declose" diye bir şiir ezberlemiştik, o. tam hatırlamıyorum şiiri ama "gençliğini tüketme, yapraklarınızı şimdiden kopar" mesajı veriyordu gencecik, güzel bir kıza. o şiiri düşünerek yazdım şarkıyı. aman neyse. hiçbir şey düşünerek yazmadım. her şeyi bir şeyler düşünerek yazsaydık kendi adıma söyleyeyim hiçbir şey yazamazdım. zaten sanırım olan da bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben poliçelerde araya girme suretiyle ödeme adlı ödev konuma geri dönüyorum. hah, keşke porno film çekmeye geri dönüyorum deseydim. iğrenç bir ödevim var. gerçi onun da kendine has zor tarafları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu okul beni öldürdü, öldürdü. şöyle lafları duymaya bayılıyorum: "uzun zamandır aklımdaydı x konulu sergiye gitmek, uzun zamandır y konseri olsa da gitsem diyordum, kısmet bugüneymiş." o kadar kıskanıyorum ki böyle konuşanları. çünkü uzun zamandır gitmek istediğim bir sergi, bir konser, bir oyun, bir film yok. bunun yerine televizyon, internet, gazete var. hepsine de sınav dönemlerinde bağlanıyorum ve hepsinden de nefret ediyorum. insan sevmediği bir alışkanlığı da uzun bir zaman sürdürebilir, bu sizi şaşırtmasın. hakikaten sanat ruhun gıdası, o güzel şeyler, o yüce şeyler gerekliymiş, bunu insan ticaret hukuku çalışınca anlıyor. daha doğrusu insan günlerini tv ile, gazetelerin magazin ekiyle geçirince anlıyor. kendini biraz boş ve hantal bulmaya başlıyorsun. etrafında daha güzel bir dekor olsun istiyorsun. reşat nuri'nin bir öyküsü vardı, bir kadın tüccar kocasını yeni tanıştığı ince ve romantik gencin yanında çok hakir görüyor oysa ki ince romantik gencin derdi kadınla yatmak. kadın tüccar kocasına "ay ne kabasın, ne basitsin, ne kadar iğrenç şeyler para işleri!" diye bağırıyor. o kadına benzedim. "ah ne iğrenç şu poliçe, ne berbat şey, fransız kültür sanat kanalı arte'yi, trt2'yi açın bana, günlerce izlesem açığım anca kapanır!" ama vallahi durum bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3215721660484979101?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3215721660484979101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3215721660484979101&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3215721660484979101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3215721660484979101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/sevgili-surusune-bereket-izleyiciler.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7760986454882536497</id><published>2011-01-04T01:06:00.006+02:00</published><updated>2011-02-22T08:59:40.288+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video skeç'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-2d779bec6989ac9e" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D2d779bec6989ac9e%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D80D40EFF8A9C966353CC9F69258519B2A60F73CB.756864FC8E02CA13AD7E317B09861ECA443F744B%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D2d779bec6989ac9e%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DKaASKHSpEV5At_tNDM6gkw0BekY&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D2d779bec6989ac9e%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331318794%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D80D40EFF8A9C966353CC9F69258519B2A60F73CB.756864FC8E02CA13AD7E317B09861ECA443F744B%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D2d779bec6989ac9e%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DKaASKHSpEV5At_tNDM6gkw0BekY&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;çok çok sıkılıyorum poliçeler konulu ödev bitmek bilmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7760986454882536497?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7760986454882536497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7760986454882536497&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7760986454882536497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7760986454882536497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2011/01/burda-skntdan-cekilen-bir-video.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6747550989559371275</id><published>2010-12-26T22:18:00.003+02:00</published><updated>2010-12-26T22:33:58.275+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>son zamanlarda sk sık duyduğum 2 sözcük var, zırp pırt kullanılıyor: "varoş" ve "apaçi". öncelikle bunların eğlencelik kelimeler olduğunu düşünmüştüm ama sanırım değil. resmen insanlar bu kelimelerle birbirini tanımlıyor, bu gerekçelere birbirini reddediyor falan. ben de arada kullanmaya başladım ama ciddi ciddi değil. ya düşününce, ne kadar değişmiş birkaç senede her şey. evine aldığın aletler, gittiğin restoranlar, ter kokup kokmaman, oturduğun semt baya önemli olmuş, oysa bunlar hep tesadüfi şeyler değil mi? resmen senin iraden dışında şeyler. nerde nasıl doğduğunu, ne kadarlık mirasa konduğunu sen mi belirliyorsun? yoo, allah seni bir sepete koyup gönderiyor işte. sonra sen çabalayıp duruyorsun, ama biri geliyor, tüm çabanın ortasına yüzüne bakıp çikletini caklata caklata sana "varoş" diyor. veya "apaçiye bak" diyor senin hakkında. oysa eskiden ne güzel kelimeler vardı. "görgüsüz, cahil, maganda, terbiyesiz, saygısız" gibi. bunlar da kırıcı kelimeler. ama daha masumlar çünkü bir davranışı tanımlıyorlar genelde, bir insanı etiketlemiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları 30lukların ağzından bile duyuyorum. zaten günümüz 30lukları bir tuhaf. çoğu modalara çılgınca uymak isteyen, züppe tipler kanımca. bir de insanların seks alışkanlıkları artık alay konusu olmuş, bundan da rahatsızım. "şu şuna veriyor." "şu herkese veriyor." "şu hala bakiredir kesin." sana ne? sana ne? kıçtan sorumlu devlet bakanı mısın?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6747550989559371275?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6747550989559371275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6747550989559371275&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6747550989559371275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6747550989559371275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/12/son-zamanlarda-sk-sk-duydugum-2-sozcuk.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-999162079520499357</id><published>2010-12-25T01:33:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T10:27:14.106+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>günün raporu</title><content type='html'>bugün güzel bir gündü. dün gece saat 5'e kadar uyuyamamış, çalışamamak ve istememek ama çalışmak zorunda olmak vicdan azabıyla bitap düşmek vs vs sebeplerinden sabah uyanamamıştım. gerçi bugünkü dersler de pek tırı vırıydı. saat 9.30 gibi idil telefon etti. beni ortaköy'e çağırdı, ben de yarım saat daha uyuyp gittim. gittik kahvaltı ettik. sonra o evine gitti, ben de tophane'ye kadar yürüdüm. tophane'de yorulup tramvaya bindim, laleli'de indim. filiz kitabevi'ne eşya kitabımı almaya gittim. ordan da beyazıt'a kadar yürüdüm, daha yürüyecektim ama annem aradı "meltem teyze'nin oraya gel, ordan havuza gidelim" dedi. ben de bu yüzden tramvaya bindim. ordan şair nedim'e meltem teyze'nin dükkanına gittim. ama annem yüzmeye gitmekten vazgeçmiş. biz de eve geldik, yemek yedik, saat 8- 8 buçuk civarı. sonra deniz avcı'yı aradım, "david'le st antuan kilisesinde noel ayini izleyeceğiz gelir, misin?" dedi. dedim ki "bu çok değişik bir teklif tamam olur." sonra 2 dakika sonra tekrar aradım, dedim ki "görünüşüme 10 üzerinden kaç verirsin?" deniz de "şu an moralim çok bozuk bunu sonra konuşalım" ve çat! telefonu yüzüme kapattı. ben de bunun üzerine onunla bir daha konuşmamaya karar verdim, kendimi sakinleştirme teknikleri uygulamaya çalıştım fakat başarısız oldum. çünkü asıl benim moralim bozuk çünkü notlarım çok kötü ve de çok şişmanım. onun ise her bir şeyi tam. sonra bu da geçti, çalışmaya çalışıp çalışamama vicdan azapları yeniden başladı. yine de kıymetli evrakın birazını çalışabildim. sonra çok bunaldım, azıcık gitar çaldım. orhan kemal'in gavurun kızı adlı bir öyküsünü okudum. sonra deniz'e "çok bencil ve kaba davranışların var, seninle bir daha konuşmayacağım." diye mesaj attım. o da arayıp özür diledi. sert olma kararıma rağmen hemen yumuşadım ve telefonda biraz ağladım. yine de hemen susmasını bildim. sonra annemle kavga eder gibi olduk. sonra onlar yattı, ben yarım saat daha çalıştım sonra facebooka girdim. sonra da blog yazdım. işte böyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-999162079520499357?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/999162079520499357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=999162079520499357&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/999162079520499357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/999162079520499357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/12/gunun-raporu.html' title='günün raporu'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-515062045915527086</id><published>2010-12-20T20:58:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T10:19:43.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş'/><title type='text'>yıllardır birikmiş kirli düşünceler</title><content type='html'>biraz yeraltı edebiyatı havası vereyim dedim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yıllardır zihnimin kuytularında birikmiş leş gibi düşünceler yerde kendi dölleri içinde çığlık çığlığaydı. uykularında mütemadiyen hıçkıran ve orgazm çığlıkları atan, birbirlerinin erkeklik organlarını diri diri kesen bu hastalıklı, kokuşmuş düşüncelerimdim ben... duvarlarda bok izleri vardı, köpek artıkları, leşler, artıklar..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ıyy kendi yazımdan midem kalktı. muhtemelen yeraltı edebiyatı da böyle bir şey değildir ama benim midemi bulandırıyor. güzel bir kız, mutlu bir insan değilim ama böyle iğrenç de değilim yani. küçükken nickelodeon çizgi filmlerinden de midem bulanırdı, o konuda epey ciciyimdir. fakat düşüncelerimiz nasıl ifade edersek edelimi hepimizin "sağlıklı düşüncelere" olan özlemimiz bir yana, son derece arabesk düşünceleri de var. bu bağlamda size ilk büyük aşkımı anlatmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk büyük aşkım gerçekleştiğinde 15 yaşında idim. olay yemekhanede gerçekleşti. akşam yemeğinde sosis vardı. o sırada gelen ilk büyük aşkım, uzunca bir süre sosislere baktı, sonra bir sürü insan olduğu halde gülerek "bu sosisler de y..a benziyor" dedi. sonra da gülerek gitti. ben şok olmuş ve büyülenmiştim.  işte böyle pervasızca her istediğini söyleyebiliyordu. o günden sonra onunla kendimi bir arada hayal etmeye başladım. ve kesin olan bir şey vardı, bana bakmazdı. nasıl oluyordu bu? hayatta bu nasıl mümkündü? bu hayatta bir şeyde acizdim ve bu acizlik beni aşık etmişti. acizlik beni kendine aşık etmişti. acizlikten duyulan zevkleri çoğu kimse başka hiçbir şeye değişmez. çırpınmak, çırpınmaktır insanın istediği. oysa ki pratik çözümler, sağlıklı düşünceler elimizin altındadır. kölelikten sıkıldığımız an, bunları yürürlüğe koyalım. böylece insan olalım, hiçbirimiz makine değiliz, hepimiz mini mini insanlarız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-515062045915527086?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/515062045915527086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=515062045915527086&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/515062045915527086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/515062045915527086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/12/yllardr-birikmis-kirli-dusunceler.html' title='yıllardır birikmiş kirli düşünceler'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1860533970350015233</id><published>2010-12-16T18:36:00.012+02:00</published><updated>2011-02-22T10:17:02.365+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>üzgünlük modası suçlamaları hakkında</title><content type='html'>daha da üzülmek istiyorsanız bu yazıyı fiona apple'dan oh sailor eşliğinde okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O' Sailor, why'd you do it&lt;br /&gt;What'd you do that for&lt;br /&gt;Saying there's nothing to it&lt;br /&gt;And then letting it go by the boards&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzgünlük, evet bize batı kültüründen, gençler aracılığıyla geçmiş bir modadır. üzgünlük kelimesini, "depresyon" kelimesini kullanmaktan bıktığım için kullanıyorum. "alaşağı olmak" vs deyişleri de kullanabilirim belki ama abartılı olur. üzgünlüğü, batı ülkelerinde görülen türden depresyon olarak anlamanızı rica edeceğim. veya daha geniş anlayın, daha iyi olur. yazım bu konudaki önyargılarla, burun kıvırmalar ve yanlış anlaşılmalarla ilgili, sizlere bu gerçeğin içinde yaşayan biri olarak bazı bilgiler vereceğim. biraz da bu blogda her zaman, bıkıp usanmadan söylediklerimi bir kez daha tekrarlayacağım. yeni bir konu bulana kadar:) bu konuda vereceğim bilgiler ise sadece tanıklık, deneyim ve basit düşüncelerden ibaret. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bir üzgünlük gerçeği vardır, evet. fakat bu başlı başlına bir moda değil, bir yaşam biçiminin, bir düşünceler sisteminin parçasıdır. bir yaşam biçimi, size bazı düşünce ve değerleri aşılıyor. bu değerlerin parlak olduğu kadar karanlık yönü de vardır. kanımca bu ikili ayrımı en çok müzikte gözlemleriz. aptalcasına mutlu pop müzik ve yine aptalcasına hüzünlü alternatif müzik türleri. (grunge, alternatif rock vs) bu ikincisinin de adı pop olmasa da son zamanlarda çok tutulmuş ve popüler olmuştur. tabi bu yaptığım çok da basit bir ayrım. bu ikisine tam olarak girmeyen nice şarkıcı, nice grup, nice şarkı var. arkadaşlarım arasında yaptığım gözlem, göre, batı tarzı eğitim veren özel okullarda üzgünlük oranının, devlet okullarına göre daha fazla olduğu yönünde. dizileri düşündüğümüz zaman "gossip girl"deki üzgün karakter sayısının, çok daha olumsuz koşullar altında yaşayan "hayat bilgisi"ndekinden çok daha fazla olduğunu görüyorum. hadi dünyanın en klişe örneğini verelim, norveç'te intihar oranı ühüüüü.. tüm bunlar üzgünlüğün "öğrenilen" bir şey olduğunu, kültür ile alakalı düşünsel bir durum olduğunu bize gösteriyor. şu an çok popüler olan bilişsel davranışçı terapi de bunu savunmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de insafsızlar, bu üzgün olduğunu söyleyen kişiye "şekil yapıyorsun" demenizi haklı kılmaz. evet, o kişi icabında şekil de yapıyor ama bakalım bu süreç nasıl işliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kronik üzgün kişi, o gün halinden her nasılsa memnundur. sonra bir şey olur. mesela ahmet altan'ın tehlikeli masallar diye bir kitabı vardı, orda bir kadın sabah çok süper hissederek kalkıyor, duş alıyor, ayna karşısında süslenirken yanlışlıkla parfüm şişesini düşürüyor ve birden deyim yerindeyse "alaşağı oluyor". çok büyük bir ağlama krizine giriyor falan filan. bende genelde bu olay birinin bana bir şey demesidir. herkesin değil anlamlı bazı bağlantıları olan bazı durumları temsil eden muhtelif kişilerin belli yöndeki eleştirileri veya en ufak imaları, davranışları... yoksa herkesin her sözüne saatlerce ağlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci aşama, bu küçük olayın taşları yerine oturtmasıdır. veya o an size aşırı doğru gelen bir gerçeğe işaret etmesi. ama tabi taşlar yerine yanlış oturmuştur, o gerçek sandığnız şey öyle değildir, o ayrı. parfüm şişesinin düşüp kırılmasnı ele alalım. ahme altan'ın kahramanı nermin o an ne düşünüyordu? herhalde şuna benzer şeyler (tabi çok basite ve kabaca yazdım):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bu sabah çok huzurlu uyandım. kendimi çok tatlı bir durgunluk içinde ve dinlenmiş hissediyordum. buna çok şaşırdım çünkü genelde böyle olmaz. bu bana verilmiş bir lütuftu. bu hediyeyi acaba hak edebilecek miyim çünkü daha önce hep elimden alınmıştı? (nermin'i küçükken annesi terk etmiş, dedesi çok sevgisiz bir insanmış falan filan) duş aldım, vücudumu aynada seyrettim. gerçekten çok güzel bir kadınım. ama işte öyle olmadığı anlaşıldı çünkü parfümü düşürdüm. bu kadar süper ve sinemotografik bir sabahın içine sıçtım ve parfümü düşürmem de birçok şeyin ispatı aslında. ne kadar anlamlı. evet."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"her neyse bu yazıdaki konsantrasyonumun içine sıçıldı çünkü annem eve geldi. o evdeyken bana huzur yok. gerçekten süper bir yazı yazacaktım, herkes okuyacaktı ve beğenecekti ama işte artık mümkün değil çünkü annem eve gelip bana yemeği yapıcam yardım et dedi. işte, anlamıyor. bir de bana dün gelmiş sen nasıl üniversite öğrencisisin azıcık gezip tozsana diyor. ama hiç dışarı çıkasım yok çünkü bu ailemden bıktım. kendileri müthiş bir öğrencilik hayatı geçirmişken benimkinin içine sıçıyorlar. zaten benim gibi öğrenci mi olur. halimi düşündükçe utanıyorum. utandığıma göre utandırıcı bir durum var ortada yani, çok açık. söylediğim zaman da paranoyaksın diyorlar ama ben biliyorum onların istediği işte, ben mutsuz olayım. ama onlar dışında da beni seven yok. birçok kişi beni gülünç buluyor. arkamdan dalga geçiyorlar. seven var ama onlar sayılmaz. onlar objektif olamıyorlar. tek sorun hukukta okumam aslında. hukuk benim algılarımı kapadı, beni ot bir insan yaptı. ama hayır, hukuk iyi. tek suçlu benim olgun bir insan olmamam. tipimde bile bir şey var. sözgelimi tiyatrodan ilyas ne kadar mutlu ve düzgün..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi de "üzgün" olduğum zaman benim aklımdan geçen şeyleri okudunuz. bunlar tabi yaklaşık şeyler. basit görünseler de otomatik olarak bazı hisleri doğuruyorlar. bu hisler başedilmesi zor şeyler. üzgünlüğü yaşamış olanlar mutlaka bilir. içinizi bir bıçak oyar sanki. peki başetmek için ne yapıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üçüncü adım: üzgünlük bilinci geliştiriyoruz. başımıza bunlar sık sık geldiği için "evet şu an ben üzgünüm" diyoruz. "üzgünüm, üzgünüm, ben hep üzgünüm." "en iyisi ben öleyim, ölürken ne not yazayım, ah ne de üzülürler, sonunda anlaşılır halim" veya "biriyle konuşmam lazım. birini arayayım bir şey yapmam lazım" bu düşünceler 5 dakika sonra insanı rahatlatıyor. örneğin ağlamak. ıslak, bebeksi bir his kalıyor geride ve bir kimlik. bazıları şarkı yazıyor. bazılar şiir. ve en sonunda "ben özgürüm" gibi bir his kalıyor geride "ben üzgünüm" ve bu zafer hissi gibi bir şey. sizin moda, şekil sandığınız şey küçük bir teselliden ibaret aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani öğrenilen asıl şey üzgünlüğün kendisi değil ona yol açan düşünce sistemleri. kimse üzgün olmayı bilerek seçmez. daha çok farkında olmadan onu alışkanlık haline getirir. siz de üzgün olduğunuzu düşünüyorsanız size şu kitabı öneriyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr. robert burns- iyi hissetmek. bu kitabın ilk 100 sayfası sayesinde gerçekten inanarak aşağıdaki paragrafı yazabildim ve ne zaman okusam kendimi yüzde 30 filan daha iyi hissediyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"istersem kendimi daha iyi hissedebilirim. Bunu bana sağlayacak çok iyi arkadaşlarım, beni sevgiye boğan insanlar var. Ailem de öyle. Hayatım ezik değil, bu çok saçma. 22 yaşımdayım, çok iyi deneyimlerim ve kariyerim var. İyi bir bölümde okuyorum. O çok özendiğim X'ten daha iyi özelliklere sahibim. Sosyal yaşamım istediğimde var, hem de beraber olmaktan zevk aldığım kişilerle."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1860533970350015233?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1860533970350015233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1860533970350015233&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1860533970350015233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1860533970350015233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/12/uzgunluk-modas-suclamalar-hakknda.html' title='üzgünlük modası suçlamaları hakkında'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3559727694991390206</id><published>2010-12-06T20:12:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T12:17:01.447+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'></title><content type='html'>internette gezinirken polisin gençsen gösterisini dağıtırkenki olaylarıyla ilgili milliyet gazetesi haberine yazılan yorumları okudum az önce. ne iğrenç şeyler! o kadar sinirleniyor ki insan. bu kadar iğrenç insanlardan oluşan bir topluluk muyuz diyorsun. kızcağız bebeğini düşürmüş bir tane. (habere konulan resim yanıltıcı, o tekmelenen ışıl kurt, bizim ortaokuldaydı, sanki bebeğini düşüren E.A oymuş gibi olmuş)yok ahlaksız, ne işin vardı orda zaten çocuğun kesin garyrımeşrudur falan filan. "ne hak araması" vs. ulan gerizekalılar. gösteri yapma denen şey serbest. sanki suç amına koyiyim. asıl polisin yaptığı hukuka aykırı. biz derste bunun binde biri ihlallerde aihm'in o ülkeyi tazminata mahkum ettiğini görüyoruz. polis isterse sokak ortasında tecavüz etsin bu mallar sevinir oh olsun der. insan değiller. ve yorumların yüzde sekseni böyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3559727694991390206?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3559727694991390206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3559727694991390206&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3559727694991390206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3559727694991390206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/12/internette-gezinirken-polisin-gencsen.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7979391201316463354</id><published>2010-12-06T03:30:00.002+02:00</published><updated>2011-02-22T12:17:01.448+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'>göbek deliği</title><content type='html'>ne iğrenç bir organdır göbek deliği... ne rahatsız edici bir organdır. bir de orayı deldirir küpe takarlar! ıyy. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocukken biri bir şey anlatmıştı göbek deliği ile ilgili. birinin göbek deliği iltihaplanmış, o yüzden çocuğu olmamış. bir daha hiç sevemedim bu garibi, hep huylandım, hep iltihaplanacağından korktum, içine su kaçacağından, hasatalanacağımdan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7979391201316463354?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7979391201316463354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7979391201316463354&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7979391201316463354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7979391201316463354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/12/gobek-deligi.html' title='göbek deliği'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6309902386838224984</id><published>2010-11-27T02:42:00.001+02:00</published><updated>2011-02-22T12:17:01.449+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'></title><content type='html'>http://bianet.org/yazar/elif-dumanli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok etkileyici yazılara imza atmış bir yazara rastladım tesadüfen. tecavüz üzerine korkunç, etkileyici ve isyan ettirici yazılar. sizinle de paylaşmak istedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6309902386838224984?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6309902386838224984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6309902386838224984&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6309902386838224984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6309902386838224984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/11/httpbianet.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3210418659825347513</id><published>2010-11-27T01:11:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T10:18:13.455+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>rekabet benim işim</title><content type='html'>bu sabah okula gittim, sınıf arkadaşım ve liseden beri sürekli havalı civalı bir çocuk hem sempatik hem yakışıklı hem zengin hem de çalışkan olan cem bana bakıp "kaplumbağam bir mutlu bir mutlu sorma. ona su ısıtıcısı ve filtre aldım, hem de çeşit çeşit yem" dedi. birden bir üzüldüm ki sormayın. benimki yaz demez kış demez, plastik bir kabın içinde öylece durur. o kadar üzülürüm, ama bir türlü param olmaz gerekli ekipmanı almaya. deniz de bana gaz verdi, "seninkinin neyi eksik?" dedi. ben de doğruca pet shop'a gittim, bayramda topladıklarımın hepsiyle şöyle kocaman bir akvaryum, filtre, ısıtıcı, uv ampulu, vitaminler, yemler aldım, geldim, ekipmanı kurdum, havalı fotolarını da çektim, cem'e yolladım. bir de altına "seninkisi varoş turtle, benimkisi tiki" yazdım. ama sonra sorunlar ortaya çıktı. birincisi pet shopçu "ısıtıcıyı saklayın, pek yaklaşmasın." dedi. bu manyak gidip gidip üstüne oturuyor, teyze ruhlu. ikincsi, bu cihazlar hep böyle çalışırsa elektrik parası girdi demektir. annem bu bahaneyle hepsini benden alır. bilemedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de bugün cem çağrı'dan bahsetti. çağrı 2007 öss birincisi, bizim sınıftaydı. "para için yaptım" diyen çocuk. sonra da "dershaneden parasını alamayınca kızdı" diye haberler çıkmıştı. çok tatlı bir çocuktu ama biraz deli gibiydi. cem bugün onu aramış, o da günde 14 saat çalıştığını söylemiş şu aralar. matematik mi ne bir şeyde çift anadal yapıyor. bunu duyunca aşırı kıskandım. "kimbilir çağrı'nın beyni şu an ne kadar gelişkin, ben hala küçük sırlar'ı izleyeyim, beynim güdük kalsın." diyerek üzüldüm ve eve gidip ben de çalıştım. tam çalışıyordum ki deniz aradı ve "bugün 3. banyo yapışım."dedi. bu su israfını kınamam lazımken birden içimde çok büyük bir kıskançlık belirdi çünkü 3 gündür yıkanmamıştım, gittim ben de yıkandım. mis gibi kurulanırken, o da ne deniz yine aradı ve "emin ticaretten yardımcı kaynak kitaplar okuyormuş" dedi. işte bu beni bitirdi. bununla rekabet edemezdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ulan ne vakit yapıyorlar, ne vakit? ne vakit bu kitapları okuyorlar, bu sporları yapıyorlar, bu sevgilileri buluyorlar, ne vakit o kadar güzel kıyafetleri alıyorlar? dünya meselelerinden ne vakit bu kadar haberdar oluyor bu puştlar?! ne vakit greenpeace'e gönüllü yazılıyorlar hem de benimle gelip küçük sırlar muhabbeti çevirebiliyorlar? yoksa uyumuyorlar mı? onu ben de yapmıyorum, yazının saatinden anlaşılacağı üzere. ama ruhum uyuşuk, bunu da bilen biliyor:(&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3210418659825347513?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3210418659825347513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3210418659825347513&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3210418659825347513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3210418659825347513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/11/rekabet-benim-isim.html' title='rekabet benim işim'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6075024366374026584</id><published>2010-11-13T15:04:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T10:18:31.993+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>olamadım şarkısı: isteklerin ve acıların ölümü</title><content type='html'>yapamadım şarkısından kötü bir şey varsa o da olamadım şarkısıdır. yapamadım şarkısı "aman ne olacak" dersin susar. ama olamadım  şarkısı hiç susmaz. geçici oldum zamanları vardır, sabah erken kalktığın, kahvaltı hazırladığın, kış aylarında bile ayak tırnaklarını boyadığın. sonra geçer ama. "yetersizliğimi fark edecek kadar akıllı olamadım." düşüncesiyle andığın zamanlar olur bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela "kpss sınavında birinci olamadım" çok basit bir durumdur, çözülebilir. daha zor çözülecek durumlardan örnekler vereyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam ve bütün bir insan olamadım.&lt;br /&gt;anne babamın sözünden çıkabilecek kadar cesaretli olamadım.&lt;br /&gt;anne ve babama iyi bir evlat olamadım.&lt;br /&gt;sevgilimi bu kadar umursamam çok ezik.&lt;br /&gt;sevgilime iyi bir sevgili olamadım.&lt;br /&gt;yaşıma rağmen hala olgun bir insan değilim.&lt;br /&gt;hala tanrı'ya inanacak kadar demode bir insan olmam çok ezik.&lt;br /&gt;tanrı'nın istediği gibi bir insan olamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uykusuzukla geçen gecelerde internette sizinle çatışacak yazılar arar, msnde size kötü şeyler söyleyecek kimselerle konuşmaya çalışırsınız. onların gözünde çok hamsanız eğer gerçekte, kalbinize bir acı saplanır, kötü bir uyku görürsünüz. uykunuzda bilgisayar oyunu gibi bir şeyde galip geldiğinizi görürsünüz. uyanınca hatırlamaya çalışırsınız. o his "hatırlama yoluyla" size geri gelir. şiddetli bir ölme isteği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu şiddetli istek yüzeyseldir. onun altında yaşama isteği, bir an ölmek ve yeniden doğmak, gerçek yaşama doğmak isteği... zihnindeki bu kötü seslerin, bu tırı vırı istek ve acıların sönmesi isteği. altından gerçek yaşam, size tatlı tatlı gülümser "ben burdayım. olamadım şarksı sustuğu zaman tüm yalınlığınla bana geleceksin. bu şarkıyı söylemek ve dinlemekten aldığın zevkleri bitirdiğin zaman, bıkma noktasındayken, düşmanlarını kendi haline bırakma noktasındayken ban geleceksin. şimdi gelmeye çalışma. ben burdayım. ben gerçek yaşamım, seni her şeyden bağımsız olarak seviyor ve bekliyorum. sen üstteki yetersizlikler değilsin. sen benim bir parçamsın ve göğsünü sıkan acıdan ve uyku düzenindeki bozukluklardan sıkıldığın an bitecek bu şarkı. şimdilik bunları yaz ve kendini avut bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6075024366374026584?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6075024366374026584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6075024366374026584&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6075024366374026584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6075024366374026584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/11/olamadm-sarks-isteklerin-ve-aclarn.html' title='olamadım şarkısı: isteklerin ve acıların ölümü'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-872611958275285509</id><published>2010-11-09T02:20:00.005+02:00</published><updated>2011-02-22T10:18:57.373+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>analar ve babalar</title><content type='html'>"el bebek gül bebek seni şımartmışlar&lt;br /&gt; yerlere göklere sığdıramamışlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünden beri canan tan'ın çok satan kitaplarını okuyorum, hatta yutuyorum onları hap gibi de işte bir şikayetim var. baş roldeki kızları aileleri çok pohpohluyor. bakıyorum kız istanbul'da sıradan bir bölüm kazanmış, aile hemen "oo, seninle gurur duyuyoruz, prensesimiz, harikasın" bilmemne. kızın bir şey yaptığı yok yani açıkçası sıradan bir genç hemen "oo, sana çok güveniyoruz yavrumuz" vs. kız eroine başlıyor hemen eve getirmeler, bakmalar, hemen kız ailesinin güvenini tekrar kazanıyor. tamam, benim annem babam da beni her gün dövüyor değil. ama yine de özeniyorum böyle şımartılan tiplere. keşke beni de şımartsalar. hasta olunca bazen o ilgiyi görüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tolle demiş ki "çok erdiğinizi düşünüyorsanız gidin bir hafta ebebveynlerinizle yaşayın." bence en gerçekçi yaklaşım bu. çünkü ebeveyn dediğin, en iyisi de olsa biraz şeydir... senin açığını yakalamaya çalışır gibi bir his verir sana. isediği bu değildir de ne bileyim. her adımda biraz seni sınar. bir şey demese de eksikleri sen tamamlarsın. kafanın içine yerleşir bir yerden sonra anan baban, gerilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim bir salaklık yaptın, otobüsü kaçırdın, taksi tuttun, 20 lira bayıldın. içindeki sen seni hemen bağışlar. içindeki sen böyle şeyleri hiç takmaz aslında. içindeki annense hemen söylenir. "sana ne zaman güveneceğiz?" filan der. eve gidince de içindeki annenin cismani haliyle kapıda karşılaşırsın. karşılaştığın kişi annen değildir, onun  söylenen anne egosudur. anne egosu yüzeyseldir aslında, gerçek olan onun sana derinden sevgisidir. bunu bilirsin ama yine de sinirlenirsin. gerçek annen, gerçek baban, kendi ana baba egolarına kendilerini niçin bu kadar sık kaptırmaktadırlar? tolle diyor ki "ama diyorsunuz, onların onayı olmadan kendimi mutlu ve rahat hissedemiyorum. yok canım? seni onaylamak zorundalar mı? peki sen neden bu olmadan mutlu olamayasın?" örnek bir evlat olma işi, iskambilden ev kurma işine benzer. en ufak bir sarsıntıyla yıkılır, yeniden yapman gerekir. ama bütün bunlar tırı vırıdır. şikayetleri, sinirleri, onların egolarıdır. gerçek olan onların sana derinden sevgisidir. sen de göstermelik bir "güven ve sorumluluk abidesi" ol bakalım. bunlar pragmatik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-872611958275285509?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/872611958275285509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=872611958275285509&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/872611958275285509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/872611958275285509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/11/analar-ve-babalar.html' title='analar ve babalar'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8367482763424282187</id><published>2010-11-04T01:02:00.003+02:00</published><updated>2011-02-22T10:32:20.434+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>dün sabah kalkınca "evet, şimdi meditasyon yapıyorum" dedim. o sabah an an kim olduğumu unutacaktım. kantinde oturup denize baktım, gün ışığını, kedileri gözlemledim. diyafram nefesi alarak öylece beynimi boşaltmaya çalıştım. "problemlerim" dediğim şeylere mesafe almaya çalıştım. adamın dediği gibi: "şu an ne problemin var? most people can't answer that."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi ki çok süremedi:) eve gelince mecburen ticaret çalıştık. ilk gün 20 sayfa. ertesi gün yine 20 sayfa. ama şu an kaç sayfadan sorumluyuz? 310 filan herhalde. usul dersine sadece 1 kere girdim. idari yargıya yarım. karşılaştırmalıya (tam adını bilmiyorum) sıfır kere girdim. eşyaya 1. ticarete 2. borçlar özele 4. bak onda iyi yapmışım. ve aylar oldu okul açılalı... peki ne yapıyorum? dizi izliyorum. dışarı çıkmadan, sadece dizilere bakıyorum. sonra uyuyorum. hiçbir suçluluk duymuyorum bunları yaparken. dışarısı nasıl bir yerdi, gece dışarı çıkmak nasıldı bunları unuttum. hiç de özlemiyorum. arada kitp okuyorum, gazete okuyorum. ses tellerimde nodül çıktığı için konuşamıyorum da. hep bir alemlerdeyim. böyle kafaca konudan konuya gezen. vizelere çok az kaldı. bir şey yapmak lazım. bir şey, bir şey! o usul nasıl öğrenilecek? tam ezber. hiç de havamda değilim yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8367482763424282187?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8367482763424282187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8367482763424282187&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8367482763424282187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8367482763424282187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/11/dun-sabah-kalknca-evet-simdi-meditasyon.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-6753777884693512810</id><published>2010-10-31T21:58:00.007+02:00</published><updated>2011-02-22T10:17:31.708+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın</title><content type='html'>dün gece bahsettiğim konuyu biraz açmak istiyorum. şöyle ki kalıplaşmış tek korku insanlara karşı duyulan değildir. zihnimizde o kadar çok sabit fikir vardır ki bunlar çeşitli korkulara yol açar. videoyu izledikten sonra bunların neler olabileceğini düşündüm. aklıma şunlar geldi, çok bilindik şeyler hepsi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ırkçılık: ırkçılığın bilinmeyene duyulan korkudan olduğu söylenir zaten hep. belli insanlara karşı önyargı cehaletle korkunun karışımından doğar. 2 sene önce amerika'ya gittiğimde kim diye bir kadın bana karşı açıkça ırkçı davranmıştı. öyle ki konuşmaya ve iletişim kurmaya çalıştığım halde beni tanımayı reddediyordu. bir gün küçük kim'le konuşurken tesadüfen üniversite öğrencisi olduğumu duydu ve şaşırdı. ne saçma şeydi karşındakine sormak yerine kafandakine inanmak! belki de yabancı öğrencilerle kötü deneyimleri vardı. en yanlış şey de bir kaç deneyimi hayatının tümüne yaymak. mesela ben burda sınırlı deneyimime dayanarak "ayy, amerikalılar çok salak" desem hoş olur mu?:) kendi sınırlı deneyimimi gerçeğin bütünü sanmam?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadından bilmem ne olmaz önyargısı: burda da elbette erkek egosunun, maço duyguların, üstünlüğün kırılacağı endişesi var. ah ne kırılgandır egomuz! annem genel cerrahi ihtisasına ilk girdiğinde kıdemlilerinden resmen "mobbing" görmüş. o zamanlar kadınlardan cerrahiyi seçen daha azmış. hatta biri ona "lavaboya işeyemiyorsan bu branşı seçmeyecektin!" bile demiş. annem şunu anlattı. ben bir iki kere hasta olmuşum da izin alması gerekmiş. aman ne kadar göze batmış. herkes "ben demiştim" havalarına girmiş. annem sonra dikkat etmiş, erkek doktorlar (ve hatta yaşça epey büyük) çocuklarının hastalığı için, kendisinden daha sık izin alıyorlarmış. ve kimsenin bu durum gözüne batmıyormuş. çünkü algıları bunu seçmiyormuş. ayrıca erkek doktorlar da çabucak yoruluyormuş ama bunu söylemekten çekinmiyorlarmış. hiçbir şeyi ispat etmek zorunda değillermiş çünkü. geçen senelerden birinde bu kıdemli "abi"lerden biri annemden gidip "biz sana çok çektirdik, hiç de hak etmemiştin" diyerek özür dilemiş. buna çok duygulanmıştı. demek ki değişmez dediğimiz düşünceler de değişiyor. evet insanlar değişiyor, bu da çok güzel bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hazır feminist takılmaya başladık, kadın cinselliği üzerine de 2 örnek vermek isterim. zira bu konuda, dünyada ve ülkemizde daha çok, korku, önyargı ve sabit fikirler almış başını gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vajinismus (cinsel ilişki korkusu): bu korku da ya geçmiş tecrübelerden (taciz, tecavüz vs) ya da geçmişte sık sık duyulanlardan, bazen ikisinden gelir. türkiye'de avrupa ülkelerinden fazla olması duyulanların, hissedilenlerin, kollektif bilincin veya bilinçaltının kızları cinsel ilişkiden korkutan fikirlerden ve bazı yanlış bilgilerden oluşmasından dolayıdır. kollektif bilince veya bilinç altına sahip olmak için toplumun alt veya eğitimsiz, sıradan kesiminden olmak gerekmez. aksine okumamış kızlarda bu türden bir korkuya daha az rastlanıyormuş. cinsel ilişkiden korkan kadınlar esnasında daha önceden cinsellikten korktuklarını bilmezler. yüzeyde bu korku görünmeyebilir, hatta saçma bulunabilir. henüz fark edilmemiş bir korku vardır. yüzleşme esnasında ise kollektif bilince dayanaklık eden fikirlerin ne kadar berrak bir şekilde kadının zihninde yankılanıp durduğu tarif edilemez. kadın bunu fark edince şaşırır ve bu fikirlerin ne kadar da kendi içinden geldiğini duyumsar. "çok acıyacak." "artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." "yüzüne baktıklarında her şey anlaşılacak." "kan gövdeyi götürecek." bu fikirler zincir gibidir, gevşemeye engel olur. öylesine içeri yerleşmişlerdir ki insan vücudunu kendi iradesinin değil zihnindeki bu demir fikirlerin yönettiğini düşünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlardaki orgazm olamama sorunu: sorun şudur ki çoğu kadın kendisini seksle özdeştiremez. ülkede şahin k. gibi tüm erkeklerin kendini özdeşleştirebileceği çirkin, göbekli bir porno yıldızı varken, kadınlar seksin sadece "öteki kadınlar" için olduğunu hisseder. bu insanüstü, ahlaksız ve şuh yaratıklar seksi tekelleri altına almışlardır. ayrıca yukarda bir üst başlıkta belirttiğim şeyler hala geçerlidir. kız arkadaşlarınıza, etrafınızdaki kadınlara gidin de gizlice sorun. çoğunun cevabı "hayır" olacaktır. bu cevapları ala ala zihniniz "demek ki bir kadının bu noktaya ulaşması imkansıza yakın." diye bir sabit fikir üretecektir. sakın buna izin vermeyin! deniliyor ki her zaman "kadınlar daha zor uyarılıyor." "uyarılmak için tensel temas gerekiyor." bu fiziksel olarak doğru değil. "bunun için çalışmalısınız" der kadın dergileri. çalışmak derken sanırım en kökten çalışma yönemi "sabit fikir avı"na çıkmak olmalı. farkındalık, zihnin barajını yıkmak için birinci yolmuş. bana da mantıklı geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk acısı: ayrılanlara sorun, bazıları "keşke ölseydi ama beni bırakmasaydı" bile diyecektir. bu kadar komik bir cevap olabilir mi? ayrı kalmak istemediğin bir insanın ölmesini neden istiyorsun? şaşırmış gibi göründüğüme bakmayın, ben de bunu birçok kez birçok farklı kişi için diledim. öyleyse ayrı kalmaktan daha çok acı veren bir şey var: bırakılmış olmak. sanki o kişi egonuzu da bıraktı ve çat! zavallı yumurtalar kırıldı... (neden yumurta dediğimi açıklayayım: oratokuldayken üstün dökmen ve doğan cüceloğlu kitapları hastasıydım. hayatımı bu iki insana göre yönlendiriyordum. bu ikisinden biri, sanırım üstün dökmen insanın sahip olduklarını birer yumurtaya benzetmişti. örneğin kariyeri bir yumurta, ailesi başka bir yumurta. onları ayrı sepetlere koyun, biri kırılınca hepsi kırılmasın, diyordu. siz yumurtalarınız değilsiniz, her şeyi gözlemleyen bilinçsiniz ve her şey değişip duruyor diyordu. sanırım eckhart tolle de aynı şeyi söylüyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk acısı hakkında küçük bir hikaye anlatayım. benim yakın bir arkadaşım var. bir gün bunu epey yakışıklı bir çocuk öpmüş. arkadaşımın egosu o kadar büyümüş ki kendini olduğundan daha iyi görmeye başlamış. ama çocuk bir süre sonra arkadaşıma dönüp: "ya, öpüşürken bu kadar üzerime gelmesen? karın kaslarım ağrıyor. ben bir yere gitmiyorum sonuçta." demiş. kızcağız bu sözle egosunun yerin 56 m altına indiğini hissetmiş ve çok utanmış. bunu gören çocuk şefkatle kıza sarılmış ve kendinden emin bir şekilde "ileriki yaşamında yararlı olur diye söyledim." demiş. arkadaşım o güne kadar bu konuda gayet iyi olduğunu zannediyormuş. bir kaç gün sonra her reddedilmiş kızın ve güreşe doymayan mağlup pehlivanın yaptığı gibi google'da çocuğun adını aratmış ve çocuğun bazı gösterilerde dans ettiği videoları bulmuş. bu videolarda bir şey fark etmiş: stanislavski'nin "dansçılarda abartılı bir zarafet vardır." sözünün ne kadar doğru olduğunu. tuhaf bir şekilde dansçıların ne kadar minik hareketler yaptıklarını, ne kadar hafif dokunuşlarla birbirlerine dokunduklarını fark etmiş. ve bu onun hiç hoşuna gitmiyormuş çünkü bunu biraz komik ve yapmacık buluyormuş. bunu fark etmek, bir anda kırılan yumurtaları tamir etmeye yetmiş! "o çocuk her şeye dansçı gözleriyle bakıyordu ve o beni zarif bulmadı, ama bir başkası pekala bulabilir." "örneğin grotesk eserler sahneye koyan bir rejisör veya sado mazo partiler düzenleyen bir sapık beni zarif bulabilir! işin doğrusu ben ne güzel, ne de kötü öpüşmekteyim, tek bilebileceğim şey tarzımın o çocuğun hoşuna gitmediğidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir başka arkadaşımı ise sevgilisi başka biri için terk etti. o da bunu boyunun kısa olmasına bağladı ve sürekli boyunun kısalığından şikayet etmeye başladı. nedense boyu o zamanlar bana da biraz kısa gelmeye basladı, daha doğrusu kısa boylu bir çocuktu ama şimdi bu benim de gözüme batmaya başlamıştı. allahtan bahsettiğim arkadaşım aşk acısını atlattı ve ben onun kısa boyunu değil neşeli ifadesini fark ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk acısından tek çıkarabileceğiniz sonuç onun sizi terk ettiğidir. belki biraz daha fazlasıi belki ona kaba davrandınız mesela. ama hepsi bu. daha fazlası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, görüşürüz. size vereceğim davranışçı ödev şu olacak: yarın aklınızdan geçen saçma sapan fikirleri yakalamaya çalışın ve onlara gülün. hahaaayt. sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-6753777884693512810?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/6753777884693512810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=6753777884693512810&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6753777884693512810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/6753777884693512810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/beni-kor-kuyularda-merdivensiz-braktn.html' title='beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5037360792448810069</id><published>2010-10-31T03:57:00.004+03:00</published><updated>2011-02-22T10:20:04.778+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>çuuu çuuu çuuu</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bugün Fuat Amca sağ olsun bir video izledim. Belli düşüncelerde yıllarca takılı kalmaktan bahseden. Bunların çoğunun saldırgan düşünceler olduğunu söylüyor. Örneğin “insanlar bana zarar verecek” düşüncesi gibi. (not: eckhart tolle'ün bir konuşmasıydı. kendisi zihnimizin bizi köleleştirdiğini ve geçmişle bağlantılı sahte egolar yarattığını savunuyormuş. fakat ne dediğini, savunduğu şeyi tam bilmiyorum aslında. bu, izlediğim kısımdan etkilendiğim şeyler)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Benim mesela çok iyi niyetli, insan canlısı bir görünüşüm var. Bunu karşılaştığım insanların yüzde 90ı filan diyor. Görünüşe bakan insanları çok sevdiğimi sanır. Fakat işin aslı, ben insanları o kadar sevmiyorum. Ben onlardan daha çok korkuyorum.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu korku ana okulundan beri vardır herhalde. Okul stres demekti. Ergenlikte bu korkumu saklayamadım o kadar. Gel zaman, git zaman, lisede, çok işe yarayan bir metot geliştirdim. Sevimli davranmayı öğrendim diyebilirim. Konuşmada bilerek bazı tatlı hatalar yapıyor, biri bir şey anlatırken pek o kadar ilgilenmesem de onu çok önemser gibi görünüyor, herkese çok cana yakın davranıyordum. “Savaşmak istemiyorum, haydi sevişelim” veya “beni bir rakibiniz değil bir dostunuz olarak görün.” Mesajları veriyordum. O zamanlardan sonra ortaokuldaki dışlanmışlığım ve horlanmışlığımın yerini sevilmek ve korunmak aldı. Bunu sadece etrafımdaki insanların değişmesine bağlıyordum. Oysa ben de değişmiştim. Artık beride durmuyordum, surat asmıyor, beni beğenmeyenlere “beyinsiz” demiyordum. Fakat gardım düşmüş değildi. Sinsice yerinde duruyordu.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Gel zaman git zaman insanlardan korkan tek kişinin ben olmadığını fark ettim. Hemen hemen herkeste bu korku vardı. Sadece farklı şekillerde kendilerini teselli ediyorlardı. Ben Çekoslovakya gibiydim, barışçıl çözümler istiyordum. Bazıları da Amerika gibiydi. Korku imparatorluklarını oraya buraya saldırarak yönetiyorlardı.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Çoğu insanlardan korkuyordu, hayattan korkuyordu. İnternete girin bakın. Forumlar, sözlükler… “hiçbir bok olamayışını aptal iki espriyle kapatmaya çalışan insan” “yuh artık bari kaftanla gelseydiniz İstinye park’a bayılıyorum bu Türk kadınlarının rüküşlüğüne” öyle korkuyorlar ki banal sayılmaktan… belki yanlış bir tespit ama kolektif bilincimiz veya bilinç altımız her neyse, saldırma- savunma ikilisi üzerine kurulu sanki. Benimkilere bakalm:&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;1-&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;Genç olduğumuz için acımasızdık. Bir “soyutlama” vardı. Soyutlanan hakkında günlerce konuşur, ona “orospu çocuğu” manasında o.ç. derdik. Günlük okumaca, dolabında tampon bulmaca. Ben ki lisede mutlu saydım hep kendimi. Fakat hep bunları gördüm, belki de algım geçmişin etkisiyle de epey seçiciydi. İçimdeki insan korkusu pek dinmedi. Bir gün bir öğrenci grubu olarak münazaraya Robert Kolej’e gittik. Ben 15 yaşında, ilk defa okuldan dışarı çıkıyordum. Ve çok korkuyordum. O gün çok feci bir korku ile dolaştım bütün gün. Bu yüzden biri Robert Kolej dediğinde aklıma gelen ilk cümle “orda okumak çok feci olmalıdır.”oluyor. bu korku ne zaman okuldan olmayan birileri olsa geliyordu. Ancak AFS’den sonra biraz yatıştı..&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;2-&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;İlkokul 3te serviste 3 kız vardı: Gözde, İnci, Derya. 4e gidiyorlardı. Ve benle hep dalga geçiyorlardı. Servis şoförüne “Mustafa Abiiii, Bakırköy deliler hastanesinde inecek vaaar!” diye bağırıyorlardı. O da gülüyordu. Ben bir gün bunu anneme söyledim. Annem de servise geldi ve kızlara aynen şunu demişti: “bana bakın ben cerrahım. Sizin o kulaklarınızı keserim yamuk yumuk dikerim.” Kızlar o günden sonra çok değiştiler. (ve hala hiç üzülmüyorum onlar için ki aslında yazık&lt;span style="font-family:Wingdings;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;) (o an is utançtan yerine dibine girmiştim) şoföre de “kocamı zor tutuyorum buraya gelip seni dövecekti.” Dedi. (babamın haberi bile yok&lt;span style="font-family:Wingdings;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;)&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Yok mudur hayatının 22 senesinde böyle 2 veya 3 vaka yaşayan? Videoda adam diyordu ki “bir düşünceye saplanınca algınız seçici hale gelir, hatta benzer olayları &lt;b&gt;çekersiniz&lt;/b&gt;.” İnsan korkusu gökten inmiş değildi. Ben böyle bir izlenim edinmiştim, bir tür önyargı. “insanlar kötüdür” diye düşünüyordum ve buna inanıyordum. Her an bana saldıracaklar zannediyordum. Oysa insanın çok iyi olduğu anlar da vardı belki. Onları ben bir lütuf olarak görüyor, altında başka manalar arıyordum.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;İnsanların bana karşı “agréable” oldukları zamanlar korkum daha da artıyordu. Çünkü beklediğim bu değildi. Indochine’in şarkısındaki gibi: “car j’imagine toujours le pire, le meilleur me fait souffrir.” (her zaman kötüsünü hayal ettiğimden iyisi bana acı veriyor) “ne zaman bu bitecek?” Yine bir gerilim içinde bekliyordum.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Diyeceğim o ki kendinizi tedavi etmeniz mümkün sevgili okurlarım. Biraz farkındalıkla iş düzelir. Bolca çaba gösterin. Barışçıl bir yaşam istiyoruz, hakkımız da. Ama özgürlükten ödün vererek değil. Evet, toplumda saygı görmek istiyoruz. Ama bunu etrafı korkutarak yapamayız. Korkmamayı başardığımız vakit, işte o vakit hayat ne kadar kolay olacak, biz ise özgür…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5037360792448810069?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5037360792448810069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5037360792448810069&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5037360792448810069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5037360792448810069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/cuuu-cuuu-cuuu.html' title='çuuu çuuu çuuu'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8330274559601722292</id><published>2010-10-30T19:23:00.001+03:00</published><updated>2010-10-30T19:26:03.588+03:00</updated><title type='text'>çibi çibi dup</title><content type='html'>haha burasını artık bunalım köşesi yaptım çok süper oldu bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HEPİNİZ ÖLECEKSİNİZ MALLAR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8330274559601722292?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8330274559601722292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8330274559601722292&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8330274559601722292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8330274559601722292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/cibi-cibi-dup.html' title='çibi çibi dup'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8248462447184215159</id><published>2010-10-29T04:02:00.004+03:00</published><updated>2011-02-22T10:20:29.845+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>biricik okurlarıma aşk tavsiyeleri</title><content type='html'>eğer bir insan sizinle tatlı tatlı flörtleşiyor ve son derece gizemli davranabiliyorsa o size aşık değildir. tabi bunu zaten istemezsiniz o başka. çünkü oyunsu, hafif bir şeyler, türlü türlü aşk oyunları aşıkken yapılamaz. aşıkken o evreyi insan kendi kendine aşar ve kontakt kurma evresine geçmek ister. paylaşmak filan ister. konuşmak ister. ama aşık olmayan kelimelerle kendini ifade etmez çünkü gerizekalının söyleyecek bir şeyi yoktur. onun artık dili susar, vücudu konuşur. konuşmaz bakışır. bunu da bilerek yapar. bu da laf salatasından daha çekicidir elbette. gerçekten cilveleşen kişinin aklına konuşacak bir şey gelseydi böyle mal mal cilveleşmezdi. onun aklından şöyle şeyler geçer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haha! benden hoşlandı.&lt;br /&gt;güzel hamle yaptım.&lt;br /&gt;hihi öpüşsek ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çoğu zaman bunlar bile geçmez çünkü beyni boştur. onun yaptığı da hissettiği de sadece oyundur. bu da ona çekicilik verir. aşık kişi ise vücut dilinde kıvranır. ama kelimeler kıvrak bir şekilde kağıda dökülür. ama genelde kimse kelimeleri dinlemez. paylaşmak çoğu için arkadaşlarla yapılır. oynaşmak sevgililerle. aşık kişiler! kaybettiniz. çok aceleci davrandınız. aşık olmayan mallar kazandı. ama elbet sizin de aşık olmadığınız bir an gelecek ve turnayı gözünden vuracaksınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8248462447184215159?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8248462447184215159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8248462447184215159&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8248462447184215159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8248462447184215159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/eger-bir-insan-sizinle-tatl-tatl.html' title='biricik okurlarıma aşk tavsiyeleri'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7745878414972866564</id><published>2010-10-29T03:50:00.004+03:00</published><updated>2011-02-22T10:37:51.269+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>saçmalardan seçmeler</title><content type='html'>çok komik diyaloglar yaşanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-kadın olarak görülmekten niçin korkuyorsun?&lt;br /&gt;-düşman edinmekten korkutuğum için.&lt;br /&gt;-düşman nedir?&lt;br /&gt;-iyi niyetinden şüphe edenler. insanlar çok saldırgan. her an seni rezil etmek istiyorlar. insan baştan çekilmezse düşmanı çok olur. öyle bir duruşun olmalı ki kimse iyi niyetinden şüphe etmesin.seni  yanlış anlamaya insanlar dünden hazır. bir kişi kadınlığını ortaya çıkaran hareketler yaparsa sonuçlarına katlanır. o zaman insanlar herkese olduğu gibi ona da saldırırlar. insan yarışın dışında tutmalı kendini.&lt;br /&gt;-insanın düşmanı olursa ne olur?&lt;br /&gt;-daha zor olur.&lt;br /&gt;-kendini saklamak da zor ama. başka ne yapılabilir?&lt;br /&gt;-bilmem.&lt;br /&gt;-bulmaya çalış.&lt;br /&gt;-insan umursamayabilir.&lt;br /&gt;-işte bu! etkilenmeyebilir, değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7745878414972866564?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7745878414972866564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7745878414972866564&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7745878414972866564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7745878414972866564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/sacmalardan-secmeler.html' title='saçmalardan seçmeler'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8908944481342015975</id><published>2010-10-23T03:20:00.006+03:00</published><updated>2011-02-22T10:21:26.657+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>3. sınıf, karma sözleşmeler, tartışma programları</title><content type='html'>işte bunlar son 3 günümün özeti. 3. sınıf çok kötü. nedenini şu diyalogda bulabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardeşim- uf bugün çok sıkıcıydı. ingilizce ingilizce tarih tarih coğrafya coğrafya.&lt;br /&gt;ben- ticaret ticaret ticaret eşya eşya eşya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir arkadaşım var, pek samimi değilim. aşık da değilim ona hem de hiç, ama hiç, ama böyle garip bir şey. insana dokunması çok güzel bir şey. resmen gelip insanın omzuna dokunuyor, tatlı tatlı soruyor "nasılsın?" diye. konuşurken arada şivesi ortaya çıkıyor, o kadar güzel oluyor ki. rüyalarımda kanat takıp uçuyor, beni zor durumlardan kurtarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinin sizi daha çok sevmesini istiyorsanız ona sarkınıtılık sınırlarına girmeyecek şekilde dokunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kişi muhtemelen yeni bir öğrenim yılının başlamasından rahatsız. önünde kapalı havaların hüküm süreceği stresli günler var. bu kişinin evinde de ufak tefek kavgalar olabilir. bu kişi duygusal açıdan kendini yalnız hissediyor, kalbi şu aralar boş. bu kişinin kendini içkiye ve eğlenceye adamak gibi bir olanağı da yok çünkü şu aralar hiç parası olmayabilir ve ailesiyle yaşıyor olabilir. bu kişinin muhtemelen yeni başlayan ama artık kanıksadığı küçük bir iç sıkıntısı var. bu sıkıntı olağan, hatta olması gereken bir şeymiş gibi sunuluyor, etraftaki herkeste olan bir şey. ona eğitim gördüğü veya çalıştığı yerde biraz insanca temas iyi gelir. bu yüzden samimiyetine güvendiğiniz bu kişinin omzuna dokunabilir, onu hunharca kucaklayabilirsiniz. ONA ŞU LANET OLASI DÜNYADA KARMA SÖZLEŞMELERE UYGULANACAK HÜKÜMLERDEN DAHA GÜZEL, DAHA SICAK ŞEYLER OLDUĞUNU HATIRLATABİLİRSİNİZ DOSTUM! o akşam o, kendisini bir kalabalığın içinde ödevini teslim etmemiş görecek, siz de uçan bir yaratık olarak rüyaya gireceksiniz ve onu kaçıracaksınız. aynı bir dost gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: anonim avukat diye bir blogu tavsiye etti c.t. okudum da, baya güzelmiş. ben de size tavsiye ederim. çok ilginç ve öğretici.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8908944481342015975?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8908944481342015975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8908944481342015975&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8908944481342015975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8908944481342015975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/3-snf-karma-sozlesmeler-tartsma.html' title='3. sınıf, karma sözleşmeler, tartışma programları'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-5519292366790532378</id><published>2010-10-11T00:12:00.002+03:00</published><updated>2010-10-11T00:37:28.395+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>ben kadınlar dünyasını pek tanımıyorum, yani öyle milletin içini okuduğumdan veya herkes ne hissediyor yüzde yüz bildiğimden değil bunları söylemem. sadece sezgilerim konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi mesela erkeklerden sık sık hangi cümleyi duyarız? "kadınları severim." teoman misal. rahat rahat, gevşek gevşek söylerler bu cümleyi. bu cümleyle herhalde hem cinsel aktiviteyi, hem kadın vücudunu hem de mizacını sevdiklerini kast ederler. oysa "erkekleri severim." cümlesini bir kadının ağzından duymayız pek. bunun nedeni sadece toplumsal baskı mıdır? yani kadınlar erkekleri çok severler de bunu söylemeye çekinirler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bence toplumsal baskının yeterince ulaşamadığı yerlerde bile çoğu kadın bunu söylemez çünkü çoğu kadın erkekleri sevmez. elbette aşk, cinsel istek, evlenme, sevgili olma vs isteği her zaman vardır. ama her zaman arada bir öfke, bir soğukluk kalıyor. birçok araştırma gösteriyor ki kadınlardan cinsel aktiviteyi seven de öyle çok fazla değildir. bu da kanımca yeterince erkek sever olmamaktan geliyor. öyleyse kadınların çoğu kadın sevmeyen sevici gibi bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öfke bir yere kadar insanı öfke duyduğu şeye çeker, kadınların çoğu da erkeklere öfke duyuyor. anlaşılmazlık, karmaşıklık aradaki çekimi yaratsa da geriye genelde çok az şey kalıyor. bu da öfkenin, hıncın bir sonucudur. kendini tam olarak vermemek, sever görünerek sevmemek, tüm kalbiyle sevmemek. bir kişinin her yanını sevmemek. sevgiyi bir zaaf, insanın zayıf ve önemsiz bir yanı, bir ihtiyacı gibi görmek. günümüzde türlü kurallar ve baskılarla, insanüstü ve saçma sapan güzellik ölçüleriyle, ukalalık ve hor görmeleriyle kadını kendi vücuduna yabancılaştıran erkek cinsine bu sevgisizlik müstehaktır bence. yalnız, ucu da en çok kendimize dokunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;imza: azılı erkek düşmanı kadın sevmeyen türden bir sevici olan bir genç kadın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-5519292366790532378?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/5519292366790532378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=5519292366790532378&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5519292366790532378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/5519292366790532378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/ben-kadnlar-dunyasn-pek-tanmyorum-yani.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7602575250680253924</id><published>2010-10-07T23:36:00.006+03:00</published><updated>2011-02-22T10:21:46.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>bugünümü ne boş işlerle doldurdum</title><content type='html'>merhaba!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün yeniden tiyatro klübünün atölyesine gittim de hoşuma gitti. bir vücut olmak, bu vücudu  durmadan aklını, hayal gücünü kullanarak hareket ettirerek güzel bir tablo ortaya koymak... güzel değil de, teatral, hayata benzer bir şeyler. başka vücutları yakınında hissetmek ve onlarla uyum içinde hareket etmek... insanı zinde, mutlu kılıyor. geçen senelerde bir yazı yazmıştım. orada vücudumu sevmediğimi, sahnede hoş görünmediğimi söylemiştim. vücudum şimdi 10 kilo daha ağır ve kalın, oysa onu daha çok seviyorum. çünkü bu sevgi dıştan içe değil, içten dışa doğrudur. aynı şekilde başkalarını da daha çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün "aldatacağım" diye bir kitap okudum, yazarı esat mahmut karakurt. eski kanun dönemindeki ceza hukukunu anlatan bir kitap. şöyle ki genç muharrir evinde otururken telefon acı acı çalar. arayan genç bir kadındır. kocasının onu yarın gece aldatacağını, bu yüzden kendisinin de onu yılladır kitaplarından hayran olduğu ve hem yakışıklı hem de zengin olduğunu bildiği genç muharrir ile aldatmak istediğini söyler. muharrir kısa bir tereddütten sonra kadının evine gider ve bu nefis kadınla süper bir gece geçirir. bu arada adamın adı macit kadının adı mualla. sabah ise koca bu ikisini basar. yanında da polisler. ama meğersem bu karı koca kumpas kurmuş. eski kanunda zina suç olduğundan 30 aya kadar da cezası olduğundan ve dava etme hakkı kocada olup isterse kullanmayacağından bunlar da işte macit'e şantaj yapıyorlar, bize 100 bin ver yoksa dava ederiz diye. yani planlanmış. ama aslında mualla'nın suçu yok. her neyse sonra mualla pişman oluyor çünkü macit'e aşık olmuş. ve parayı geri götürüyor sonra mualla kocasını öldürüyor. mahkemede nefsi müdafaa mı tasarlayarak mı bunu tartışıyorlar. hatta bir diyalog var ki al ceza derslerinde okut:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hakim bey ben kocamı öldürdüm, ha tasarlayarak öldürmüşüm ha o anda karar vermişim, ne fark eder... (mualla o kadar namuslulaşmış ki idama bile razı)&lt;br /&gt;- fark etmez olur mu kızım, birinin cezası idam diğerinde serbest kalırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra nefsi müdafaanın yokluğuna ama haksız tahrikin varlığına karar veriyorlar çünkü macit arkadan "durun!" diye şahitlik yapıyor. mualla 5 yıl yatıyor, çıkışta macit onu arabasıyla almaya geliyor, eve gidiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okuyunca ibrahim'e de anlattım, o da deftere macit kalp mualla yazdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7602575250680253924?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7602575250680253924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7602575250680253924&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7602575250680253924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7602575250680253924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/bugunumu-ne-bos-islerle-doldurdum.html' title='bugünümü ne boş işlerle doldurdum'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-223919017565950977</id><published>2010-10-04T16:53:00.004+03:00</published><updated>2011-02-22T12:07:46.903+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'></title><content type='html'>bazı insanlar vardır mesela çok açık saçık şakalardan rahatsız olurlar. veya bir kişinin konumuna yakışmayacak samimiyetten. veya birinin gelip ansızın sana hayatını anlatmasından. ben olmuyorum. yeter ki başkasına da yer bıraksınlar. "her şeyi anlatıyorsun" benim de karşılaştığım bir eleştiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bence biri sınırlarını genişletmek istiyorsa sorun yok. ben de ona uyum sağlarım. bunu ucuzluk olarak görmüyorum nedense. bir hocadan zorla hoca gibi davranmasını istemem, beklemem de. şimdi ben bunları ne için anlattım? bugün bir kıza "ya sen çok güzelsin, biz şunla ve şunla konuştuk hatta aramızda, seni çok güzel buluyoruz" dedim. başka biri de beni arkadaşlarımla aramda konuştuğum her şeyi herkese anlatmakla suçladı. bunun adı samimiyet değilmiş. sosyal yaşamda filtre olmalıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir suçlama kadar utandırıcı bir şey yok. "her şeyi herkese anlatmamalısın." yalnız herkes sınırlarını biraz kendi çizmez mi? bir de bu sınırlar gençken daha esnek olmaz mı? ben de işe girince belki bu kadar çok bilgi vermeyeceğim kendim hakkında. ya da belki de vereceğim. çünkü belki de o ilişkiler içinde kalmayı seçeceğim, bilmem ki. gençlikte (ve belli bir yaşam tarzını seçenlerde) şöyle değil midir, paylaşım derinliksizdir ve çok fazladır. hatta bazen absürde varır paylaşmak. sarhoşken tanıştıklarına insan tutar da aşklarını anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya bir de amaç da önemli, belirlemesi zor olsa da. biri bir şey anlatırken etkilemeye çalışıyorsa farklı, karşılık bekliyorsa veya konuşacak konu çıkarıyorsa özel hayatından, kişisel şeyler hakkınsa karşısındakinin görüşünü merak ediyorsa o farklı bence. yani teşhir yine teşhir ama monolog şeklinde mi diyalog şeklinde mi teşhir? teşhire katılım var mı? ilki basit/adi teşhirken benim gözümde, ikincisi nitelikli teşhir hatta sanat oluyor. yani teşhir bir amaca hizmet ediyorsa bence iyi. uslup da önemli, bunun için ise ne yazık ki zeki olmak gerekiyor, çok zeki...:(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de ben şey değilim yani, hani çok seçkin bir çevreden gelmiyorum. belli görgü ve davranış kurallarını bilmiyor olabilirim. gerçi artık kimse bilmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-223919017565950977?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/223919017565950977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=223919017565950977&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/223919017565950977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/223919017565950977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/10/baz-insanlar-vardr-mesela-cok-ack-sack.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-1989257635014514579</id><published>2010-09-23T23:59:00.008+03:00</published><updated>2011-02-22T10:25:41.404+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>hey girl arkadaşlık için ne diyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TJvMPEHmlNI/AAAAAAAAAEM/iVTXkLvP7jU/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 353px; FLOAT: left; HEIGHT: 238px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520230327448409298" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TJvMPEHmlNI/AAAAAAAAAEM/iVTXkLvP7jU/s320/untitled.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;dünyada en güzel şeylerden biri arkadaşlık. arkadaşlarımı o kadar çok seviyorum ki bazen bu sevgiden gözlerim yaşarıyor. günde 25 saat onlarla beraber olmak istiyorum. bugün hangi arkadaş gruplarının, hangi 3lülerin, 2lililerin, 5lilerin arasında olduğumu düşündüm ve ortaya bu ergen satırlar çıktı!!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;deniz- ben - sevil:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; bu eski bir üçlüydü...  sevil evden taşındı, benim de yuvam dağılmış oldu. beraber belçika'ya, paris'e, isviçre'ye gitmiştik. fakat benim bu üçlüdeki en güzel anım şudur. bir gün okuldan çıkmıştım, eve gidiyordum. beşiktaş'a doğru yürüyorum, eve yürüyerek gidiyordum çünkü o zamanlar beşiktaş'ta oturuyorduk. ama neden hatırlamıyorum, böyle ağlamaklıydım, moralim aşırı bozuktu. birden karar verip arkamı döndüm ve ortaköy'e yürümeye başladım. iki dakika sonra sevil'le deniz'in evindeydim ve gülüyordum. çay içip tatlı yiyorduk, deniz'in kedisi kaşar'ı seviyorduk. ev sıcacıktı ve benim ruh halim bir anda değişmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;yiğit- ben- idil: &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;bu üçlünün temelleri lise sonda atıldı. yiğit'in harbiye'de bir eve taşınması ile güçlendi. ara sıra aramıza yiğit'in güzel ve zarif kız arkadaşı da katıldı. çok seyrek buluştuğumuz için genelde yaşam ve aşk maceralarımızı birbirimize anlatarak vakit geçiriyoruz. anlatma sırası kimdeyse diğerleri onu heyecanla dinliyor. bu ikisi kova burcu olduğu için onları çok benzetiyorum, genelde yeni yeni tırt tırt planlarla dolu oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;deniz -ben -kaan -david:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; deniz ve ben eski bir ikiliyiz, deniz ben kaan ise bu yazın başlarında bir araya geldik. adana seyahatini ve mersin tatilini beraberce yaptık. david ise aramıza yazın ortalarında katıldı, dolayısıyla tam bir dörtlü olamadık... david çok dandik uğraşları olan, biraz boşbeleş bir insana benziyor ama sevimli. daha sık buluşmalıyız, grup gelecek vaat ediyor gibi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;sevil- ben- ezgi yıldız:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; her zaman bu ikilinin arasına girmeye yatkındım. çünkü dedikoduya ve her şeyden ama her şeyden yakınmaya çok yatkınım. bu iki çirkefe çok iyi üçüncü olabilirim. onları eve davet etmekle işe başladım. bugün de gördüm tipleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;babam- ben: &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;beraber şarkı söylüyoruz ama aramızda bir hiyerarşi ilişkisi olduğundan arkadaş sayılmayız şimdilik. belki ilerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;kardeşim- ben:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; kardeşimden popüler kültürün ve ergenliğin son gelişmelerini öğreniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;şıvgın- ben- x kişisi: &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;türkiye'ye sadece yazları gelen şıvgın, her zaman yanında x değişken kişisini getirir, benimle tanıştırır ve iyi arkadaş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;osman- ben: &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;bu da iyi bir ikilidir. genelde osman'ın dertlerinden bahsederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ziya- ben:&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;artık ziya ile pek arkadaş değiliz gibi. herhalde tiyatrodan çıkmam, çektiği filmleri izlemem ve hayat şartları sebebiyle. fakat ikiliyi canlandırmaya çalışıyorum. grupta ironik, alaycı, yer yer acımasız bir diyalog hakimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;teyzem- ben:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; teyzemi de arkadaştan sayabilirim. beraber olunca yemek yeriz ardından jimnastik yaparız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha çok yakın arkadaşım var fakat onlarla kendimi gruplayamadım. bu kadar ergen hesaplar yapmam kötü ama bir yerlere ait olmak çok hoşuma gidiyor. bir yerlere, birilerine ait olmak!!! çıkar gözetmeden ve hesapsızca. işin içine ne parayı, ne popülerlik hesaplarını ne de seks duygularını karıştırmak! sadece birilerini kabul etmek ve birileri tarafından sevgiyle kabul edilmek. sevginin hep sürmesi, sonsuza kadar sürmesi. ortak bir mizah anlayışı oluşturmak, olabildiğince çok kişiyle mümnkün olduğunca yakın ilişkiler kurmak. lisedeyken daha çok arkadaşım vardı. fakat lise bitince depresyona girip hepsiyle ilişkimi kestim. acaba onları geri kazanmak mümkün mü?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-1989257635014514579?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/1989257635014514579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=1989257635014514579&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1989257635014514579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/1989257635014514579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/09/dunyada-en-guzel-seylerden-biri.html' title='hey girl arkadaşlık için ne diyor'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TJvMPEHmlNI/AAAAAAAAAEM/iVTXkLvP7jU/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7060375289068720664</id><published>2010-09-23T13:16:00.002+03:00</published><updated>2010-09-23T13:33:49.043+03:00</updated><title type='text'>en sevdiğim şeyler</title><content type='html'>BANYODAN SONRA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önceden keçe gibi olan saçlarım yumuşacık olur, elimi kazara attığım her yer serin ve yumuşacık, üzerimde bir hafiflik... tertemiz iç çamaşırları giyerim, yumuşacık pijamalar, dişlerimi fırçalarım, ağzım da ferahlar. kulaklarımı temizlerim. nemli, sıcak, sabun kokuyor olmak ne hoştur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEKİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eski sevgilim zeki ama hala ne kadar çok seviyorum! beraberken sinir olmaya başlamıştım... çünkü öküz öldü ve ortaklık bitti, geçen gün yolda gördüm, boğacakmış gibi sarıldım. sonra utanıp geri çekildim. insan biriyle uzun süre beraber olunca "bunun neresini beğenmeyeyim acaba?" diye düşünmeye başlıyor. oysa ayrılınca, ne kadar güzel, tüm güzelliği görebiliyorsun. zeki tüm neşesiyle, yaşam doluluğuyla, kafası önde, muhtemelen "stajımda hasar analizini çok doğru yaptım, aferin bana" gibi düşüncelerle yürüyordu. incecik, sıkı bedeni ve çelimsiz omuzları ile ne sevimliydi! fıldır fıldır bakan gözleriyle ne kadar olgun ve tamamlanmıştı! ağaçtaki bir meyve, bir enerji merkezi gibiydi! benden ayrı, apayrıydı, kendi kendine yetiyordu! işte en güzeli de buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEKAR OLMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en güzel yanı, sürekli "beni arayınca meşgul görüneyim" diye endişelenmemek.&lt;br /&gt;-ne yapıyorsun?&lt;br /&gt;-hiiiç.&lt;br /&gt;-haha, yine hiçbir şey yapmıyorsun değil mi? git, dışarı çık, bir şeyler yap. bak bana, ne kadar çok işim var. senin ise tek uğraşın benim. git kendine somut sorunlar edin.&lt;br /&gt;bunu yaşamamak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7060375289068720664?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7060375289068720664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7060375289068720664&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7060375289068720664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7060375289068720664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/09/en-sevdigim-seyler.html' title='en sevdiğim şeyler'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-69258271855992095</id><published>2010-09-21T22:50:00.007+03:00</published><updated>2011-02-22T10:29:03.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>dresden'e kampa gittim, çok memnun kaldım. dönünce de ehliyet aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdiyse canım sıkılıyor. kamptaki insanlar ne kadar tatlıydı. hepsini ayrı ayrı sevmiştim. marc diye bir çocukla prag'a gittik. çok aptal bir insandı ama yine de ne kadar iyiydi. geldim, ezgi, ece, sevil, yiğit, idil ile dışarı çıktım. deniz'lere gittim, yemek yedik, poker oynadık. ama hiç de arkadaşım varmış gibi hissetmiyorum kendimi. epiküros arkadaşlarıyla eve çıkmış. ona göre mutluluk paradan puldan değil düşünmekten dostluktan ve özgürlükten gelirmiş. istanbul'u hiç sevmiyorum çünkü burda düşüncelerim kapkara, özgürlüğüm kısıtlı ve arkadaşım da yok gibi bir şey. oysa kampta ne güzeldi, bir sürü arkadaşım vardı ve de kuşlar gibi özgürdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi okul başlayacak. yine yüzeysel yüzeysel geyikler yapacağız sınıftakilerle. aralarda sigara içip dedikodu yapacağız. tiyatro klübüne girsem onlar da konuşa konuşa insanın başının etini yiyecekler. ah hele akşamları eve gitmek hiç çekilmeyecek! annem beni azarlamaktan, bana surat asmaktan hiç yılmayacak! mesela bugün yine ağzıma sıçtı. çünkü ben tavanarasını boyadım geçen dün. depo gibi bir yer. ama öyle zor ki orayı boyamak. neyse orayı boşaltmışım balkona, öylece atmışım hepsini. gece de yağmur yağmış ıslanmış ama ben evde yoktum. babam da içeri almamış. ne bileyim yani düşünemedim yağmur yağacağını. hatam bu. buna söylediği laf ise şu: "bir gün ben de öleceğim hepiniz göreceksiniz" vs vs. ve bu yüzden bütün gün benimle konuşmadı!! yaşam enerjimi sıfırladı yemin ederim. benim annem gibi mutsuz bir teyzem var, böyle çok çalışkan filan ama hani böyle yorgun, isyankar aynı annem gibi. bir gün ikisi oturmuşlar, annem ona benim ne kadar tembel bir insan olduğumu anlatıyor. dedi ki "ben çocuk yetiştirmemişim." birden tepem attı. dedim ki: "yuh anne, çocuk yetiştirmedim dediğin kişi benim! benden bahsediyoruz!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özetle: ne berbat bir çevrem var. yaz hiç bitmeseydi ne güzel olurdu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-69258271855992095?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/69258271855992095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=69258271855992095&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/69258271855992095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/69258271855992095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/09/dresdene-kampa-gittim-cok-memnun-kaldm.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-8792923284748726437</id><published>2010-08-21T18:22:00.002+03:00</published><updated>2010-08-21T18:25:05.398+03:00</updated><title type='text'>arabeskten çıkmak için müziği değiştirin.</title><content type='html'>ya gerçi az önceki yazıyı yazınca birden düzeldim, radiohead'i kapatıp louise attaque açtım birden içim ferahladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-8792923284748726437?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/8792923284748726437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=8792923284748726437&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8792923284748726437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/8792923284748726437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/08/arabeskten-ckmak-icin-muzigi-degistirin.html' title='arabeskten çıkmak için müziği değiştirin.'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-948821955485893228</id><published>2010-08-21T17:55:00.006+03:00</published><updated>2011-02-22T10:29:57.172+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>yılın 200 günü arabeskten şaşmayacaksın</title><content type='html'>neden bilmiyorum galiba yılın 200 günü derbeder geçiyor. sebebi de yok. bugün de öyle. en sevdiğim şarkının "where i end you begin- radiohead" en sevdiğim kitabın "hızlı gazeteci- ah mimoza" olduğu günler bunlar. "i can watch and can't take part, where i end where you start, where you left me alone" veya "mimoza, canım acıyor." cümlelerini ard arda tekrarlıyorum. arabesklik yapmak gibi olmasın ama sanki bir bıçak göğsüme saplanıyor gibi. o kadar şiddetleniyor ki gerçekten bir bıçak batırmak istiyorum oraya. nedenini de bilmiyorum az önce söylediğim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birden üstüme bir çaresizlik çöküyor. diğer herkesten çok çok geride olduğum duygusunu bir türlü atamıyorum. ailem bir alacaklı ordusu gibi davranıyor sanki. yabancılar ise beni üzüyor. fakat düşününce, kendisi yüzünden özel olarak üzüldüğüm bir yabancı yok. aslında var. mesela ılgın diye bir kız vardı. bir keresinde "yaşamımı bir düzene sokmam lazım" demiştim. gülerek "aman sanki rock starsın da." demişti.  bir keresinde de ziya'ya kendimi herkesten çok aşağı hissettiğimi söylemiştim. bana "haklısın ama bunu yaratıcılığa dönüştürebiirsin." demişti. adam diye macar bir çocuk da beni reddetme nedeni olarak "sen çok ciddisin" demişti. işte tüm bunları düşünüyorum da içinden çıkılmaz küçücük bir alem. düşündükçe daha da üzüecek duruma düşüyor insan. herkesin yaptığı şeyleri yapmaktan acizim. yok, belli şeyleri kast ederek konuşuyorum. neden böyle? diye diye aklımı yiyeceğim. göğsüm o kadar acıyor ki bunu düşündükçe. annem diyor ki bilip bilmeden "ama kızım sen de şu şu okulu kazandın." bilmem ne. bunlar gerçek başarı değil. gerçekten çok üzülüyorum. dediğim gibi, fiziksel bir acı bu, insan dayanamıyor. midem bulanıyor mesela. emocu kız gibi farkında olmadan durmadan elimi silah yapıp şakağıma göğsüme götürüyorum. birilerini arıyorum, konuşamıyorum, telefonda geveliyorum. iki dakika sonra geçiyor, iki dakika sonra yeniden başlıyor. hapishanede gibi hissediyorum kendimi. bir de ayağa kalkamıyorum. sağlığım yerinde ama bir şey beni "durmaya" itiyor. bir eylem yapmak istiyorum, radikal bir şey. intihara kalkışmak filan istiyorum. tabi ölmeden. güzel günler gelecek. gelecekler de nerdeler? günler, aylar, yıllar geçiyor, bu hisler geçmiyor. boğazım ağrıyor, bir şey söylemek istiyormuşum da söyleyemiyormuşum gibi. ve annem arıyor, telefonda "barbunya yap, çamaşırları topla, yarın bana yardım et." diyor. eve geliyor "bu evin hali ne?" diye soruyor. babam da "senin bir şey yaptığın yok." diyor. mesela geçen yaz zee diye sırplı bir çocuğa aşık olmuştum. aşık da olmuştum hani, ama 2 çift laf etmişliğim yoktu. bir gün trolley denen otobüste karşılaşmıştık. bilmeden onun yanına oturmuşum. ben o kadar sevinidim ki çocuğa "sen zee misin?" diye sordum. bön bir "evet" cevabını alınca ağzım kulaklarıma varmıştı. aşık olduğum çocuğun yüzünü hatırlamamıştım. ama aşıktım aşık olmasına. bu arada bu geçen sene oluyor. zeka yaşı sizi şaşırtmasın. sonra nedense çocuğa "deniz de sırptır" deme gafletinde bulundum. çocuğun bütün ilgisi deniz'e yöneldi. numarasını filan istedi. ben de ne yaptım bütün gece ağladım. deniz ve çisem korka korka birbirlerine bakıyor: "ezgi ciddi misin, şaka mı yapıyorsun?" diye soruyorlardı. cevabını ben de bilmiyordum ama herhalde zee'ye değil makus tarihime ağlıyordum. oraya karşılıksız bir aşktan kurtulmak için gelmiştim. o gece rüyamda hep bunları gördüm. ağlamalarım, sayıklamalarım kızları uyandırdı. lisenin ilk senesinde de bir üst dönemden kızlar gelirler, üst dönem olmanın verdiği hava civayla bize "bir galatasaraylı nerde ne yapacağını bilir, bir galatasaraylı kendine güvenir." derlerdi. ben de aynen şöyle geçirirdim aklımdan: "iyi, ileride bir yere girdiğimde gaatasaraylı olduğumu söylemeyeyim, okulumuzun itibarı sarsımasın." bütün bunlar bana çok bağlantılı geliyor. küçük, minicik bir yaşam. ama içi böyle acılarla dolu. her yerde ya kalp kıran, ya da bir şeyler talep eden insanlar. en kötüsü zayıf bir iradeye hapsolmuş arzularım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-948821955485893228?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/948821955485893228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=948821955485893228&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/948821955485893228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/948821955485893228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/08/yln-200-gunu-arabeskten-sasmayacaksn.html' title='yılın 200 günü arabeskten şaşmayacaksın'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-9031152032370983077</id><published>2010-08-12T02:07:00.005+03:00</published><updated>2011-02-22T10:27:48.736+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk hayatı'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;"&lt;em&gt;YENGEÇ VE YAY&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;kısa vadede muhteşem bir deneyimdir. uzun vadede ise mücadele ve acı dolu bir ilişkidir. ateş burcu olan yay özgürlük ister. yengeç ise ömür boyu kalıcı bir ilişki peşindedir. dost ve dışa dönük yay yengeç'in özel olduğunu hissettirir ama güven vermez. yay taahhütte bulunmaz. bir iki hafta çok özel bir ilişki yaşatır ama sonra dünyanın diğer nimetlerini keşfe çıkar (buna başka ilişkiler de dahildir.) yengeç, yay'ın gezinme ihtiyacını asla anlamaz. yaylar baskıdan nefret eder. bu iki burç aşka farklı bakmaktadır. yay sözünü sakınmaz. kısa vadede muhteşem bir aşk ilişkisi olabilir çünkü aradaki çekim yoğundur. ama yengeç başı bulutlarda gezinmeye başladığı anda işler tersine dönecektir."&lt;/em&gt; aşk kitabı, maria shaw&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;astrolojiye olan yüzeysel ilgim, genelde hem küçümsenir hem de sevimli bulunur. mesela herkesin "ayyy sen de yine başladın" diyeceğini bile bile "evet o buna kızıyor, çünkü o bir boğa" filan derim. herkes de iğrenir gibi yaparak güler. sonuçta benim lehime olur her şey. yukardaki arabesk, klişe, kız işi paragrafı da ayrılma sebeplerimiz olarak okudum ve her defasında "ne kadar doğru" diyerek iç geçirdim. eh, yıldızlar böyle yazmıştı. okuduğum ikinci teselli edici şey de amelie nothomb'un şu satırları oldu:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;iğrenç bir suç dışında insanların ilişkilerini bitirmelerini anlamıyorum. birine bir şeyin bittiğini söylemek, çirkin ve yanlış. bu hiç bitmedi. insan birini düşünmese bile, onun içindeki varlığından nasıl kuşku duyabilir? başkasını düşünen insan düşünülür. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;evet bana hatırı sayılır bir iyilikte bulundun, sen beni mutlu eden ilk erkeksin, seni suçlayacağım bir şey yok. seninle harika anılarım var, ama artık seninle birlikte yaşamak istemiyorum.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;fakat bu kadar medeniyet fazla geldi. insan hiç gözyaşı dökmeden birinden ayrılabilir mi? önce tabi azıcık votka- portakal içtim, sonra zeki'ye şunları dedim:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- bana bak, ben seni terk edince neden üzülmedin?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- sen kimsenin etkisi altında kalmadan karar ver diye.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- hadi ordan. dünden razıydın değil mi götoş. GÖTOŞ!! (ağlamalar filan)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- ezgi'ciğim ağlama.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- zaten gerçek giden kalandır. unutulanlar unutanları terk eder ve unutanlar sallamaz. sen! &lt;em&gt;seni etrafımda görmek istemiyorum&lt;/em&gt;.(küçük sırlar dizisi)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sonra şunu okuyunca hak verdim:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;TERK EDİLMİŞ YAY&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;kısa süre içinde birini bulacaktır. "olan olduktan sonra ağlamanın yararı yok" diye düşünür. iyimserdir. evrenin çok yakında ona yeni birini göndereceğini bilir... ya da flört etmekte olduğu biriyle çıkmaya başlar. onun hayatında, geçmişten kalan ve kendisine ikinci bir fırsat verilmesini bekleyen biri daima vardır. kendi istemedikçe uzun süre yalnız kalmaz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;astroloji yüzündendi hepsi. yıllardır bu mereti kıçından anlamam yüzünden kendimi kendi gözümde ana babasının her dediğine "he" diyen sevgi dolu bir insan yapmıştım. zeki'yi de "ahay, gidene kal demem" gibi bir insan gibi görmüştüm. sırf astrolojiyi yanlış anlamam yüzünden. zeki karşımda olanca sevecenliği ve insan canlısı oluşuyla bana bakıyordu. iyi bir insandı, ona kızgın da değildim. ben de kötü niyetli değildim. ama birkaç gün hüzünlü takıldım. biz beraberken bazen durup durup "ben neden zeki'yle beraberim?" diye kendime sorardım. sanki çok saçma bir iş yapmışım gibi gelirdi. şimdi de durup durup "biz neden ayrıldık?" diye soruyordum, sanki yine çok saçma bir iş yapmıştım. sonra bütün bu duygular geçti. yerini eski kasvetlere bıraktı. rüzgar yüzüme vurduğu vakit benliğimin içindeki yalnız kişiyi hissediyordum, yalnız, tek, cinsiyeti bile olmayan, yapayalnız. bu çok hoşuma gidiyordu. zaman zaman da kendimi pis kokular içinde, karnı ağrıyan, izole bir insan gibi gördüm. benim kişiliğimde hep "bir şeyleri kaçırıyorum" hissi vardır, bu da doğrudur. o his doruğa ulaşıyordu. arkadaşlarım vardı ama hepsi uzaktaydı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kitaptaki karakter gibi ben de "evet, seninim. annemi babamı terk edeceğim, arkadaşlarıma kulak asmayacağım. buraya gelip seninle serbest aşk yaşayacağım. burjuvazi değerlerinden kurtulacağım. gerçek bir kadın olacağım." diyebilir miydim? desem de demesem de bunu kimsenin kalbini kazanmak için yapmayacağım kesin. ama şimdi bunlar çok uzak görünüyor, ben pis kokular içindeyim, karnım ağrıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-9031152032370983077?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/9031152032370983077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=9031152032370983077&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/9031152032370983077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/9031152032370983077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/08/yengec-ve-yay-ksa-vadede-muhtesem-bir.html' title=''/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-7797514252650969064</id><published>2010-08-02T16:10:00.003+03:00</published><updated>2011-02-22T10:29:29.884+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavsiyeler'/><title type='text'>genç bilgeler 2: vücut kraliçesiyle buluşma</title><content type='html'>daha önce "dik dur" diye ikaz edildiğimde "tamam" desem de içime sinmezdi. dik dur= kendini göster. kendini herkesin gözüne sok demekti. ş. bana önce dik dur dedi, sonra nasıl durulacağını gösterdi. klasik anlamda dik durmanın (göğüs dışarda, karın içerde) gösterişçilik olduğunu, omurgayı da ezdiğini söyledi. aman allahım! bir vücut kraliçesi benim bugüne kadar düşündüğüm şeyleri söylüyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ş. dik durmanın omurgaya saygı duymak, onu incitmemek olduğunu söyledi. böylece dik durmak benim için kabul edilebilir bir hal aldı. ş zaten benim kabul etmediğim şeyleri öyle bir sunar ki kabul ederim en sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra ş beni milongaya götürdü. orda çok nazik insanlarla tanıştım. bana dans etmeyi gösteen, hatalarıma "olur o kadar" diyen, en ufak uyumda takdir eden. rahatlattı bu beni. aşırı iyi uyum sağlayamıyordum ama bu şekilde takdir etmeleri cesaretlendiriyordu beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ş bana omurga için, vücudun her kası için egzersiz öğretti. yaptıkça da "işte şimdi olduğun gibi göründün" diyordu. ben eskiden zannederdim ki olduğun gibi görünmek= çirkin görünmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kişisel gelişim kitapları çok satıyor ama işe yaramıyor çünkü insanlar o kitapların felsefi temelini kabul etmiyorlar. değişim yavaş olmalı, en önemlisi kişinin kendisiyle uyumlu olmalı. made programını izlediyseniz, oraya katılanların bazı şeylerden vazgeçmeye gönüllü olmadığını bu yüzden değişim sürecini içselleştiremediklerini, pes ettiklerini filan görürsünüz. oysa bu genç bilge, beni gözlemledi, beni tanıdı ve benimle uyum içinde olacak şekilde beni yönlendirdi. tabi daha yolun başındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve z., sana sesleniyorum! yeni tanıdığın insanların yüzüne "haaciz yerine haciz demek istedin herhalde" diyerek onları değiştiremezsin. arkandan "ne gıcık çocuk" derler, ama yine tutup "haaaciz" derler. çünkü yararlarına olan şeyi öyle bir söylüyorsun ki sırf senden geldiği için reddediyorlar. tarz çok önemli, sandığımızdan çok daha önemli. eleştiriye kapalı olduğumu söyleyeceksiniz ama bu ondan başka bir şey. internette hep görüyoruz, örneğin blog yazarı pucca için: "bunu da okuyan var ya türkiye'nin haline şaşıyorum." böyle eleştiri olmaz. bence de bir sürü şey değersiz gerçi, tartışmaya bile değmez. ama yani, hiçbirine dandik derken de çılgınca haz almıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-7797514252650969064?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/7797514252650969064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=7797514252650969064&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7797514252650969064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/7797514252650969064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/08/genc-bilgeler-2-vucut-kralicesiyle.html' title='genç bilgeler 2: vücut kraliçesiyle buluşma'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13031484.post-3948299863069004167</id><published>2010-07-27T01:26:00.007+03:00</published><updated>2011-02-22T10:33:42.943+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli meseleler (burçlar vs:))'/><title type='text'>çok ara vermiştik burçlara, geri dönüyoruz</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;şimdi ben genelde burçların fiziksel özelliklerini pek yakalayamam. ama 2 şey tespit ettim: yay burçlarının bacakları, balık burcu kızlarının yüzü çok güzel. tanıdığım bütün yay burçları ince ve atletik yapılı, uzun bacaklara sahip (zeki, ezgi trak, annemin kankası nüsa teyze, tiyatro klübündeki gizem s. ve gizem k.) herhalde haraketli mizaçları sayesinde. bir diğeri balık burcu kızlarının yüzü. sadece güzel olmakla kalmıyor, hepsi birbirine benziyor. tipik balık burcu kadını yüzünün en güzel tarafı dudaklarıdır. geniş bir ağız ve etli dudakları vardır bunların. ama böyle slikonlu gibi değil. konuşurken şekil değiştiren, biraz mahzun, alaycı, huysuz, çocuksu dudaklar. kemerli burna sahip bir balık burcu kızı tanımadım. hepsinin küçük, düzgün burnu, geniş, güzel dudakları vardı. bunların ciltleri de çoğu zaman pürüzsüz ve yumuşak olup, bu baby faceliği tamamlar.&lt;br /&gt;şimdi bu savımı birtakım fotoğraflarla destekleyelim:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCZBY5HwlI/AAAAAAAAADE/OsQ4Su_7E58/s1600/47_large_3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499063394160329298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 235px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCZBY5HwlI/AAAAAAAAADE/OsQ4Su_7E58/s320/47_large_3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;tipik balık burcu kızı suratı&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCZqgDcrWI/AAAAAAAAADM/rsYrjsxxeYQ/s1600/16843_388429010012_610595012_10381386_4533236_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499064100457327970" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCZqgDcrWI/AAAAAAAAADM/rsYrjsxxeYQ/s320/16843_388429010012_610595012_10381386_4533236_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;lise arkadaşım zeynep. o yıllarda bence güzel olmak= zeynep'e benzemekti. şimdi bu kadar takıntılı değilim:)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCabXUfyFI/AAAAAAAAADU/FXUcU8ycbqM/s1600/4545_198352700493_535805493_7238011_7120935_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499064939926505554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 181px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCabXUfyFI/AAAAAAAAADU/FXUcU8ycbqM/s320/4545_198352700493_535805493_7238011_7120935_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;tiyatrodan senem. şişmanlığın güzelliği bozamadığı biri.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCbQmUZguI/AAAAAAAAADc/JS_lCm25_Zo/s1600/21977_327641028046_652878046_4888643_961017_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499065854485693154" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 207px; CURSOR: hand; HEIGHT: 268px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCbQmUZguI/AAAAAAAAADc/JS_lCm25_Zo/s320/21977_327641028046_652878046_4888643_961017_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yine tiyatrodan ve balık burcundan nesli: aynı cinsten surat.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCcJQRVp_I/AAAAAAAAADk/eTBwM5E57wQ/s1600/CIMG3571.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499066827819821042" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCcJQRVp_I/AAAAAAAAADk/eTBwM5E57wQ/s320/CIMG3571.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;blog yazarı dilay ve balık gibi suratı:)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCc6MUwdUI/AAAAAAAAAD0/mK8LkHJoZ3Y/s1600/FotoÄŸraf-0021.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499067668574008642" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCc6MUwdUI/AAAAAAAAAD0/mK8LkHJoZ3Y/s320/Foto%C4%9Fraf-0021.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendi malakl suratım: onlara benzemek için her yıl düşen burnumu kaldırırken. fakat ne yazık ki balık burcundan değilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;keşke yayların bacaklarının fotoğrafını da koysaydım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak ben artık okunan bir blog olmak istiyorum. eğer öyle olursam, kimse benim için tanınınca şımardı filan diyemez çünkü nasıl olsa şimdi de yorumlara cevap yazma huyum yok. ama sor bakalım neden yok? çünkü güzel bir cevap yazacağım diye aklım çıkıyor, ben de yazmayı yarına erteliyorum. sanırım siz okurlarımla paylaştığım bir şey yok. zaten 6 tane izleyicim varmış. 6nızın da gözlerinden öperim, fakat ben artık okunmak istiyorum ne bileyim. kaç yıl oldu başlayalı, hem blogumda yazı var, şarkı var, skeç var... alengirli yani. neyse be, belki geçici bir hevestir bu okunmak hevesi.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13031484-3948299863069004167?l=fonetikkaktus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/feeds/3948299863069004167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13031484&amp;postID=3948299863069004167&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3948299863069004167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13031484/posts/default/3948299863069004167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fonetikkaktus.blogspot.com/2010/07/cok-ara-vermistik-burclara-geri.html' title='çok ara vermiştik burçlara, geri dönüyoruz'/><author><name>fonetik kaktus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10079488779831356722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TMxENoTt5bI/AAAAAAAAAEc/4ySveKrRsKg/S220/foto%C4%9Fraf0010.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fKNE7-htE6w/TFCZBY5HwlI/AAAAAAAAADE/OsQ4Su_7E58/s72-c/47_large_3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
